Tarık Ziya Ekinci



Bookmark and Share

Hukuk ve siyaset


23.11.2017 - Bu Yazı 390 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kısa bir süre önce çok izlenen TV kanallarından birinde kariyer sahibi iki büyük hukukçunun AK Parti’li bir siyasetçi ile tartışmalarını izledim. Karşılıklı konuşmalar daha çok siyasetçinin dayatması şeklinde geçiyordu. Hukukçular suskundu. Konuşurken de hukuk ilminin verilerini sergilemekten kaçınıyor, siyasetçiyi ha-evet tarzında onaylar gibi davranıyorlardı. Siyasetçinin muhataplarına ve TV aracılığıyla bütün Türkiye’ye dayattığı arkaik düşünceleri bir nasmış gibi izlemek hüzün vericiydi. Manzaradan büyük elem duydum. Tartışılan konu hukuk ve siyasetti. Konuşmacıları karşı karşıya getiren konu ise OHAL’in ve KHK’lerin keyfi uygulamalarıydı. Tartışmanın özü yüz binlerce vatandaşın hukuksal hiçbir dayanak olmadan işinden atıldığına ve önemli bir bölümünün de tutuklandığına ilişkin uygulamalardı. Siyasetçi “Siyaset hukuktan üstündür. Hukuku belirleyen siyasettir. Hukukla bağdaşmadığı iddia edilen olaylar siyasetin takdiriyle gerçekleşmiştir ve meşrudur. Bunlar için hukuksal dayanak aranmaz. FETÖ’cü çete mensupları her kılığa girebilen sahtekârlardır. Onların şekli hukuk içinde yakalanması ve tasfiye edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle siyaset hukuka aldırmadan şüphelendiği her insanı görevden alma ve tutuklama hakkına sahiptir” diyordu. Siyasetçinin, kendinden emin, dayatmacı tutumu karşısında hukukçular şaşkındı. Evrensel hukuka gönderme yapmanın ve anayasa hükümlerini açıklamanın bir yararı olmadığını düşünmüş olmalılar ki, alçak perdeden “FETÖ’cü çetenin sivil üyelerini yakalamanın kolay olmadığını ve Türkiye’nin zor günlerden geçtiği” tezini kabul ediyor, ama her icraatın hukuk içinde yapılması gerektiğini belirtmekte çekingen davranıyorlardı. Dolaylı yoldan da olsa siyasetçinin haklılığını onaylar gibiydiler. “Ben bir siyasetçiyim! Hukuk kuralları beni ilgilendirmez” diyen AKP’li konuşmacının açıkça mugalâta yaptığını söylemeye, muhtemelen, cesaret edemiyorlardı. Siyasetin gazabına uğramanın korkusuna kapılmış, terörize olmuş gibiydiler. Siyasetçiye karşı çıkmanın, FETÖ’cü terör örgütüyle iltisaklı oldukları suçlamasıyla gözaltına alınmaları, iddianameleri yazılmadan aylarca tutuklu kalmaları ihtimal dışı değildi. Hukukçular haksız mıydı?  Başta Eş genel başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere 12 HDP milletvekili, Cumhuriyet gazetesinin yazarları, Altan kardeşler, Şahin Alpay, Mümtazer Türköne, Ali Bulaç  gibi yüzlerce aydın, gazeteci, Osman Kavala gibi sol eğilimli işadamları ve AK Partiye muhalif pek çok vatandaş terör örgütleriyle iltisaklı oldukları gerekçesiyle tutuklu değiller miydi?  Ak Partili Siyasetçinin dediği gibi bu olayları hukuk değil, ancak, siyaset açıklayabilirdi.

