Ümit KARDAŞ

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Tek partili otokratik rejimde ikinci parti sorunu


7.10.2019 - Bu Yazı 132 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Türkiye’de çok partililik 1908’de İkinci Meşrutiyet ile başladı. Ancak bu süreç İttihat ve Terakki ileri gelenlerince 23 Ocak 1913’te Bab-ı Ali’nin basılmasıyla gerçekleştirilen askeri darbeyle sonlandı. Yerini fiili bir tek parti rejimine bıraktı.

Milli Mücadele sırasında oluşturulan ilk Meclis’in yapısı ikinci dönemde değişecek, Atatürk'ün inkılap ve fikirlerine muhalif olanların çoğu Meclis’e giremeyecekti. Bir anlamda eski muhalefet grupları tasfiye edilmişti. 

Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa, Başvekil ise İsmet Paşa idi. Yeni meclis inkılaplar konusunda eskisinden daha uyumlu gözüküyordu. Ancak muhalefetsiz bir siyasi ortam yaratmak zordu. Nitekim Cumhuriyetin daha ilk yılında ikinci parti ortaya çıkacaktı.

17 Kasım 1924'te Adnan Adıvar, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir, Rauf Orbay ve Refet Bele’nin öncülüğünde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Bu gelişme aslında Halk Fırkası içerisindeki görüş ayrılıklarının bir sonucuydu.

Parti programında devletçilik politikasının tersine liberalizm, tek dereceli seçim sistemi, reisicumhur seçilen kişinin milletvekilliğinin düşmesi ve her türlü inkılap ve anayasa değişikliklerinin halka danışarak yapılması gibi yeni politikalar ileri sürülmekteydi.

Yeni parti kuruluşundan çok kısa bir süre sonra Halk Fırkası’ndan istifa edip parti değiştiren vekillerle birlikte mecliste 28 kişilik temsile ulaşmıştı.

1925’te gerçekleşen Şeyh Sait İsyanı hükümet tarafından muhalefete karşı kullanılacak bir silah olacaktı. Bunun sonucu İstiklal Mahkemesi birkaç TCF üyesini isyanla ilişkilendirip mahkûm etti.

TCF, tüzüğünde yer alan 'Dine saygılıyız' ifadesinden dolayı siyasi arenanın dışına itildi. 

3 Haziran 1925'te Cumhuriyetin ilk muhalefet partisi resmen kapatıldı. 

Partinin kapatılmasından 1 yıl sonra 14 Haziran 1926'da Atatürk'e karşı tertip edilen ve tarihe 'İzmir Suikastı' olarak geçen olayın ardından Atatürk'ün silah arkadaşları  Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele  ve Ali Fuat Cebesoy suikast teşebbüsünün azmettirici oldukları iddiasıyla tutuklandılar. Tutuklamalarda 24 Anayasası’nın dokunulmazlık hükümleri uygulanmadı.

Kazım Karabekir ve arkadaşları, er ve erbaşların yoğun protestoları altında yargılandı. Dava sonucunda Rauf Orbay ve Rüştü Paşa hapis cezalarına çarptırıldılar; Kâzım Karabekir, Ali Fuat ve Refet Paşalar beraat ettiler.

Ancak bir ay süren yargılama sonucu içlerinde eski Maliye Nazırı Cavit Bey ve Mustafa Kemal ile birlikte Samsun’a çıkan Miralay Arif beyin de bulunduğu 14 kişi savunma ve temyiz hakkı kullandırtılmadan idam edildiler. Adnan Adıvar gıyabında mahkûm edildi.

Böylece Türkiye 1925-1930 yılları arasında beş yıllık muhalefetsiz ve otoriter bir rejimin uygulandığı bir döneme giriyordu. Otokratik rejim muhalefet işlevi görecek ikinci bir partiye tahammül edememişti.

İkinci parti kurma denemesi 1930 yılında gerçekleşti. Mustafa Kemal’in izniyle kurulan Serbest Fırka ancak üç ay gibi kısa bir sürede kendini feshetmek zorunda kaldı.

Partinin kurucusu olan Fethi Okyar’ın hatıralarından anladığımıza göre Okyar’ın Ege gezisiyle Cumhuriyet Halk Fırkası’nın beklenmeyen çöküşü, halkın yeni partiye coşkulu ilgisi CHF’de büyük şaşkınlık ve kaygı yaratmıştı.

CHF çevreleri tarafından ileri sürülen görüş, şeriatçıların Serbest Fırka’ya sızdıkları, Okyar’ı da aşarak şeriat lehine kargaşa yaratıp, başta Mustafa Kemal olmak üzere Cumhuriyet aleyhine tertip içine girdikleriydi.

İrtica iddialarını mecliste Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya dile getirmiş ancak toplu gericilik eylemleriyle, Mustafa Kemal ve Cumhuriyet aleyhine gösteriler ve tertiplerle ilgili hiçbir somut delil gösterememişti.

CHF’nin irtica isnatları süratle halkın desteğini kaybetmesinden kaynaklanan korku ve şaşkınlıktan doğuyor  ve irtica iddiası siyasi bir araç olarak kullanılıyordu. Laiklik silahını siyasette silah olarak kullanan CHF aslında şeriatçı çevrelere silah hazırlıyordu.(Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu-“Fethi Okyar’ın Anıları)

CHF İzmir’de örgütüyle, yayın organlarıyla, partili olan valisiyle halkın coşkusunu kullanarak güvenlik güçlerinin halka ateş açması sonucu ölüm ve yaralanmaların meydana gelmesine neden oldu.

Sonuç olarak Serbest Fırka denemesi kısa sürede başarısızlığa uğratıldı ve tek şefli ve tek partili otoriter rejim 1945 yılına kadar devam etti.

1935’ten sonra parti ile devlet kaynaşarak, iç içe girmiş, parti devlet ile özdeşleşerek devletin partisi durumuna gelmişti. Bunun sonucu parti siyasetin yapıldığı bir yer olmaktan çıkmış, halkla olan ilişkisi tamamen kesilerek devletin ve hükümetin emrine girmişti.(MeteTunçay-“Eleştirel Tarih Yazıları- Bülent Tanör” Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri) 

Bu saptamalardan çıkan sonuca göre siyasal otorite artık partide değil devlette yani şeftedir. CHP ise bir devlet partisidir. Rejimin asıl karar merkezi ”Ebedi Şef” Mustafa Kemal, daha sonra da “Milli Şef” İsmet İnönü’dür. Böylece rejim içinde Devlet Milleti, Parti Devleti, Şef de hepsini temsil etmektedir. (Taha Parla-Türkiye’nin Siyasal Rejimi)

Tek partili rejim 1924 Anayasasının öngördüğü bir düzen olmayıp, siyasal koşulların sonucu oluşan fiili bir durumdu. Çok partili hayata geçişte de iç ve dış siyasi koşullar yani fiili etkenler rol oynayacaktı.

İkinci Dünya Savaşı süreci Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yapısında önemli değişikliklere yol açmıştı. Devlet desteğiyle özel kesime sermaye aktarılırken, enflasyon, yolsuzluklar, karaborsanın yarattığı olumsuzluklar gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da artırmıştı.

Sınıfsız, imtiyazsız bir topluma vurgu yapan halkçılık anlayışı ve bunu destekleyen devletçilik yaklaşımı anlamını kaybetmişti. Bunun sonucu toplumun değişik kesimleri kaygı içinde değişim ihtiyacını hissetmeye başlamıştı.

Köylüler düşük fiyat politikaları, tarımdan kaynak aktarımı, jandarma ve tahsildar baskısı ile sanayileşmenin ve otoriter rejimin yükü altındaydılar.

Sakıncalı görülen işçi sınıfı 250 bin’lik mevcuduna rağmen grev, sendika, düşünce ve basın yasakları nedeniyle politik ve örgütsel anlamda değişiklik talebine önderlik edecek durumda değildi. 

Diğer yandan orta sınıfın en dinamik unsurlarından olan memurlar ve aydınlar enflasyon koşullarında ekonomik sıkıntı çekiyorlardı.

Nihayet devrimlerden ve uygulamalarından sıkıntı çeken muhafazakâr dindar kesimin hoşnutsuzluğu da açığa çıkmıştı.

Dış dinamikler bakımından iki etken önemliydi. Birincisi savaştan Batılı ülkeler galip çıkmıştı. Bu da Batı’nın siyasal rejimi olan demokrasiyi güçlü bir şekilde gündeme getiriyordu. Ayrıca BM Antlaşması’nı onaylamak demokrasiye geçiş taahhüdü anlamına geliyordu.

İkinci etken SSCB’nin Türkiye’ye yönelik tehditleriydi. Bu durum Türkiye’nin kendine Batı ittifakı içinde yer aramasına neden oldu.

Sonuç olarak otoriter nitelikli, vesayetçi tek parti rejiminin sosyal, politik, ekonomik ve kültürel uygulamalarından mağdur olan, huzursuzluk ve sıkıntı duyan geniş bir cephe ortaya çıkmıştı. Ancak bu muhalefet cephesine önderlik edecek bir siyasal hareket bulunmamaktaydı.

1945’te parti içinden Recep Peker ve çevresinin oluşturduğu çoğunluğa rağmen iç ve dış dinamiklerin kesişmesiyle ve özellikle İsmet İnönü’nün gayretiyle birlikte CHP çok partili rejime geçmeyi tartışmaya başladı.

29 Mayıs 1945’te yapılan bütçe oylamasında Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fuat Köprülü ve Emin Sazak ret oyu verdiler.

Parti meclis grubuna parti içi demokrasinin kurulması isteğini öngören ve Bayar, Menderes, Koraltan ve Köprülü tarafından verilen “Dörtlü Takrir”in reddi üzerine gelişen olaylarla birlikte Menderes, Köprülü ve Koraltan CHP’den ihraç edildi.

Bu ihraçları protesto eden Celal Bayar partiden istifa etti.1 Aralık 1945’te Bayar arkadaşlarıyla birlikte Demokrat Parti’yi kurdu.

Böylece daha önceki TCF ve Serbest Fırka denemelerinden sonra CHP üçüncü defa içinden bir parti doğuruyordu. Ancak parti içi demokrasinin işlemediği, demokratik kültür ve geleneğin üretilmediği bir kurumdan demokrasi vaadiyle ayrılanların gerek vesayetçi kurumların engellemesi gerek kendi yetersizlikleri nedeniyle antidemokratik zemine kaymaları mukadderdi. 

Sertlik yanlısı Recep Peker’in başbakanlığı döneminde, 1946’da yapılan şaibeli bir erken seçimle CHP iktidarını devam ettirdi,14 Mayıs 1950’de yapılan seçimde ise iktidarı yitirdi.

II. Meşrutiyet’ten beri siyasetle uğraşma tekelini elinde tutan egemen bir azınlığın dışında kalan bazı toplumsal sınıf ve tabakalar DP içinde örgütlenerek politika sahnesine çıktılar. (Tunçay-a.g.e)

Böylece çevreyle ilişkisi olmayan bürokratik seçkinci CHP yenilgiye uğramış, DP ise “Yeter söz milletindir” sloganıyla çevreyi merkeze taşıma, halkın taleplerini siyasi alana getirme işlevini görmeye başlamıştı.

Bu açılım demokrasi ve özgürlük taleplerini içermesine rağmen yaşanan süreç gerek 1924 Anayasası’nın demokrasi, özgürlükler ve hukuk devleti ile uyum sorunu, gerek başta fikir özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlükler üzerindeki anti-demokratik kanuni kısıtlamalar gerekse çatışma-gerilim üreten tarihsel gelenek nedenleriyle başarısızlıkla sonuçlandı.

1950’ye kadar herhangi bir sol düşüncenin gelişemediği ortadaydı. Özellikle 1940-1947 yılları arasında uygulanan 7 yıllık sıkıyönetim rejiminin asıl hedeflerinden biri sosyalist düşünce ile işçi kuruluşları oldu. Böylece çok partili yaşama geçişte gerek kanunlar gerekse sıkıyönetim uygulamaları nedeniyle sol kanadı budanmış bir demokrasiye geçildi. (Zafer Üskül- “Siyaset ve Asker”)

.

Facebook Yorumları

Emlak8
7.10.2019
Tek partili otokratik rejimde ikinci parti sorunu
25.08.2019
Anayasacılık: Batı-Osmanlı Anayasa hareketleri
14.07.2019
Silah alımlarında şeffaflık: Silah mı ekmek mi?
24.06.2019
İngiltere örneği üzerinden: Türkiye'de siyasi birliği temsil krizi
1.06.2019
Dersim'den 'Tunç' eline
19.05.2019
Narsisistin ışığı nereye düşer?
17.05.2019
Hukuksuzluğun yargı etiği boyutu
3.05.2019
Linç fiilleri TCK'da suç olarak düzenlenmeli
24.4.2019
Linç, imha ve tenkil rejimi
15.4.2019
Demokrasi kültürü olmayan ülkede seçim böyle olur
31.3.2019
Çırılçıplak hayatlar ‘citizen ya da denizen”
15.3.2019
Kürtlerle birlikte cumhuriyeti demokratikleştirmek
3.3.2019
'Çok kalpli asi'
17.2.2019
Hukuksuzluğun Kafkaesk kasveti
3.2.2019
Çöküşe götüren Emevi-İttihatçı zihniyeti
18.1.2019
Abesle iştigal eden kim!
16.1.2019
Bir mahalli seçim hatırası
2.1.2019
Roboski: Vicdanın turnusol kağıdı
23.12.2018
Anneler: Plaza de Mayo'dan Galatasaray Meydanı'na
12.12.2018
Sessiz sedasız: 'Zorla kaybedilenler'
9.12.2018
Sessiz sedasız: Zorla kaybedilenler
24.11.2018
AİHM kararlarının anlamı ve bağlayıcılığı
10.11.2018
Siyasi suç örneği: Cumhurbaşkanına hakaret
28.10.2018
Kaşıkçı barbarlığı ve yeni bir dünya ihtiyacı
26.10.2018
Kaşıkçı barbarlığı ve yeni bir dünya ihtiyacı
13.10.2018
Devlet geleneği: Suç ve delil icadı
30.9.2018
Affın mantığı
14.9.2018
Eylül ile gelen
2.9.2018
Patent, İslam ve yaratıcılık
30.8.2018
Kaç patent başvurunuz var?
18.8.2018
Hayali para, gerçek kriz
7.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
6.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
26.7.2018
'Mış' gibi yapmanın sınırı
13.7.2018
İnsanı ele geçiren Devlet
3.7.2018
Devletin siyaseti ele geçirmesi
19.6.2018
Son çıkış
5.4.2018
Engellilere KHK engeli
30.3.2018
AİHM'in Altan-Alpay kararlarının hukuki sonuçları
24.3.2018
Guantanamo'yu hatırlamak
16.3.2018
Hakikat-Empati-Uzlaşı
9.3.2018
Ai Weiwei: Sisteme sanatla meydan okuma
2.3.2018
Zina suç olmalı mı?
23.2.2018
CHP, nasıl iktidar alternatifi olabilir?
16.2.2018
Tarihin içinden gelen CHP mirası
9.2.2018
Siyaseti ve bireyi ceza hukuku içinde eriten devlet
2.2.2018
Hassas kalplerin cehennemi
27.1.2018
Tarihin bıraktığı tortu: İmparatorlukta Hristiyanlar ve Araplar
19.1.2018
Kassandra çağrısı
12.1.2018
İktidarın ve polisin meşruiyeti
4.1.2018
Kapıda bekletilen demokrasi
22.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
21.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
3.12.2017
Batılılaşma ne zaman başladı?
8.11.2017
Adil yargılanma hakkı
1.11.2017
Terezin'den Diyarbakır'a
25.10.2017
Sürekli istisna hali
18.10.2017
OHAL’de hak ve hukuk ihlalleri
11.10.2017
Rejim diyanetle laik mi?
4.10.2017
İnsanın empatiye ihtiyacı var
27.9.2017
Modernleşmenin demokrasiyle imtihanı
20.9.2017
Hüzün ve Hazan
13.9.2017
Cumhuriyet Oryantalizmi
6.9.2017
Osmanlı Oryantalizmi
30.8.2017
Faşist Daire
23.8.2017
Kapının dışında bekleyen demokrasi
16.8.2017
Güçle Sınanmak ya da Gücün Eziciliği
9.8.2017
Hayata rağmen sevebilmek
2.8.2017
Sevgi üzerine
26.7.2017
Osmanlı’dan Cumhuriyete tespitler
19.7.2017
Adalet !
12.7.2017
Devleti yeniden tanımlamak
5.7.2017
Adalet, Gözaltı, Tutuklama
21.6.2017
Adalet ve Hakim Teminatı
13.6.2017
Anadille yaşamak
7.6.2017
Türkiye'de resmi dil algısı
31.5.2017
Dünyada resmi dil algısı
24.5.2017
Bölgelere yetki devri
17.5.2017
İnsan ve hukuk işlevi
10.5.2017
Devlet ve demokrasi
2.5.2017
İdam! (3)
26.4.2017
İdam!
19.4.2017
İnsanlığını zayıflatırsam, insanlıktan çıkarım!
12.4.2017
Alaturka modelle ileri demokrasi olmaz
5.4.2017
Ceza yargılamasında mağdur: Devlet
29.3.2017
Süreç Odaklı Anayasacılık-Güney Afrika Örneği
23.3.2017
Kendini unutturan anayasa
15.3.2017
Yargılanan Gazetecilik
9.3.2017
Merkeziyetçi yapıyla alaturka başkanlık
13.6.2015
MHP- HDP uzlaşması
6.6.2015
Seçime düşen gölge!
2.6.2015
İslam’ın Diyanet’le devletleşmesi
23.5.2015
Anayasa inşa süreci: Güney Afrika örneği
19.5.2015
İlkesizlik- hukuksuzluk sarmalı
12.5.2015
Karaca- Baransu ve tutuklama
9.5.2015
Tutuklama koruma tedbirinin uygulanışı
5.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı (2)
2.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı
28.4.2015
Klikya Ermeni Krallığı ve Zeytun
25.4.2015
Rafael Lemkin ve soykırım
21.4.2015
Yakarış
18.4.2015
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve seçim
11.4.2015
‘Özürden uzlaşmaya’
7.4.2015
Kürtler (9)
04.04.2015
Kürtler (8)
31.03.2015
Kürtler (7)
28.03.2015
Kürtler (6)
24.03.2015
Kürtler (5)
21.03.2015
Kürtler (4)
17.03.2015
Kürtler (3)
14.03.2015
Kürtler (2)
10.03.2015
Kürtler
07.03.2015
Adalet değeri ne ifade eder
03.03.2015
İnsan ve hukuk
28.02.2015
İfade özgürlüğü
17.02.2015
Osmanlı- Türk sistemi
14.02.2015
İngiliz parlamentarizmi ve Kral
10.02.2015
Parlamenter sistem ve İngiltere
07.02.2015
Başkanlık sistemi zaruri mi
03.02.2015
Türk tipi başkanlık sistemi
31.01.2015
Değişmeyen çıkmazımız
27.01.2015
Hayata rağmen sevebilmek
24.01.2015
Kötülük ‘bir’ olmada mı
20.01.2015
Yirmi Kur’a askerleri
17.01.2015
Hrant’ın ideallerini yaşatmak!
13.01.2015
Ne kadar yol aldık!
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
06.01.2015
Sevmeyi öğrenmek
03.01.2015
Göçebe düşünce ve ihlal
30.12.2014
Ademimerkeziyet
27.12.2014
Güvenlik harcamaları
23.12.2014
Polisin meşruiyeti
20.12.2014
Meşruiyet sorunu ve konsensüs
16.12.2014
Gücün gölgesinde son tango!
13.12.2014
Çingene medeniyeti
09.12.2014
İnsan hiç unutur mu!
06.12.2014
Zorunlu/ bedelli askerlik
02.12.2014
Devrimcinin özeleştirisi
29.11.2014
Modernleşme ve Tanpınar’ı anlamak
25.11.2014
Ezidiler
22.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni (2)
18.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni
15.11.2014
Yara’dan bıçağa
11.11.2014
İslami hareketlerin serüveni
08.11.2014
Kısırdöngünün şaheser örneği
04.11.2014
İslami düşüncenin serüveni
01.11.2014
Cumhuriyet- demokrasi ilişkisi
28.10.2014
Eskiyle yıkanan yeni AKP
25.10.2014
Nasıl bir barış süreci
21.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku (2)
18.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku
11.10.2014
Laikmiş gibi yapmak (2)
07.10.2014
Laikmiş gibi yapmak
04.10.2014
Bayram ve çırılçıplak hayatlar
30.09.2014
Bencil hüznümüzdü Eylül
27.09.2014
Cumhuriyet oryantalizmi
23.09.2014
Osmanlı oryantalizmi
20.09.2014
Yaşadığımız gibi düşünmek
16.09.2014
Medenileşebilecek miyiz
13.09.2014
CHP ya da yeni parti (2)
09.09.2014
CHP ya da yeni parti
06.09.2014
Değişemeyen CHP
02.09.2014
Cezaevi öğretmenleri
30.08.2014
Vicdan
26.08.2014
Erdoğan-Davutoğlu kader birliği
23.08.2014
Selimiye’den Yeşilüzümlü’ye
19.08.2014
İktidarın kötüye kullanılması
16.08.2014
Ezidi soykırımı
29.07.2014
Varlığımız, kalbimiz ve zihnimiz
26.07.2014
Şiddetin hukukla bağlantısı
22.07.2014
Gazze ve tahakkümcü barış
19.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarının ufku
12.07.2014
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu
08.07.2014
Cumhuriyet sonrası Alevilik
05.07.2014
Hakikati aramak ve ifade etmek
28.06.2014
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı
24.06.2014
Cumhurbaşkanının yetkileri
17.06.2014
Vicdani ret hakkı ve Türkiye
10.06.2014
Başbakan Alevilerin Ali’sini tanımlayabilir mi
24.05.2014
Soma faciasında cezai sorumluluk
17.05.2014
Soma’nın ruhu yakanızı bırakmaz
10.05.2014
Ergenekon, Balyoz ve KCK
15.04.2014
1915-2015
12.04.2014
Dikkat faşizme kayabilir!
15.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu (2)
11.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu
08.02.2014
Zihniyet ikliminde bir çıkmaz
04.02.2014
Sahici bir rejim
01.02.2014
Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırın
25.01.2014
Darbe suçu- görev suçu ve izin
21.01.2014
Nasıl huzur bulacağız
18.01.2014
Siyasete çağrı: Yeniden inşa zamanı
14.01.2014
Roboski’nin hesabı bu dünyada sorulmalı
11.01.2014
Yazık oldu
07.01.2014
Balyoz davasına özel düzenleme
04.01.2014
HSYK
31.12.2013
Ne tarafa bakıyorsunuz
28.12.2013
Bekçileri kim bekleyecek
24.12.2013
Yönetmelikle CMK’ya by-pass
21.12.2013
Dekadans
19.12.2013
Eski pis işler
17.12.2013
Denetlenemeyen bürokratik kurumlar rejimi
03.12.2013
İstiklal Marşı Kürtçe okunabilir mi
30.11.2013
İktidarın merkezde şahsileşmesi
09.11.2013
İktidar nereye koşuyor
26.10.2013
Ordu demokratikleşti mi
22.10.2013
Küçükömer’in tezleri üzerinden
19.10.2013
Nasıl bir devlet
15.10.2013
Kurban ritüeli
12.10.2013
İhtiyaçlar tanınmayı beklemez
08.10.2013
Cumhuriyet’in Türklük çıkmazı
01.10.2013
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tezler
28.09.2013
Rejim Diyanet’le laik mi
21.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (3)
17.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (2)
14.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi
10.09.2013
Kafka’nın kafesi, Elias’ın medeniyeti
07.09.2013
Siyasi birlik için yerelde demokrasi
31.08.2013
Dünyada bir gezegen (2)
27.08.2013
Dünyada bir gezegen Türkiye
24.08.2013
Dünyada bir vesayet kurumu
17.08.2013
De facto başkanlığa doğru
13.08.2013
Sürekli istisna hâli
10.08.2013
Zorla kaybedilenler (2)
06.08.2013
Zorla kaybedilenler
03.08.2013
21 Anayasası’nda demokratik değerler
30.07.2013
Kürtler demokrasi istiyor
27.07.2013
Roboski’ye yargı engeli (2)
23.07.2013
Roboski’ye yargı engeli
18.07.2013
Ubuntu
11.07.2013
Anadiliyle yaşamak
04.07.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (2)
27.06.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (1)
20.06.2013
Sivil itaatsizlikle tanışan Türkiye
13.06.2013
Değişim siyaseti zorluyor
06.06.2013
Devlet ve demokrasi
30.05.2013
Kalıcı barışa yolculuk
25.05.2013
Kanayan yara: vicdani ret hakkı
16.05.2013
Açık kapıdan girmek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive