Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Partizan


3.8.2018 - Bu Yazı 473 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 “Evine hoş geldin”, dedi P. Haftalardır iki gece üst üste aynı yatakta yatmamış, hayatla tek sıkı bağı Whatsapp ve FaceTime olan bir “yersiz yurtsuza” söylenebilecek en kısa, en anlamlı karşılama cümlesi bu olabilirdi ancak.

“Bunu duymaya ihtiyacım vardı”, diye yanıt verdim. Beni havaalanından alıp uzaklarda bir yerlerde hiç bilmediğim bir sahil kasabasına götüreceklerdi. Manevi annem elimi sıkıca tuttu; O’nun merdivenlerden inerken yaptığı gibi parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi ve iki saat boyunca hiç bırakmadı.

Gecenin karanlığını bozan tek şey, dünyanın gölgesinden kurtulmaya çalışan aydan sızan zayıf ışıktı.

Belki de ortamın etkisiyle ilk kez Leonard Cohen’den dinlediğim, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgaline karşı savaşan bir Fransız direnişçisini anlatan “Partizan” şarkısının sözleri düştü aklıma.

Almanlar sınırı geçmişti

Bana “teslim ol” dediler

Teslim olamazdım

Silahımı aldım ve karanlıkta kayboldum

Adımı yüz kere değiştirdim

Karımı ve çocuğumu kaybettim

Ama bir sürü arkadaşım vardı

Ve bazıları benimle birlikteydi

 

Yaşlı bir kadın bize evini açtı

Gece boyu bizi çatı katında sakladı

Sonra düşman askerleri geldi

Tek bir fısıltı çıkaramadan öldü

 

Bu sabah üç kişiydik

Akşam tek başınaydım

Ama devam etmeliyim

Sınırlar benim hapishanem

 

Rüzgar esiyor

Mezarların arasından esiyor

Özgürlük yakında gelecek

Ve biz saklandığımız gölgeliklerden çıkacağız

Durumum Fransız direnişçisi kadar kötü sayılmazdı elbette. En azından hayatım tehdit altında değildi (yoksa öyle miydi?). Evet, tıpkı Fransız direnişçi gibi ben de çocuğumu ve evimi kaybetmiştim ama bana kapılarını açacak bir sürü arkadaşım vardı.

Dünya, yedi sene boyunca ev bildiğim topraklar kadar ıssız, bana yabancı değildi.

Yine de sığındığım çatı katları, bana kucak açan arkadaşlarım içimdeki boşluğu dolduramıyordu. Saat başı çalan küçük kilisenin çanları, sahilde koşuşturan çocuklar, ayaklarımı yakan kum, birlikte kaldığım ailenin tatlı köpeği Sixto (çünkü son geldiğimizde Sixto’yla oynamıştı), her şey bana O’nu ve içimdeki boşluğu hatırlatıyordu.

Biliyordum, artık tek başınaydım.

Ve yine Fransız direnişçi gibi benim de, tek başına da olsa, yola devam etmem gerekiyordu. O’nun için. Yol arkadaşlarım ve O’nu sevenler için. “Direniş” için.

Direnişi sürdürmenin kendi de başlı başına bir mücadeleydi. Bazı geceler gözlerimi kapattığımda sadece kötü şeyleri, en çok da ölümü görüyordum. Bu yüzden gözlerimi kapatmaya korkuyordum. Bazı geceler ise hiçbir şey görmüyordum. İçimdeki boşluk ete kemiğe bürünüyor, yaşanmış güzel anların üzerini örtüyordu.

Yüzünü hatırlamaya çalışıyor, bir türlü beceremiyordum. Sanki belleğim silinmişti. Bir geçmişim olduğunu biliyor, ama kim olduğumu bilmiyordum. Neden yaşadığımı, yaşamam gerektiğini de. Direnişin kendisi, yaşamın (tek) anlamı olmamalıydı.

Belki de direnişe devam etmek, yaşama anlam katmak için henüz çok erkendi. Önce yaşadığımı anlamam gerekiyordu. Elimden düşmeyen cep telefonunun ekranına baktım. Diğer manevi annemin mesajı düştü önüme:

“Acele etme. Hiçbir şeyin seni baskı altında tutmasına izin verme. Ama denize gir mutlaka. Sana kendini hatırlatacaktır. Kendini onun kollarında dalgalanmaya bırak ve suyun ne kadar güzel olduğunu hisset.”

Manevi annemin sözünü dinledim. Suya girdim. Denizin kendine has kokusunu içime çektim. Kendimi suya bıraktım. Hafifçe dalganırken gözlerimi kıyıya çevirdim ve kıyının ardına dizilmiş beyaz evlere, küçük kiliseye, göğe uzanan yeşil tepelere baktım.

O bu çan sesini severdi, diye düşündüm. Son yolculuğuna çıktığı kilisenin çan sesini ise hiç sevmezdi.

Onun sevdiklerini ve sevmediklerini düşünerek ama O’nsuz direnmek, yaşamaya devam etmek mümkün müydü?

Şarkıda bahsedilen özgürlük bu muydu?

Kendi seçimim olmayan, bana dayatılmış bir özgürlük?

Bu sorulara cevap vermek için henüz erken sanırım.

Saklandığım gölgeliklerden çıkmam gerekecek, biliyorum.

Ama daha erken.

Çok erken.

.

Facebook Yorumları

Kod8
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8