Sayın Erdoğan, FETÖ’cü çetenin hezimetle biten 15 Temmuz darbesinden hemen sonra yaptığı açıklamada “Bu, bize Allah’ın bir lütfüdür” derken, yeni dönemin iktidara emsalsiz olanaklar sağladığını ima ediyordu. Nitekim kısa bir süre sonra OHAL ilan edilmiş ve o günden itibaren ülke KHK’lerle yönetilmektedir. Artık toplum yaşamında belirleyici olan hukuk değil, hiçbir denetime tabi olmayan, siyasetin emrindeki KHK’lerdir.  Hukukçularla tartışan AK Partili siyasetçi de “Siyaset hukuktan üstündür” derken Sayın Erdoğan’ın KHK’lere dayalı yeni düzeni tanımlıyordu. Oysa hukuka dayanmayan ve keyfi biçimde yönetilen bir toplum devlet olamaz. Çağdaş toplumlarda hukuksuz yönetimlerin yeri ve saygınlığı yoktur. Hukukçu-yazar Taha Akyol, devlet hayatında hukukun ve siyasetin yerini tanımlarken; “Siyaset için doğru yol, adaletin siyasetten üstün olduğunu kabul etmek, yeni bir anayasayla bunu gerçekleştirmektir. Hukukçu için de doğru yol, hukuku siyasetten üstün tutmaktır”[1]diyor.  

Siyaset nedir, siyasetçi kimdir?

Siyaset Arapça siyasa sözcüğünden Türkçe’ye geçmiş bir deyimdir. Aslı seyis (at terbiyecisi) kökünden gelmekte olup terbiye anlamı taşır. Siyaset sözcüğü emir, yasak ve terbiye gibi manalarda da kullanılır. Siyasetin sözcük tanımı esas alındığında siyasetçinin görevi düzenli bir toplum sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Siyasetçinin düzenli bir toplum oluşturabilmesi ise ancak önceden belirlenen kurallar çerçevesinde hareket etmesiyle mümkündür. Aksi halde düzenli bir toplum değil, kaos yaratılır. Düzenli ve adil bir toplum oluşturmak için önceden belirlenen ve herkesin bilmesi gereken kurallar manzumesinin adı hukuktur.

Türkiye’deki kullanım açısından ‘siyaset’ bir isimdir. Münhasıran toplumu yönetmeye talip örgütlerin yaptığı meşguliyeti tanımlar. ‘Siyasetçi’ ise bu örgütlerin üyelerini tanımlamak için oluşturulan bir sıfattır. Siyaset ve türevlerinin Batı’daki karşılıkları politika, politik parti ve politikacıdır.  ‘Siyasetçi’ sıfatının halk arasında olumsuzluk ifade eden anlamı da vardır. Özellikle her devrin adamı, entrikacı, fırsatçı, dolandırıcı olarak tanınan kimselerin ‘siyasetçi’ sıfatıyla yaftalandıkları bilinir.       

Siyasetçilik bir meslek değildir. Belli bir eğitimden geçerek siyasetçi olunmaz. Siyaset ise,  ülkede geçerli Anayasa ve hukuk kuralları ile uyumlu ekonomik, hukuksal, sosyal, yönetsel, eğitim, kültür, dış politika sorunları ile temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına ilişkin ilkeleri kapsayan programları olan yasal örgütlerin etkinliğidir. Genelde siyaset üreten partilerin tepesindeki kadrolardır. Bu kadroların hukuk, tarih, ekonomi, sosyoloji, diplomasi, genel kültür konularında bilgili ve yetkin olmaları arzu edilir. Türkiye’deki partilerin içte ve dışta temsil yetkisi üst kadrolardır. Partilerin üst organlarında çalışmaya istekli yetkin üyelerin sayısı sınırlıdır. Parti içi demokrasi kısıtlı ve işlevsizdir. Temsil görevini yapanların dışındaki üyeler parti disiplini içinde itaat etmekle yükümlüdür. Üyeler, düşünce ve inançlarına aykırı da olsa üst organların kararlarına uymak ve bunları uygulamak zorundadır. Parti içi demokrasinin işlevsiz olmasının doğal sonucu olarak siyasal güç sınırlı ellerde yoğunlaşır ve demokratik hukuk devleti yerine otoriter oligarşiler kurulur. Siyasetçi üyeler de oligarşik kadronun isteğine uyarak ‘siyaset hukuktan üstündür’ iddiasını yineleyebilirler.

