Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Paramparça...


12.7.2018 - Bu Yazı 574 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Almanya’da görülen aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist yeraltı örgütüne yönelik beş yıldır devam eden davada karar açıklandı. 10 kişiyi öldürmek, banka soygunları yapmak ve bombalı saldırılarla suçlanan bu örgütün lideri Beate Zschäpe, ömür boyu hapis cezasına çaptırıldı. Bu karar örgütün mağduru olan insanların yakınlarını tatmin etmedi, asla da tatmin etmeyecek… Mağdurlara göre Alman devleti 10 yıldan fazla süreyle işlenen cinayetlere, bombalı saldırılara göz yummuştu…

Bugün Münih Yüksek Mahkemesi’nin açıkladığı karar aklıma Fatih Akın’ın Altın Küre’de En İyi Film ödülünü alan ‘Paramparça’ filmini getirdi. Film, NSU tarafından bombalı saldırıda eşi ve oğlu öldürülen bir kadının adalet yerine gelmeyince, ‘kendi adaletini’ aramasını çok sert, çarpıcı bir dille anlatıyordu. Sinemalarımızda her başarılı yapım gibi sessiz sedasız, az izleyiciye ulaşan film hakkında ilk izlediğimde yazmak istemiştim. Araya tembellik girdi bugüne kaldı… 

Diane Kruger, Numan Acar ve Ulrich Tukur’un muhteşem performans gösterdiği filmde, eşi Nuri ve yedi yaşında oğlunu Hamburg’daki bombalı saldırıda kaybeden Katja’nın adalet arayışı konu ediliyor. Katja için hayata tutunmanın tek anlamı, eşi ve oğlunu öldürenlerin bulunup, adalet önüne çıkarılmasıdır. Bu şekilde hayata ancak hayata tutunabilecektir. Katja, eşi ve çocuğu için adalet ararken karşısına bir sürü engel çıkar. Soruşturmayı yürüten savcılık eşi Nuri’nin geçmişte uyuşturucu satmaktan cezaevine girdiği üzerinde yoğunlaşır. Nuri, uyuşturucu satmaktan girdiği cezaevinde okuyarak üniversiteyi bitirmiş, Katja ile tanışıp çocuk sahibi olduktan sonra bambaşka bir hayatı olmuştur. Hamburg’daki küçük ofisinde özellikle Türklerin mali konularında yardımcı olmaktadır. Saldırının olduğu gün, Katja’nın işi olduğundan oğlu Rocco babasının yanına gelmiştir…

Soruşturmayı yürüten Alman savcılığının katillerden çok mağdur üzerine yoğunlaşması bana Malatya’da yürütülen Zirve Davası’nı hatırlattı. Davanın görüldüğü günlerde mağdur avukatından Zirve Davası dosyasını çalıştığım gazete için almıştım. 22 klasör olan dosyanın tam 20 klasörü mağdurların faaliyetlerine ayrılmış, sanıklarla ilgili iki klasörlük inceleme dosyası ise üstün körü bir şekilde hazırlanmıştı. Dosyada sanıkların cinayet öncesi ilişkileri, yaptıkları görüşmeler çok az bir şekilde yer almıştı.

Biz dönelim filmin hikâyesine… Katja bütün bu engellemelere rağmen katillere ulaşır, cinayeti işleyen çiftin erkek olanının babasının da ihbarıyla ırkçı çift tutuklanıp, mahkemeye çıkarılır.  Mahkeme süresince bütün deliller sanıklar aleyhine toplanmıştır. Bomba, sanıklardan erkeğin babasının çiftlik evinde yapılmış, kız tarafından patlamanın olduğu ofisin girişine bisikletle bırakılmıştır. Nuri’nin tek suçu ise Türkiye kökenli olmasıdır. Mahkeme sonunda bütün deliller sanıkların aleyhine olmasına karşın, bombanın yapıldığı çiftlik evindeki ambarın kapısının anahtarsız olması ve herkesin ulaşabileceği gerekçesiyle sanıklar delil yetersizliğinden serbest bırakılır. Kararı açıklayan mahkeme başkanı, “ Sizi suçsuz olduğunuz için değil aksine kişisel olarak suçlu olduğunuza inandığım halde, suçunuzu tam olarak ispatlayamadığımız için, hukuk sistemimizin buna izin vermediği gerekçesiyle serbest bırakıyorum” der...

Mahkemenin kararından sonra adalet duygusu tükenmiş ve yaşama tutunma gücü kalmamış olan Katja, katil çiftin peşine düşer. Ölmekle öldürmek arasına iç çatışmalar yaşayan genç kadın, katil çiftin peşine düşer. Katil çift kendilerine mahkeme süresince de destek olan Yunanistan’daki Altın Şafak örgütünün himayesiyle Yunan adalarında karavanda tatil yapmaktadır. Katillerin izini süren genç kadın bir yandan da internette bomba yapımını öğrenir. 

Çifti ıssız bir sahilde sıradan tatil yaparken bulan Katja, hazırladığı uzaktan kumandalı bombalı çantayı önce karavanın altına koyar ve beklemeye koyulur. Sonra, gidip çantayı koyduğu yerden alır. Çantayı sırtına takar ve yürüyüşten dönen çiftin karavanın kapısını çalar…

Gençliğinde sosyalizm ütopyasına inanan benden yaşça büyük bir dostum 30 yıldan fazla bir süredir Almanya’da yaşıyor. Bu dostumla ara ara sohbet ediyoruz. Kendisi Almanya’da yaşayan Türklerin hayatlarını kolaylaştırmak için mücadele veren sivil toplum örgütlerinde çalışıyor. Almanya özelinde Avrupa’da artan ırkçılığı da konuşuyoruz haliyle. Alman devletinin yabancılara karşı özellikle Türk toplumuna karşı artırdığı baskıları konuşuyoruz. Okullarda Türkçe öğrenmenin önüne her geçen gün yeni engellemeler başlamış. Asıl ürkütücü olan ise NSU gibi radikal ırkçı örgütlerden çok, sıradan insanlara da yabancı düşmanlığının artmış olması… Bu ırkçı yaklaşımlar giderek bütün dünyaya habis bir hastalık şeklinde yayılıyor.

Her seçimden sonra, “ Bu ülkede yaşanmaz” diyenlere duyurulur. Dünyanın diğer taraflarında, çiçek, böcek, sevgi kelebekleri uçuşmuyor. Giderek kötüleşen, ‘’öteki’’ olan için zorlaşan bir dünyada yaşıyoruz. Demokrasilerine, hukuk sistemlerine ve insan haklarına övgüler dizilen Avrupa’nın mültecilere karşı tavrı ortada… İşin tuhaf olmayan tek yanı ise Avrupa’yı örnek gösterip, ‘insan hakları, bireysel özgürlükler’ konusunda büyük laflar edip nihayetinde umutlar kırılınca gitmelere düşenlerin büyük bir çoğunluğunun mülteciler konusunda aynı düşmanlığı beslemesi. Kendi hayatlarının konforunu mültecilerin bozduğuna inanması…

24 Haziran seçimlerinde yükselen milliyetçi dalgayı da dünyadan bağımsız düşünmek, bizi büyük yanılgıya götürür. Dünyada yükselen korumacılığı ve onun getirdiği kötülükleri biz de yaşıyoruz. Bunu aşmanın yolu ise her seçimden sonra yaşadığın toplumu aşağılayıp, gitmekten bahsetmekten geçmiyor. O toplumu anlamaktan ve ona dokunmaktan geçiyor. Fazla iyimser bulsanız da benim dünya için de yaşadığım memleket içinde geleceğe dair umutlarım var. Yeni Türkiye ilgili konuşmasında Edip Cansever’in dizelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ustanın baştan sona hüzün kokan ama bir yerinde umudu dürten ‘Mendilimde Kan Sesleri’ şiirinin bir bölümüyle cevap verelim: “…Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi. O çocuklar büyüyecek. O çocuklar büyüyecek. O çocuklar... Bilmezlikten gelme Ahmet Abi, umudu dürt. Umutsuzluğu yatıştır.”

.

Facebook Yorumları

Kod8
27.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
23.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
20.6.2015
Sınır…
5.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
11.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
22.03.2015
Kanaviçe
08.03.2015
Ağrı Dağı’nda bir Ebru
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8