Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Ümit KARDAŞ

Artı Gerçek



Bookmark and Share

Siyaseti ve bireyi ceza hukuku içinde eriten devlet


9.2.2018 - Bu Yazı 680 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 19. yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlı siyaset hukuku ile Osmanlı ceza hukuku eş anlamlı hale gelmeye başladı. Ulema sınıfının ciddi şekilde sistemin içine entegre edilmesi yeni, modern ve otoriter bir durumdu. 1876 Anayasasında ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler 12 maddede yer almış ve Osmanlı vatandaşları büyük ölçüde ,işleyebilecekleri suçlara göre tanımlanmıştı. Böylece vatandaş, birey ya da memur devletin işleyişine karşı bir tehdit olarak kabul edilmişti.

Bunun sonucu olarak modern devlet, sürekli saldırı tehdidine maruz kalan ve bu saldırılara karşı her türlü tedbiri alma ihtiyacı olan bir organizma olarak düşünülüyordu. Burada önemli olan husus siyaset hukukuyla  ceza hukukunu bir araya getirme hususunda çok baskın olmasa da  dinin oynadığı rol ve ulema sınıfının bu alanların yapısına entegre olmasıydı. Ruth A. Miller’e göre Osmanlı Anayasası sadece otoriterliğin değil proto-totaliterliğin de kıyısına sürükleniyordu.

Kolektif suç olarak değerlendirilen “eşkıyalık” veya “çete oluşturmak” suçları da bu gelişmelerle birlikte yeni ve tehlikeli bir forma bürünüyordu. Bunun sonucu olarak artık bütün sosyal gruplar şüpheli, potansiyel suçlu konuma düşmekte ve ilişkili olanlar da suçlu kabul edilmekteydi.

1908’de Genç Türkler ile başlayan süreçte devlet, adab, ahlak, din ve efkar-ı umumiye gibi kavramlarla özdeşleşerek hem bu kavramları koruyor hem de bu kavramların yarattığı itibar üzerinden korunuyordu. Bu bağlamda ise genellik, tekbiçimlilik gibi kavramlar daha önce görülmemiş ölçüde başat hale geliyor ve ceza hukuku terminolojisi, tekbiçimliliği özünde “iyi”, aykırılığı ve farklılığı ise “kötü” olarak niteliyordu.

Bireyin yerini kolektif, ulusçu halk kavramı alıyor ve birey bir tehdit unsuru haline geliyordu. Çünkü birey bu tanım bakımından “genel” ve “evrensel” değildi ve Miller’e göre “sapma”nın muhtemel kaynağıydı ve artık ceza hukukunun hedef tahtasındaydı.

Genç Türkler ve İttihat ve Terakki, oluşturdukları ideolojilerinin içerisine İslam hukukunu ve onun kavramlarını eklemlemede sakınca görmediler.”Umumi dini ahlak” kavramı bireyin topluma karşı görevinin altını çiziyor,biyolojik modelde olduğu gibi toplumun bütününe vurgu yapıyordu.

Biyolojik ve bilimsel temele dayanan bir ceza hukuku sistemi zamanla giderek daha militarist bir yapıya büründü. Hukuk teşkilatı askeri ideolojiye ve kurumlara dayanması itibariyle proto-faşist bir nitelik taşıyordu. Bu durumun rasyonel nedeni  pozitivist kadroların toplumu ve devleti sürekli iç ve dış saldırılara maruz biyolojik bir organizma olarak düşünmeleriydi.

Bunun sonucu hukuk terminolojisi de ülkede ortaya çıkan sorunların dıştan gelen saldırılar sonucu meydana geldiği anlayışıyla gelişti. Cumhuriyet döneminde görülecek açıktan otoriter yapılar bu hukuk temeli üzerinden inşa edilecekti.

Cumhuriyet dönemi Türk hukukçuları İtalyan Adalet Bakanı ve faşist ceza hukukunun mimarı olan Alfredo Rocco’nun yolundan gitmeyi doğru buldular.Cumhuriyet,İtalya’da olduğu gibi  sert bir liderlik çerçevesinde tek partili bir sistem,”ekonomik milliyetçilik” ve “din yerine devlete tapmak” yolunda ilerlemeyi benimsemişti.İslam, Türk etnik kimliğine ve milliyetçi programa eklemlenecekti.

Cumhuriyet, 1926 yılında 1889 tarihli İtalyan Kraliyet (Zanardelli) ceza kanununu kabul etti. Adalet Bakanı kanunun görüşülmesi sırasında şunları söyleyecekti: “Ceza kanunumuz çok serttir; çünkü inkılap çok kıskançtır. Ama hem sert hem ilmi. Bundan korkacak olanlar ve korkması lazım gelenler Türk milletinin menfaatlerine, Türk milletinin hukukuna ve inkılabına karşı tekin olmayanlardır ve bunların korkması lazımdır.”

1931-1938 yılları arasında, Türk Ceza Kanunu, Mussolini’nin 1930 tarihli faşist ceza kanunundan yapılan tercümelerle büyük ölçüde değiştirildi.Böylece “millete karşı suçlar”, ”devlet kuvvetlerine karşı suçlar”, “devletin güvenliğine karşı suçlar” bölümünde yapılan önemli değişikliklerle  siyasi suç alanı genişletilmiş oldu.Bu suçlar daha muğlak hale getirildi ve cezaları arttırıldı.

Ayrıca aynı faşist anlayışla kürtaj ve kürtajın “ırkın sıhhati” ile ilişkisi üzerinden “ırkın bütünlüğü ve sıhhatine karşı suçlar” oluşturuldu. Böylece devletin şahsiyetinin, dinin, ekonominin, ırkın ve aile kurumunun korunması bakımından bilinçli olarak o dönemin İtalyan faşist felsefesiyle aynı çizgiye gelinmiş oldu.

Her iki kanunun alınmasındaki amaç, devletin varlığının korunması ve ihtiyaçlarıydı. Bu ihtiyaçların liberal bir hukuk tarafından karşılanamayacağı düşünüldü. Osmanlı-Türk ceza kanunlarının amacı aynıydı.

Bireyi zayıflatarak devleti güçlendirmek ve tek etnik kimlik olarak kabul edilen Türklüğü ırk üzerinden başat hale getirmek, devlet denetimini ve suç kavramını daha geniş toplumsal alanlara yaymak, siyaset hukukuyla ceza hukukunu kaynaştırmak,bireyi dışlayarak onunla sadece siyasi suç bağlamında ilgilenmek.

2004 yılında kabul edilen Türk Ceza Kanunu da bu mirası aynen devraldı. "Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar”, "devletin güvenliğine karşı suçlar”, “milli savunmaya karşı suçlar”, “devlet sırlarına karşı suçlar” ceza kanununda yerlerini aldılar. Özellikle Terörle Mücadele Kanunu bu tarihsel çizgiyi en üst noktaya taşıdı.

Devlet iktidarı bireyi ezerken ,toplumsal alanı tam anlamıyla denetimi altına aldı. Siyaset hukuku TCK ve TMK içinde eritildi.

Söz konusu tarihsel süreçte hak ve özgürlükleri ve barışı koruyan bir hukuk kültürü inşa edilemedi, toplumda hak ve özgürlük temelinde bir hukuk bilinci oluşamadı.

Bugün de tarihten gelen kronik seyir geçmişte yaşananları aratmayacak şekilde devam etmekte.

Bu nedenle siyasetçiler,akademisyenler, gazeteciler, iş adamları kolektif siyasi suçlardan dolayı 18 aydan beri tutuklular. Tutukluların çoğunun malvarlıklarına kanunsuz ve genel müsadere sonucunu doğuran elkoymalar yapıldı.

HDP’nin parti başkanları, yönetici ve milletvekilleri tutuklandı. Dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek veren CHP de bundan nasibini aldı.

31 Mart 2017’de mahkemece serbest bırakılan 21 gazeteci aynı günün akşamı devlet iktidarının hışmına uğrayarak hukuka aykırı olarak tekrar tutuklandılar. Kararı veren mahkeme dağıtılarak üyelerine görevden el çektirildi.

Hak ihlallerinin önüne geçmek için öngörülmüş bireysel başvuru yolu Anayasa Mahkemesi’nce fiilen kapatıldı. Anayasa Mahkemesi’nce tutuklanmaları hak ihlali olarak görülen Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında verilen karar yerel mahkemece uygulanmadı.

İfade özgürlüğü kapsamında barışı ve hukuk güvenliğini sağlamakla görevli iktidarın politikalarını eleştiren kişi ve örgüt temsilcilerine soruşturma açılarak gözaltılar yapıldı.

Ceza hukuku alanını siyasi suçlar üzerinden genişleten ve siyaseti devre dışı bırakan güçlü devletin korumasız birey ve topluluklar üzerindeki hukuksuz şiddeti devam etmekte.

Bu tarihsel çizgiyi bilmeden, eleştirmeden ve değiştirmeden herkes için hukukun üstünlüğüne ve hukuk güvenliğine dayalı bir demokrasi kurmak mümkün gözükmemekte…

.

Facebook Yorumları

Kod8
17.8.2018
Hayali para, gerçek kriz
7.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
6.8.2018
Brunson dahil herkes için hukuk güvenliği
26.7.2018
'Mış' gibi yapmanın sınırı
13.7.2018
İnsanı ele geçiren Devlet
3.7.2018
Devletin siyaseti ele geçirmesi
19.6.2018
Son çıkış
5.4.2018
Engellilere KHK engeli
30.3.2018
AİHM'in Altan-Alpay kararlarının hukuki sonuçları
24.3.2018
Guantanamo'yu hatırlamak
16.3.2018
Hakikat-Empati-Uzlaşı
9.3.2018
Ai Weiwei: Sisteme sanatla meydan okuma
2.3.2018
Zina suç olmalı mı?
23.2.2018
CHP, nasıl iktidar alternatifi olabilir?
16.2.2018
Tarihin içinden gelen CHP mirası
9.2.2018
Siyaseti ve bireyi ceza hukuku içinde eriten devlet
2.2.2018
Hassas kalplerin cehennemi
27.1.2018
Tarihin bıraktığı tortu: İmparatorlukta Hristiyanlar ve Araplar
19.1.2018
Kassandra çağrısı
12.1.2018
İktidarın ve polisin meşruiyeti
4.1.2018
Kapıda bekletilen demokrasi
22.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
21.12.2017
Küresel kozmopolit demokrasiye doğru
3.12.2017
Batılılaşma ne zaman başladı?
8.11.2017
Adil yargılanma hakkı
1.11.2017
Terezin'den Diyarbakır'a
25.10.2017
Sürekli istisna hali
18.10.2017
OHAL’de hak ve hukuk ihlalleri
11.10.2017
Rejim diyanetle laik mi?
4.10.2017
İnsanın empatiye ihtiyacı var
27.9.2017
Modernleşmenin demokrasiyle imtihanı
20.9.2017
Hüzün ve Hazan
13.9.2017
Cumhuriyet Oryantalizmi
6.9.2017
Osmanlı Oryantalizmi
30.8.2017
Faşist Daire
23.8.2017
Kapının dışında bekleyen demokrasi
16.8.2017
Güçle Sınanmak ya da Gücün Eziciliği
9.8.2017
Hayata rağmen sevebilmek
2.8.2017
Sevgi üzerine
26.7.2017
Osmanlı’dan Cumhuriyete tespitler
19.7.2017
Adalet !
12.7.2017
Devleti yeniden tanımlamak
5.7.2017
Adalet, Gözaltı, Tutuklama
21.6.2017
Adalet ve Hakim Teminatı
13.6.2017
Anadille yaşamak
7.6.2017
Türkiye'de resmi dil algısı
31.5.2017
Dünyada resmi dil algısı
24.5.2017
Bölgelere yetki devri
17.5.2017
İnsan ve hukuk işlevi
10.5.2017
Devlet ve demokrasi
2.5.2017
İdam! (3)
26.4.2017
İdam!
19.4.2017
İnsanlığını zayıflatırsam, insanlıktan çıkarım!
12.4.2017
Alaturka modelle ileri demokrasi olmaz
5.4.2017
Ceza yargılamasında mağdur: Devlet
29.3.2017
Süreç Odaklı Anayasacılık-Güney Afrika Örneği
23.3.2017
Kendini unutturan anayasa
15.3.2017
Yargılanan Gazetecilik
9.3.2017
Merkeziyetçi yapıyla alaturka başkanlık
13.6.2015
MHP- HDP uzlaşması
6.6.2015
Seçime düşen gölge!
2.6.2015
İslam’ın Diyanet’le devletleşmesi
23.5.2015
Anayasa inşa süreci: Güney Afrika örneği
19.5.2015
İlkesizlik- hukuksuzluk sarmalı
12.5.2015
Karaca- Baransu ve tutuklama
9.5.2015
Tutuklama koruma tedbirinin uygulanışı
5.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı (2)
2.5.2015
Tabii hâkim ilkesi ve hâkimin tarafsızlığı
28.4.2015
Klikya Ermeni Krallığı ve Zeytun
25.4.2015
Rafael Lemkin ve soykırım
21.4.2015
Yakarış
18.4.2015
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı ve seçim
11.4.2015
‘Özürden uzlaşmaya’
7.4.2015
Kürtler (9)
04.04.2015
Kürtler (8)
31.03.2015
Kürtler (7)
28.03.2015
Kürtler (6)
24.03.2015
Kürtler (5)
21.03.2015
Kürtler (4)
17.03.2015
Kürtler (3)
14.03.2015
Kürtler (2)
10.03.2015
Kürtler
07.03.2015
Adalet değeri ne ifade eder
03.03.2015
İnsan ve hukuk
28.02.2015
İfade özgürlüğü
17.02.2015
Osmanlı- Türk sistemi
14.02.2015
İngiliz parlamentarizmi ve Kral
10.02.2015
Parlamenter sistem ve İngiltere
07.02.2015
Başkanlık sistemi zaruri mi
03.02.2015
Türk tipi başkanlık sistemi
31.01.2015
Değişmeyen çıkmazımız
27.01.2015
Hayata rağmen sevebilmek
24.01.2015
Kötülük ‘bir’ olmada mı
20.01.2015
Yirmi Kur’a askerleri
17.01.2015
Hrant’ın ideallerini yaşatmak!
13.01.2015
Ne kadar yol aldık!
10.01.2015
Yoksa dünya cehennem mi!
06.01.2015
Sevmeyi öğrenmek
03.01.2015
Göçebe düşünce ve ihlal
30.12.2014
Ademimerkeziyet
27.12.2014
Güvenlik harcamaları
23.12.2014
Polisin meşruiyeti
20.12.2014
Meşruiyet sorunu ve konsensüs
16.12.2014
Gücün gölgesinde son tango!
13.12.2014
Çingene medeniyeti
09.12.2014
İnsan hiç unutur mu!
06.12.2014
Zorunlu/ bedelli askerlik
02.12.2014
Devrimcinin özeleştirisi
29.11.2014
Modernleşme ve Tanpınar’ı anlamak
25.11.2014
Ezidiler
22.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni (2)
18.11.2014
Siyasal İslam’ın serüveni
15.11.2014
Yara’dan bıçağa
11.11.2014
İslami hareketlerin serüveni
08.11.2014
Kısırdöngünün şaheser örneği
04.11.2014
İslami düşüncenin serüveni
01.11.2014
Cumhuriyet- demokrasi ilişkisi
28.10.2014
Eskiyle yıkanan yeni AKP
25.10.2014
Nasıl bir barış süreci
21.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku (2)
18.10.2014
Ceza muhakemesi hukuku
11.10.2014
Laikmiş gibi yapmak (2)
07.10.2014
Laikmiş gibi yapmak
04.10.2014
Bayram ve çırılçıplak hayatlar
30.09.2014
Bencil hüznümüzdü Eylül
27.09.2014
Cumhuriyet oryantalizmi
23.09.2014
Osmanlı oryantalizmi
20.09.2014
Yaşadığımız gibi düşünmek
16.09.2014
Medenileşebilecek miyiz
13.09.2014
CHP ya da yeni parti (2)
09.09.2014
CHP ya da yeni parti
06.09.2014
Değişemeyen CHP
02.09.2014
Cezaevi öğretmenleri
30.08.2014
Vicdan
26.08.2014
Erdoğan-Davutoğlu kader birliği
23.08.2014
Selimiye’den Yeşilüzümlü’ye
19.08.2014
İktidarın kötüye kullanılması
16.08.2014
Ezidi soykırımı
29.07.2014
Varlığımız, kalbimiz ve zihnimiz
26.07.2014
Şiddetin hukukla bağlantısı
22.07.2014
Gazze ve tahakkümcü barış
19.07.2014
Cumhurbaşkanı adaylarının ufku
12.07.2014
Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu
08.07.2014
Cumhuriyet sonrası Alevilik
05.07.2014
Hakikati aramak ve ifade etmek
28.06.2014
Cumhurbaşkanının tarafsızlığı
24.06.2014
Cumhurbaşkanının yetkileri
17.06.2014
Vicdani ret hakkı ve Türkiye
10.06.2014
Başbakan Alevilerin Ali’sini tanımlayabilir mi
24.05.2014
Soma faciasında cezai sorumluluk
17.05.2014
Soma’nın ruhu yakanızı bırakmaz
10.05.2014
Ergenekon, Balyoz ve KCK
15.04.2014
1915-2015
12.04.2014
Dikkat faşizme kayabilir!
15.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu (2)
11.02.2014
Demokratikleşme sürecinde ordu
08.02.2014
Zihniyet ikliminde bir çıkmaz
04.02.2014
Sahici bir rejim
01.02.2014
Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldırın
25.01.2014
Darbe suçu- görev suçu ve izin
21.01.2014
Nasıl huzur bulacağız
18.01.2014
Siyasete çağrı: Yeniden inşa zamanı
14.01.2014
Roboski’nin hesabı bu dünyada sorulmalı
11.01.2014
Yazık oldu
07.01.2014
Balyoz davasına özel düzenleme
04.01.2014
HSYK
31.12.2013
Ne tarafa bakıyorsunuz
28.12.2013
Bekçileri kim bekleyecek
24.12.2013
Yönetmelikle CMK’ya by-pass
21.12.2013
Dekadans
19.12.2013
Eski pis işler
17.12.2013
Denetlenemeyen bürokratik kurumlar rejimi
03.12.2013
İstiklal Marşı Kürtçe okunabilir mi
30.11.2013
İktidarın merkezde şahsileşmesi
09.11.2013
İktidar nereye koşuyor
26.10.2013
Ordu demokratikleşti mi
22.10.2013
Küçükömer’in tezleri üzerinden
19.10.2013
Nasıl bir devlet
15.10.2013
Kurban ritüeli
12.10.2013
İhtiyaçlar tanınmayı beklemez
08.10.2013
Cumhuriyet’in Türklük çıkmazı
01.10.2013
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tezler
28.09.2013
Rejim Diyanet’le laik mi
21.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (3)
17.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi (2)
14.09.2013
Polisin meşruiyeti ve demokratik denetimi
10.09.2013
Kafka’nın kafesi, Elias’ın medeniyeti
07.09.2013
Siyasi birlik için yerelde demokrasi
31.08.2013
Dünyada bir gezegen (2)
27.08.2013
Dünyada bir gezegen Türkiye
24.08.2013
Dünyada bir vesayet kurumu
17.08.2013
De facto başkanlığa doğru
13.08.2013
Sürekli istisna hâli
10.08.2013
Zorla kaybedilenler (2)
06.08.2013
Zorla kaybedilenler
03.08.2013
21 Anayasası’nda demokratik değerler
30.07.2013
Kürtler demokrasi istiyor
27.07.2013
Roboski’ye yargı engeli (2)
23.07.2013
Roboski’ye yargı engeli
18.07.2013
Ubuntu
11.07.2013
Anadiliyle yaşamak
04.07.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (2)
27.06.2013
İstihbaratın denetim ve gözetimi (1)
20.06.2013
Sivil itaatsizlikle tanışan Türkiye
13.06.2013
Değişim siyaseti zorluyor
06.06.2013
Devlet ve demokrasi
30.05.2013
Kalıcı barışa yolculuk
25.05.2013
Kanayan yara: vicdani ret hakkı
16.05.2013
Açık kapıdan girmek
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8