Hukuk olmadan devlet olmaz

Tarihte kabile, aşiret ya da göçebe hayatı yaşayan toplulukların nüfus yapısındaki süreklilik zayıftır. İnsanlar bir taraftan diğer tarafa kolayca geçebilmişlerdir. Zamanla toplulukların bireyleri arasında farklı mesleklerin oluşmasına bağlı olarak, bireylerin karşılıklı bağımlılığı ve görev taksimi gerçekleşmiştir. Böylece istikrarlı olmayan insan topluluklar istikrarlı toplumlara dönüşmüştür. Toplumların gelişmesi, görev taksimi ve bireyler arası dayanışmaya yol açmış. Yeni yaşamın yerli yerine oturması ve düzen içinde gelişmesi için bağlayıcı kurallara ihtiyaç hâsıl olmuş. Toplumsal ihtiyacın belirlediği ortak kurallar Hukukkavramını ve bu kuralların adalet içinde uygulanması da Devletkavramını geliştirmiş. Tarih göstermektedir ki, insan topluluklarının topluma dönüşme sürecinde önce hukuk sonra devlet oluşmuştur. Önceden belirlenmiş kuralları olmayan bir toplumun devletleşmesi ve düzen içinde varlığını sürdürmesi mümkün değildir.

OHAL ilan edildiği tarihten başlayarak Türkiye genelde hukuksal dayanağı olmayan, denetime kapalı KHK’lerle yönetilmektedir. Toplum adeta tarih öncesi bir yönetime mahkûm edilmiş. Artık hukuk değil, siyasetçi konuşmaktadır. Bu nedenle de AK Parti sözcüsü göğsünü gere gere “Belirleyici olan siyasettir. Siyaset hukuktan üstündür” diyebiliyor.

Her ülkenin anayasasında, kargaşaya yol açan ağır toplumsal olaylar karşısında kısa süreli olağanüstü yönetimlere geçmeyi mümkün kılan hükümler vardır. Ama hiçbir demokratik toplumda OHAL yönetiminin norm koyucu ve kalıcı rejim haine dönüştüğü görülmemiştir. Türkiye’de de binlerce vatandaşımızın canına mâl olan FETÖ’cü çetenin silahlı kalkışma hareki üzerine haklı olarak 20 Temmuz 2016’da OHAL ilan edildi. Hainler kısa zamanda hezimete uğratılmış ve tutuklanarak adaletin önüne çıkarılmışlardır. Çetenin devlette ve toplumda yuvalanmış yüz binleri bulan sivil uzantıları da darbe sonrası süreçte tamamen temizlenmiştir. Buna karşın OHAL’in sürdürülerek ülkenin KHK’larla yönetilmesinde hiçbir toplumsal yarar ve hukuksal gereklilik kalmamıştır. Aksine OHAL’in devamı faydadan çok zarar getirmekte, ekonomik, sosyal ve kültürel bakımlardan telafisi güç yıkımlara neden olmaktadır. Keza, süreklilik kazanan OHAL devlete ve devlet kurumlarına karşı güven kaybına yol açmakta... Özellikle tarafsız hukuk ve tarafsız yargı algısı değişmekte, hukukun yerini siyaset almaktadır. Bugün toplumda oluşan ve giderek yaygınlaşan bu olumsuz algıdır. Bunun en hazin örneği, hukuk otoriteleriyle tartışan AK Parti'li siyasetçinin açıklamalarıdır.

AYM anayasanın 148/1 maddesini mutlak bir hüküm olarak algılamış ve KHK’ler hakkında anayasaya aykırılık davası açılamayacağına karar vermesi bu algıyı pekiştirmiştir. Oysa daha önce bir hakkın kötüye kullanılmasını önlemek ve anayasanın13, 15/1, 90/5 maddelerinin özüne bakarak OHAL’in amaçlarına aykırı KHK çıkarılamayacağına hükmetmiştir. AYM’nin son kararından yararlanan idare ülkenin ekonomik hayatını derinden etkileyen ve Merkez Bankası görevi de yapacak yetkileri olan ‘Türkiye Varlık Fonu’nu KHK ile kurmuştur.                 

Nitekim AYM’nin evrensel hukukla örtüşmeyen kararları nedeniyle KHK’lere karşı yargı yolu kapalıdır. Bireysel mağduriyetleri incelemek ve bir karar üretmek için oluşturulan OHAL Komisyonu da bürokratik nedenlerle çalışma moduna girememiştir. Oysa bugüne kadar,  komisyona 57.340 başvuru yapılmıştır. Henüz incelenip karara bağlanan tek bir dosya yoktur. Komisyon'un karara bağlamadığı hiçbir dosya için yargıya başvurmak mümkün değildir. 7 kişilik Komisyon'un 60 bine yaklaşan dosyayı inceleyip karara bağlaması için yıllar gerektiği açıktır. Bu nedenle de OHAL Komisyonu'nun, hak ihlallerini düzeltmek değil, hak sahiplerini bezdirmek ve toplumu KHK rejimine alıştırmak için kurulduğu düşüncesi haklılık kazanmakta.

Nihai amaç, anayasa değişikliğiyle kurulan yeni düzende hukuka yer olmadığını, siyasetin belirleyici tek güç olduğunu yaygınlaştırmak ve toplumu tek adam rejimine hazırlanmaktır.   

Hukuk ve siyasetin ilişkisi her zaman tartışma konusu olmuştur. Otoriter Orta Çağ’da hak ve adalet yönetimsel kavramlar olarak devleti yöneten krallara ait davranış biçimi sayılmıştır. Adaletli davranan krallar halkın sempatisini kazanmış, hak tanımaz, despotça yönetenler de zalim olarak nam salmışlardır. Uzun yıllar adalet kavramı devlete hükmeden kralın kişisel tasarrufu olarak algılanmıştır. Adil krallar döneminde halkın huzurlu ve devletin uzun ömürlü olması, zalimlerin idaresinde ise iç kargaşa, sefalet ve huzursuzluk yaşandığı ve devletin kısa ömürlü olduğu dikkat çekmiştir.  Zamanla toplumların özlemi haline gelen adil kral ve adaletli devlet özlemi bağlamında kralın yanında adalet dağıtmakla görevi bir uzmanın bulundurulmasına ihtiyaç duyulmuştur.   

Siyaset Arapça siyasa kökünden Türkçeye geçmiş bir kelimedir. Aslı hepimizin bildiği seyis kökünden gelen kelime ile terbiye anlamı taşır. Sözlük anlamı ile SİYASET emir, nehiy ve terbiye gibi manalara gelen siyaset kelimesi Arapça'dır ... Toplumun terbiyesi, terbiyeli toplum anlamları zorlanırsa ortaya çıkarılabilir. Açık olan bir şey var ki terbiye ahlaklı insanların yapacağı bir iş. Siyasi, ekonomik yönleriyle önemli olan ahilik. Ahlak eğitimi veren bir kurumdu. Arapça “kardeşim” manasındaki “ahi” kelimesinden gelmektedir. Ahlaklı insanların terbiye ettiği sistem işte ahilik ve siyaset. Siyasetin temel felsefesi düzenli toplum, terbiye edilmiş insanların birlikteliği ve bu birlikteliği süreklilik haline getirme işi ise ahilik bunun temeli, unutulmuş bir birliktelik, eski bir sivil toplum örgütlenme şekli idi.


[1] Taha Akyol, Adaleti Yönetmek, Hürriyet Gazetesi, 07. Temmuz. 2017

.

Facebook Yorumları

reklam
23.11.2017
Hukuk ve siyaset
9.9.2017
DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE ÖNCÜLÜK SORUNU
8.8.2017
AK Parti’nin 'Yeni Türkiye’si kapitalizm öncesi devlet projesidir
22.6.2017
Anayasanın değiştirilemez maddeleri kadük oldu
14.6.2017
PERVİN BULDAN’IN GÖZALTINA ALINMASI BÜYÜK BİR SKANDALDIR. ŞİDDETLE KINIYORUM
19.5.2017
Kürt siyaseti yeniden inkâr ve kart-kurt günlerine dönmekte
8.5.2017
‘Hayır’ oylarını araçlaştırma çabası büyük yanılgıdır
21.4.2017
Halk oylaması bir demokrasi mücadelesiydi; Kürtler bu mücadeleden zaferle çıktı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı