Tuncer KÖSEOĞLU

Serbestiyet.com



Bookmark and Share

Babalar ve uşakları (*)


16.06.2019 - Bu Yazı 154 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Gittikçe hızlanıyordu yağmur, ayaklarımın ıslanmasına aldırmadan göğün yeryüzüne inmesini izliyordum. Evin avlusu giderek küçük bir göl haline gelmeye başlamıştı. Birden arkamda gördüm onu. Yağmura aldırış etmeden göl haline gelmeye başlayan avlunun giderini açtı.  “Bırak baba ben yaparım” diyerek elinden çubuğu almaya çalıştım, vermedi. “Hastasın, niye çıktın yağmura” diyecek oldum,  bakışlarıyla dövdü beni. “Sen ne anlarsın” der gibi. Bir kez daha anladım, babamın gözünde hiçbir zaman büyümediğimi…

 
Babam, seksenini çoktan aştı. Üç yıldır böbrekleri yetmediği için diyalize giriyor haftada üç gün. O sabah da diyalizden gelmiş bedeni yorgun düşmüştü. Buna rağmen içi rahat etmedi, uşağına söylemektense kendi gördü işini. Bütün aksi ihtiyarlar gibi. Zaten bildim bileli mutlaka bir şey yapar, bir an bile boş görmedim onu. Hiçbir şey bulamasa oturduğu yerde küçük çakısıyla ağaç yontar, ara ara düşüş gösterse de yaşama karşı duyduğu coşkuya hayranım.  Arkadaşlarını kaybediyor, yaşıtları gidiyor birer birer. O anlarda düşüyor yaşama sevinci. İyice duygusallaşıyor, çocuklarına telefon edip “Ben uzun yaşadım, Allah benim ömrümü alıp size versin” diyor. İşte onu duyduğumda olduğum yerde kalıyorum, sözcükler düğümleniyor boğazıma. “Yapma baba sen bizim evin direğisin, çok daha uzun yaşayacaksın, demek istiyorum, diyemiyorum…”
 
Babalar ve oğulları arasında yaşanan çatışmayı ben de fazlasıyla yaşadım. Babam, kendi istediği gibi bir oğlu olsun istedi, direndim kendim oldum. Bu çatışma hali üç yıl öncesine kadar sürdü. İstanbul’dan fena halde kaçasım geldiği bir anda gidecek tek yerim olan baba evine geldim. Belki artık ellisine merdiven dayayan bir adamın çatışacak bir şeyi kalmamıştı babasıyla. Belki de kendisinden uzun yıllar ırak kalan oğluna hasret babanın yumuşaması, bilmiyorum. Dört ay kaldığım Apiça’da babamı tanıdım. O da beni…
 
Zaman Apiça’da kendi ırmağında akar, yitirirsin hangi gün olduğunu. Öyle günlerden birinde babam odamın kapısını tıklattı, “Oğlum kalk banyonu yap, cumaya çameye gideceğuz” dedi. Kalktım duş aldım, yan yana yürüdük babamla. Göz ucuyla baktım ona, sebisinin elinden tutup camiye götüren bir adamın gururu, sevinci yüzüne yansımıştı. O günden sonra köyde kaldığım her cuma günü bu durum tekrarlandı. Taa ki geçen cumaya kadar. Köyde internet yoktu, yazı yazmak için şehre inmem gerekiyordu. Erkenden kalkıp şehre inmiştim. Bir gün önce diyalize giren babamın bedeni yorgun düşmüş uyuyordu. Akşama doğru eve geldiğimde babam tarafından sorguya çekildim…
 
-Nereye gittun?
 
-Şehre indim işim vardı baba.
 
-Bugün Cuma olduğunu bilmeyi misun, birlikte namaza gidecektuk.
 
-Unutmuşum baba…
 
-Bir daha olmasun...
 
Bir daha olmazdı elbette. Gençliğim ve sonraki yıllar babamla çatışma halinde geçse de mutlu bir çocukluk geçirdim. Mutlu, yaramaz ve aksi… Yaramazlıklarım yüzünden çok dayak yedim büyüklerden, bir tek babam tokat atmadı bana. Nedense ben de bir tek babamdan çekindim. O yıllarda babamın uzun burun bir Amerikan Ford kamyonu vardı. Evin nafakası o kamyonla ve babamın emeğiyle çıkardı. Yazları beni de alırdı yanına. İnşaatlarda kum ve çakıl almaya gittiğimizde çok sevinirdim. Kum, çakıl demek deniz demekti, dere demekti. Kamyon yüklenirken, babam omuzlarına alırdı beni uzaklara yüzerdi. Kıyı görünmez olurdu bazen. Şimdi her suya korkusuzca dalabiliyorsam eğer, babamın hâlâ hissettiğim omuzlarının verdiği güvendendir…
 
Dokuz çocuğu var babamın ve o çocuklardan yirmiye yakın torunu. Geçmiş zamanda bir düğün vesilesiyle Rize’de toplanmıştı bütün aile. Babamın torunları vardı, o yıllarda en küçük kardeşimiz Emre 5-6 yaşlarındaydı. Babam, Emre’yi kucağına aldı saçlarını okşadı. O sevdikçe çocuğunu biz şaşkınlıkla bakakaldık babama. Hatırlamıyorduk bizi öyle kucağına aldığını. Çocuk sahibi olan kardeşlerimin içi burkuldu. Sert adamlar, çocuklarını sevdiklerini belli etmezdi pek, öyle görmüşlerdi büyüklerden. Torunlarını sevişini onları kucaklayışını izliyorum babamın, o sarılamayışın özlemini gideriyor bir şekilde… Geçen gece sahur sonrası evin üstünde komşumuzla lafa daldım. Geçmişi, dünü, bugünü konuşurken, gün ağardı üstümüze. Sonra, gelip yattım eve. Uyandığımda babam biraz da sitemkar ifadeyle nerede olduğumu sordu. Şaşırmıştım. Anlattım komşuyla sohbete daldığımı. “Odanda göremeyince kaygılandım merak ettum uşağum” dedi. Babamın gece uyandığında gelip beni izlediğini bilmek, güven vermişti bana…
 
Dün gece, ailenin en küçük bireyi 1.5 yaşındaki Poyraz’la oynuyordu balkonda babam. Salıncakta Poyraz’ı sallıyor, onunla konuşuyordu. Odadan izledim, keyiflerine diyecek yoktu. Girmedim neşeyle gülen iki çocuğun arasına. Babam mı çocuk yoksa Poyraz mı tam olarak bilemedim. Karıştı neşeleri Apiça’dan gökyüzüne…
 
Yarın bayram. Herkese sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir bayram diliyorum. Özellikle bayram vesilesiyle büyüklerle daha çok zaman geçirmeniz dileğimle, sonra edinilen pişmanlıklar içinizi acıtmaktan başka bir işe yaramıyor çünkü. İyi bayramlar…
 
 
(*)Not: Bu yazı 04/07/2016  tarihinde Serbestiyet’te yayınlanmıştır.
.

Facebook Yorumları

Emlak8
29.06.2019
Nankörler!
16.06.2019
Babalar ve uşakları (*)
13.05.2019
Çürüme…
27.04.2019
Seçimler ve rutinlerimiz…
13.3.2019
Beyoğlu’nun en güzel abisi
24.1.2019
Baba’nın ardından…
4.12.2018
Hepimiz Mehmediz!
27.7.2018
Türkiye’nin ‘’Mesut’’ halleri…
12.7.2018
Paramparça...
1.7.2018
Dünya Kupası üzerine bir çeşitleme
6.4.2018
Yaşamına virgül koyup gitti,
14.1.2018
Denizler Altında 20 Bin Fersahtan Milli ve Yerliliğe
6.11.2017
Sahne kötülerin
23.9.2017
‘’Şu mektepler olmasaydı’’…
3.8.2017
Çınar…
27.7.2017
İmparatore!
19.7.2017
Ya evde yoksan…
21.5.2017
Çuval...
13.5.2017
Fıtrat…
5.5.2017
Al Jazeera Türk…
22.4.2017
Demokrasinin menemenle imtihanı
11.3.2017
Bir mahalleye kök salmak…
20.6.2015
Sınır…
5.6.2015
Büyük insanlık!
31.5.2015
Numara 37
23.5.2015
Oyumu sana vermeyeceğim
8.5.2015
İlahi penguen!
1.5.2015
Soykırım!
25.4.2015
Muasır Medeniyetin Vicdanı
18.4.2015
Amen
11.4.2015
Ölü Kahramanlar Derneği
22.03.2015
Kanaviçe
08.03.2015
Ağrı Dağı’nda bir Ebru
17.02.2015
Sallandıracaksın birkaç tanesini !
18.01.2015
Vicdanlı olmak kolay, peki ya adaletli olmak?
12.01.2015
‘Benim adım Tuncer, Müslümanım ve terörist değilim’
19.12.2014
Özgür basın susturulamaz!
03.12.2014
Bir delilik yapmak…
13.11.2014
Toprağın üstünü savunmak, hayatı savunmaktır
22.10.2014
Linç !
04.10.2014
‘Sarıkız’ın öyküsü…
19.09.2014
Futbolumuzun ‘marka’ halleri
08.09.2014
Özgür basın bunu da yazın
27.08.2014
Kadınlar plajı ve horon tepenler
14.08.2014
Aydınlanma ve eşitlik
31.07.2014
Elma ağacı ve ayrık otu
10.07.2014
Vatan, toprak ve taze fasulye
06.07.2014
Apiça’da Remezan
20.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
02.06.2014
Beyin felciyle ‘yaşamak’
18.05.2014
Çürümüş vicdan
03.05.2014
İyi bayramlar
27.04.2014
Andon’un acı suyu
18.04.2014
Makas
09.04.2014
Sivil cumhurbaşkanı adayım
25.03.2014
Çöplük
23.03.2014
“Tivitır”
15.03.2014
Ekmek
08.03.2014
Habu akan dereler
27.02.2014
Kasetli demokrasi
20.02.2014
Yine yakmış yar mektubun ucunu
06.02.2014
Ölün ulan siz!
21.01.2014
Teferruata takılan adalet!
30.12.2013
Madalya ve adalet…*
27.12.2013
Oyuncak demokrasi
20.12.2013
Babamın mandalinaları
22.11.2013
Biz Ahmet Kaya’yı “siyasetsiz” sevdik
15.11.2013
‘Gavat’ kafa, ‘Yorgo’ mermer…
22.06.2013
"Kahrolsun bağzı şeyler"
16.06.2013
Dereler Gezi’ye akar…
09.06.2013
Gezi Parkı’na Kasımpaşa’dan bakınca…
02.06.2013
Gezi Parkı sadece birkaç ağaçtan ibaret değil!
04.05.2013
Hoşçakalın
26.04.2013
Tahtacı
19.04.2013
Atatürk kimdir
22.03.2013
Bayram
08.03.2013
Milli gazetecilik
22.02.2013
Berfo Ana
15.02.2013
Medyanın generalleri
01.02.2013
Apiça’dan sevgiler
11.01.2013
Bindirilmiş kıtalar
04.01.2013
Başka Tanrı’nın çocukları
28.12.2012
Kızılağaç
21.12.2012
Madalya ve adalet
18.12.2012
Misyon
14.12.2012
Adıyaman’dan darbeye
07.12.2012
Karadeniz karadur
30.11.2012
Kasım çağrışımları
23.11.2012
Köprüde illüzyon
16.11.2012
İflas
09.11.2012
Baba dili
02.11.2012
Genç ihtiyarlar rahatsız
26.10.2012
Nazargül
19.10.2012
Görmeyen gözler
12.10.2012
Alfa 25
12.10.2012
Peki, şimdi biz...
12.10.2012
Aborjin
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive