Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu


10.5.2018 - Bu Yazı 296 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 2000’li yılların başında İslam, (liberal) demokrasi ve piyasa ekonomisinin başarılı bir bileşimi olarak övülen, hatta Arap Baharı’nın ardından Ortadoğu’ya bir “model” olarak pazarlanmak istenen Türkiye’nin baş döndürücü bir hızla otoriterleşmesi, Batı dünyasında Türkiye siyasetine duyulan ilgiyi de arttırdı.

Batılı yayın organları Türkiye’de yaşanan her önemli gelişmeyi okuyucularına duyurmaya çalışırken, düşünce kuruluşları ardı ardına Türkiye’deki değişimi anlamaya yönelik raporlar yayınlamaya başladı.

Sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ve siyasi karar vericilere de ulaşan bu analizlerin ortak birkaç özelliği vardı.

Birincisi, kullanılan terminoloji yazarın ya da yayınlayan kuruluşun ideolojik çizgisi ne olursa olsun hemen hemen aynıydı. Türkiye “otoriterliğe kayıyordu”; bunda “İslamın” büyük payı vardı; “Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyet yıkılıyordu”.

İkincisi, kısa sürede başlı başına bir endüstriye dönüşen “Türkiye uzmanlığı” kendi “star”larını üretmeye başlamıştı. Söz konusu “uzmanlar” birbirlerini tanıyor, birbirlerine referans veriyor, aynı isimlere karşı tavır alıyor, aynı isimlerle polemiğe giriyorlardı.

Üçüncüsü, bu “uzmanlar”, tıpkı Türkiye’deki muadilleri gibi hemen her konuda görüş bildirmekten kaçınmıyor, bunu yaparken de oldukça kibirli, tepeden bakan, hatta küstah bir dil kullanıyorlardı.

Burada beni tanımayanlar için bir not düşmem ve “Türkiye uzmanı” olmadığımı belirtmem gerekiyor. Ben milliyetçilik, etnisite, kimlik, toplumsal hareketler konularında çalışan bir siyaset bilimciyim. Gazeteci değilim; köşe yazarı değilim (düzenli de yazmıyorum zaten).

Mesleğim ve bulunduğum konum gereği “başka birçok konunun yanı sıra” Türkiye’yi de takip ediyor, daha çok bildiğim konular üzerine, akademik ilkelere mümkün olduğunca bağlı kalarak – örneğin karşıt görüşleri nesnel bir şekilde yansıtmak – kendi siyasi duruşumu da gizlemeden yorumlarda bulunuyorum.

Parantezi kapatır, yukarıda saydığım üç ortak özelliğe dönersek, Türkiye üzerine yorum yapanların sayısının artmasında ya da bu isimlerin benzer kalıpları tekrar etmesinde sorun yok. Sonuçta eğer olanaklarınız elveriyorsa siz de kendi görüşünüzü yazabilir, kullanılan kavramları, ortaya atılan iddiaları eleştirebilirsiniz.

Ancak üçüncü ortak noktayla başa çıkmak kolay değil. Karşınızda kibirli, yer yer küstah bir dil varsa ve bu dil yeterince bilgiye dayalı değilse nesnel eleştiri zor. Her an ad hominem tuzağına düşebilir, içerikten çok söyleyenin kimliğine odaklanan bir metin kaleme alabilirsiniz. Polemik düzeyini ayarlamakta zorlanabilirsiniz.

Bir örnekle somutlaştıralım. Uzmanlık alanı strateji ve güvenlik politikaları olan, ara ara War on the Rocks  adlı eski askerlerin, güvenlik uzmanlarının katkıda bulunduğu, “Amerikan değerlerini savunmak” ve “vatansever olmakla” övünen sağ/sağ liberal bir sitede yazılar yazan, bazen aynı fikirde de olduğunuz bir meslektaşınız şu tarz tweet’ler atar, sonra da aynı üslupla bu tweet’i savunmaya kalkarsa ne yaparsınız?

“#BüyükMuhalefetIttifaki hakkında ne düşünüyorum? Senelerdir yazıyorum, AKP ancak iki partili bir sistemde dengelenebilir. İttifak olması gereken, sorun geç gelmesi. Top artık #HDP’de: ittifak mı, etnik milliyetçilik ve sol soslu hamaset edebiyatı mı?”

“Kimse kendini kandırmasın: top artık #SelahattinDemirtas’ta. #BuyukMuhalefetIttifaki’nin tek şansı #HDP’nin de katılması. Demirtaş saz çalıp sol-kardeşlik-goygoy hamaseti yaparak etnik milliyetçiliği mi, Türkiye’ye mi tercih edecek? İlkini seçerse AKP zaferinin sorumlusu olacak.”

Kolay -bugüne kadar Ahval’de tutturmaya çalıştığım çizgiye de uygun- olan, görmezden gelmek. Kimse kimseyi okumak zorunda değil; ciddiye almazsınız, daha da olmadı takip etmeyi bırakırsınız, biter.

Ama söz konusu meslektaş “Türkiye uzmanları endüstrisi” ve muhtemelen ABD dış politikasında sözü geçen bazı Cumhuriyetçiler tarafından da takip edilen, görüşleri sıkça retweet edilen biri ise sessiz kalmak zor olabilir.

Diyelim cevap vermek ya da eleştirmek istediniz. Bu üslubun neresinden tutacaksınız?

Karşınızdaki bu kibirli dili, realizme sığınarak ya da ahlaki/siyasi açıdan “apatik” olduğunu iddia ederek savunursa ne diyecekseniz?

Bu dilin kendisi siyasi deseniz işe yarayacak mı?

“Sol-kardeşlik-goygoy hamaseti” tamlamasının neresi apatik, ahlaki/siyasi yargılardan soyutlanmış?

Bu terimler silsilesi düpedüz aşağılama, alay etme amaçlı kullanılmamış mı?

Haydi biz de sıfat kullanalım, neoliberal, hatta neocon, sağ bir dünya görüşünü yansıtmıyor mu?

İçerik?

Kavram karmaşası, saptırma, bağlamdan koparma, ne ararsanız var. “Büyük Muhalefeti” oluşturan partiler HDP’yi görmezden gelecek; HDP’nin cumhurbaşkanı adayının henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm olmadığı halde hapiste tutulmasına itiraz etmeyecek; bu partilerden biri o başkanın ve başka milletvekillerinin hapse atılmasına imkan tanıyan tüzük değişikliğini onaylayacak; Kürt sorununun çözümüne dair elle tutulur, somut tek bir öneri sunmayacak; ama sorumluluk yine “kendisini istemediğini dünya aleme ilan etmiş” ittifaka “ne olur bizi de alın” diye yalvarmayan HDP’de olacak?

Ne güzel, ne “realist” bir dünya!

HDP “etnik milliyetçilik ve sol soslu hamaset edebiyatını mı seçecek, ittifakı mı? Nedense değerli meslektaşımız ittifakı tanımlarken sıfat kullanımında epey tutumlu.

Doğrusu şöyle değil mi?

“HDP etnik milliyetçilik ve sol soslu hamaset edebiyatını mı seçecek, etnik Türk milliyetçisi ve muhafazakar-militarist sağcı ittifakı mı tercih edecek?”

HDP’nin etnik milliyetçi olduğu varsayımını hiç tartışmadan kabul edelim. İki etnik milliyetçilikten birini seçecekse, neden temsil ettiği – ve hem çoğunluk, hem de PKK tarafından ezilen – kesimin milliyetçiliğini değil de Türk milliyetçiliğini tercih etsin?

HDP seçmeni, partisini istemeyen, açıkça dışlayan bir ittifaka neden destek versin?

Kürt halkı, şehirlerini yerle bir eden, kendilerini göçe zorlayan, içlerinden bazılarını keskin nişancı marifetiyle “avlayan”, bazılarını ise bodrumlarda diri diri yakan güvenlikçi politikalara tam destek veren partilerle neden işbirliği yapsın?

Kürt düşmanlığını başka bir ülkenin topraklarını işgal etmeye kadar vardıran bir devlet mekanizmasını ölesiye savunan adaylara neden oy versin?

Realist meslektaşımız “ama PKK” diyecek (diyor da). PKK son dönemde olan bitenden en az devlet kadar sorumlu, evet.

Ama 1. PKK seçimlerde yarışan bir parti değil; 2. Yerel halkın PKK ile ilişkisi bir süredir zaten sorunlu; 3. PKK bir sonuç, neden değil.

90 yıllık devlet politikalarının, özellikle de 1980 darbesi ve sonrasında Kürtlere yaşatılan türlü zulmün doğal sonucu; 4. PKK’ya tepkili olan ve barış isteyen halk, onu doğuran milliyetçiliğe neden destek versin?

HDP koşullar ne kadar olumsuz olursa olsun Türkiye’yi seçsin. İyi ama HDP zaten Kürt hareketinin bir bölümü tarafından tam da bu yüzden, “fazla Türkiyeli” davranmaya çalıştığı, bir Kürt, bir Türk eş başkan seçtiği için de eleştirilmiyor mu?

Demirtaş ve Yüksekdağ Haziran 2015 seçimleri sonrası CHP ile görüşmedi mi? İttifak arayışları CHP’nin ayak sürümesi sonucu akamete uğramadı mı?

Yine Demirtaş, cumhurbaşkanlığı yemin töreninde Erdoğan’ı ayakta alkışlamadı mı? Türkiyeli olmak için daha ne yapmak gerekiyor?

Doğru, Demirtaş ya da başka bir HDP’li “PKK, eli kanlı bir terörist sürüsüdür” mealinde bir laf etmedi. Ama bugüne kadar hiçbir Kürt politikacı PKK’yı Demirtaş kadar açık ve net eleştirmedi. PKK’nın Demirtaş’ı istemediğini duymayan kalmadı.

Kendisine oy veren sıradan halkın çocukları dağa çıkmışsa Demirtaş ne yapsın?

Belki bir şeyler yapmak isteyecek, onları dağdan indirmeyi deneyecek. “Türk halkı” ona bu şansı verdi mi?

Her şeyi bir kenara bırakalım, etnik milliyetçilik, militarizm, hatta ırkçılığa boğulmuş bir toplumun Kürtlere “siz etnik milliyetçisiniz” deme hakkı var mı?

Solculuğu, kardeşliği savunmayı “goygoyculuk” olarak nitelendirmeye ise bir şey diyemiyorum. Görece düzeyli tek tepkim, bu meslektaşa gömüldüğü güvenlik literatüründen kafasını kaldırıp biraz sol teori üzerine okumasını önermek olabilir.

Ha elinde bayrak, dilinde ezanla fetih nidaları atan, “Atatürk olmasaydı adınız Yorgo, Dimitri olurdu” diyen adaylar arasından bir tane saz çalan çıkmışsa, varsın o da “goygoycu” olsun!

.

Facebook Yorumları

reklam
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı