Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Bir mahalleye kök salmak…


11.3.2017 - Bu Yazı 984 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Genç bir üniversite öğrencisiydim. Okuldan bir arkadaşımın Sultanahmet Meydanı’nda aylak aylak dolaşırken “Hadi gel Erol Taş’ın kahvesine gidelim” demesiyle başladı her şey. O günden sonra İstanbul’da bazen sık sık gittiğim bazen de birkaç yıl ara verdiğim ama mutlaka bir şekilde yolumun kesiştiği bir yer oldu Erol Taş’ın kahvesi…

Daha dün gibi hatırlıyorum iki arkadaş Sultanahmet Camii’nin oradaki sokak aralarından süzülüp Cankurtaran’a indiğimiz o günü. Meraklı gözlerle Akbıyık Caddesi ve kesişen sokaklardaki cumbalı evlere bakmıştım. Birçoğu eskiydi o zamanlar, tadilat görmemişti; yine de heybetlilerdi. İçlerindeki yaşanmışlık izleri binaların dışına vuruyordu. Cankurtaran’a indiğimizde, tren alt geçidine varmadan, şimdilerde Erol Taş Kültür Merkezi olarak faaliyet gösteren kahveye vardık. Mütevazı bir kahveydi, hâlâ da öyle…

Kahveden içeri girdiğimizde gözümü duvarlardan alamadım. İyi bir film izleyicisi olarak izlediğim birçok filmin afişi vardı. Erol Taş’ın oynadığı filmler… Filmlere inanırım ben, başrol ya da yardımcı oyuncu olsun; Erol Taş, hep kötü adamdı. O filmleri değerli ve özel kılanın oynadığı karakteri başarıyla canlandırması olduğunu daha sonra öğrenecektim. İşte orada, kasanın hemen yanında sandalyesini yan çevirmiş nargilesini içerken bize bakıyordu. Korktum… Eline bir sopa alıp bizi kovalayacak duygusuna kapıldım o an. O, sadece bize gülümsedi “Hoş geldiniz gençler” diyerek. İlk çay bardağını bitirdiğimizde kalp atışlarım ancak yerine gelebildi.

Oysa Erol Taş benim çocukluk kahramanım değildi. Hatta nefret ettiğimiz kötü adamdı. Zambo sakızları vardı eskiden, içinden ‘artizlerin’ resmi çıkardı. (Artiz denirdi, öyle derdik) Çok değerliydi o resimler. Ayhan Işık, Orhan Günşiray, Fikret Hakan, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Kartal Tibet, Türkan Şoray, Fatma Girik, Selma Güneri ve Kadir İnanır’ın olduğu yerde Zambo sakızından çıkan Erol Taş resmi kimsenin ilgisini çekmez, takasta bile kullanılmazdı. Paranın geçmediği, takasın değerli olduğu zamanlardı.

‘Kötü’ olmayan ‘kötü’ adam

O günden sonra, kahve benim için önemli bir yer haline geldi. Gidip geldikçe Erol Taş’ı içindeki ‘kötü olmayan’ iyi adamı tanıdım. Mahalleli zaten tanıyordu bu delikanlı, iyi yürekli abisini. Ve kahveye gidip gelişte değişik sokakları keşfettim. Cankurtaran’ın, bir evden diğer eve çamaşır asılan sokaklarını, o sokakta fakir ama mutlu yaşayan insanları tanıdım. Aynı mahallede doğup aynı mahallede yaşlanan insanları. Bugünlerde yol yapım çalışmaları nedeniyle susan banliyö treniyle de Cankurtaran’a gelmek ayrı bir keyifti. Sirkeci’den trene binip ilk durakta inerdiniz. Alt geçitten geçip kahveye varınca soluklanır, Erol Baba oradaysa bir selam verir, iki kelam eder, sıcak çayınızı yudumlardınız. Kelamsız bırakmazdı mekânına gelen insanları Erol Taş. 

Hayat bir çakal yağmuru gibi akıp giderken (yaz yağmuru) bazı şeylerin değişmediğini görmek insana huzur veriyor. Aynı mahallede yaşlansan bile kendini koruyan mahalleler kalmadı artık. Hızlı değişime direnemiyorlar. Eskiden gençler bir çınar altında, çeşme başında ya da belirli bir pastanede buluşurdu. Onların yerini şimdilerde AVM’ler aldı. Bu çılgın yarışa AVM’ler bile direnemiyor. Bir yıl önce gençlerin deyimiyle trend olan AVM, hemen yakınında bir senede biten yeni AVM’ye bırakıyor popülerliğini. Böyle bir ortamda Türk sinemasının önemli ustasının, yaşadığı sürece çekimde olmadığı her an, 50 yıl boyunca işlettiği kahvehanesinin başında olmasını anlamak güç.

İnsan yaşadığı yere benzer

Aslen Erzurum doğumlu olan ve babasının ölümünden sonra annesiyle geldiği Cankurtaran’dan bir daha çıkmayan Erol Taş, şairin “İnsan yaşadığı yere benzer” dizelerini hatırlatıyor bizlere. Göç ettiği yerden geldiği mahalleye kök salan bir adamın öyküsüdür aslında bu. Mahallelinin deyimiyle ‘iyi yürekli adamın’. İlk gittiğimden beri, 30 yılda çok şey değişti Cankurtaran’da. Sultanahmet’e çıkan sokaklarda bulunan eski binalar onarıldı, butik otel, hostel, restoran oldu.

Ama değişmeyen şeyler de oldu, ara sokaklarda. Yine çamaşırlar dışarıda; komşu dayanışması sürüyor. Erol Taş’ın ruhu yaşıyor mahallede sanki. Ara sokakları dolaştığınızda rastlarsınız bunlara, bakıp geçmeden görmek isterseniz eğer. En son gittiğimde, yaşlı bir amcayla karşılaştım. Küçük tek katlı evini deniz mavisine boyamıştı. Elinde keseri vardı, bir şeyler onarma peşindeydi. Konuştuk ayaküstü, vakıflardan kiralamış evi; 40 yıldır aynı evde yaşıyordu. Küçük evini cennete çevirerek yaşlanmayı başarmıştı bu amca. Yolunuz Cankurtaran’a düşerse, Erol Taş’ın kahvesinde bir soluklanın ve dalın ara sokaklara. O sokaklarda hâlâ Dede Efendi’nin doğduğu evden bütün insanlığa yaydığı o muhteşem nağmeleri yankılanıyor çünkü. Hissederseniz, duyarsınız o nağmeleri…              

.

Facebook Yorumları

reklam
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
20.6.2015
Sınır…
5.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
11.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
22.03.2015
Kanaviçe
08.03.2015
Ağrı Dağı’nda bir Ebru
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı


Seraby Interactive |Reklam Ajansı