Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu


18.12.2017 - Bu Yazı 1035 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Herkesin bir şekilde adını duyduğu, hakkında bir fikir sahibi olduğu kimi kitaplar vardır. Fransız düşünür Julien Benda’nın 1927 yılında yazdığı ‘Aydınların İhaneti’ adlı deneme de bunlardan biridir.

Eski Yunan felsefesinden Aydınlanmacı geleneğe aydın kavramının izlerini süren, aydınların toplumsal işlevini masaya yatıran bu denemeyi kaç kişi başından sonuna okumuştur bilinmez ama bu sayının sadece ‘aydınların ihaneti’ klişesini kullanarak belirli bir siyasi pozisyonu savunan sayısından az olduğunu varsaymak abartılı olmaz.

Benda’nın denemesi özünde bir tür hesaplaşmadır. Aydın olmayı gündelik çıkarlar peşinden koşmadan, maddi kaygı gütmeden sanat, bilim ya da felsefe alanında üretimde bulunmak şeklinde tanımlayan düşünüre göre aydın sınıfı yirminci yüzyılın başından itibaren bu bağımsız konumundan uzaklaşmış, evrensel değerlere sırtını dönmüştür.

İçinde yaşanılan çağ, farklılıkların siyasallaştığı, millet-ırk-sınıf temelli tutkuların – moda terimle – ‘öteki’nden nefrete dönüştüğü bir dönemdir. Ahlak siyasete değil, siyaset ahlaka yön vermeye başlamıştır. Bunda da en büyük sorumluluk bu gidişi meşrulaştıran aydınlara aittir.

Benda siyaset dışı bir aydın hayali kurmaz doğal olarak. Sözünü ettiği ‘ihanet’, siyasetin aydına aydın olma vasfını veren sanata, bilime, felsefeye bulaşması, deyim yerindeyse onları ‘kirletmesidir’. İktidarın cazibesine kapılan aydınlar toplumsal işlevleriyle gündelik çıkarları arasına mesafe koymayı bırakmış, gücün peşinde koşmaya başlamışlardır.

Benda’ya göre bu ihanetin bedeli ağır olacak, yakın dönemde insanlık tarihinin en büyük felaketlerinden biri yaşanacaktır. Tarih, bir şekilde Benda’yı haklı çıkarır. Kitabın yayımlanmasının ardından on sene geçmeden Avrupa faşizmin ve kanlı bir savaşın pençesine düşer.

Türkiye’nin yarı demokrasiden tam otokrasiye savrulduğu şu günlerde Benda’yı aklıma getiren 44 günü aşkın süredir tutuklu olan Osman Kavala oldu. Aslında Kavala ve onu yalnız bırakan ‘eski arkadaşları’ üzerine daha önce yazmak istiyordum.

Dilek Kurban’ın 3 Kasım 2017 tarihinde T24’te yayınlanan ‘Osman Kavala’ya Dair’ başlıklı yazısını görünce  bir süre beklemeye karar verdim. Nasıl olsa Kavala da diğerleri gibi unutulmaya yüz tutacak, bir avuç gerçek dostu dışında onu hatırlayan, hatırlatan kalmayacaktı.

Ama öyle olmadı. İlk günkü yoğunlukta olmasa bile yurt içinden, yurt dışından Kavala’ya özgürlük sesleri yükselmeye devam etti. Sayıları binlerle anılan rejimin isimsiz kurbanları açısından iç burultucu olsa da bu destek önemliydi, çünkü özgürlük mücadelesi (maalesef) sembol figürler üzerinde yürüyordu ve Kavala bu sembollerin en temizlerinden, en masumlarından biriydi (Ahmet Şık, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça gibi).

Tam da bu yüzden ‘iktidarın cazibesine kapılan’ Kavala’nın kimi eski mesai arkadaşlarının suskunluğu, suskunluktan öte Kavala ile aralarına mesafe koyma yarışına girmesi bize bugünün Türkiyesi hakkında çok şey anlatıyor.

Kavala’nın yönetim kurulu üyesi olduğu TESEV’den ayrılan bir grubun 2015 yılında kurduğu Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışma Merkezi’nin (PODEM) Yeni Şafak tarafından Kavala ile ilişkilendirilmesi üzerine web sitesine koyduğu şu ibret alınası‘düzeltme metni’ örneğin:

Yeni Şafak Gazetesi’nin 25.10.2017 günlü sayısında gazete yazarı Yılmaz Bilgen tarafından gazetenin kapak ve on beşinci sayfasında Osman Kavala hakkında “Dosyası Kabarık” başlıklı yazılı kaleme alınmıştır. Bu yazıda Müvekkil PODEM’in yasa dışı örgütlerle ve diğer kurumlarla birlikte adının geçirilmesi tamamen maksatlıdır. Müvekkilin kamuoyu gözünde itibarı, güvenirliği ve ismi lekelenmeye çalışılmaktadır. Müvekkil PODEM, Şubat 2015’te faaliyete başlamış bir sivil toplum kuruluşu olarak tüm çalışmalarını ve kurumsal ilişkilerini şeffaf ve bağımsız bir şekilde yürütmektedir. Ayrıca kurulduğu tarihten itibaren, yazıda bahsi geçen Osman Kavala ve faaliyetleri ile hiçbir ilişkisi kesinlikle olmamıştır.

 

Yönetim Kurulu Can Paker, Süleyman Seyfi Öğün, Oral Çalışlar, Rona Yırcalı gibi isimlerden oluşan PODEM’i kamuoyuna açıklama yapmaya iten haber, iktidar medyasında her gün onlarcasına rastlayabileceğimiz masa başı safsatalarından yalnızca biri halbuki.

Üstelik ‘haberde’ halen PODEM Yönetim Kurulu üyesi olan Serdar Erener’in de adı anılıyor; Kavala liderliğindeki ekibin parçası olduğu iddia edilen Erener’in ‘tahrik ve yönlendirme amaçlı sloganlara imza attığı’ ifade ediliyor. Kavala ile ‘hiçbir ilişkisi kesinlikle’ olmayan PODEM’in sadece Yönetim Kurulu üyesi değil, bireysel destekçisi de olan Erener’i neden düzeltme metni dışında bıraktığını bilemiyoruz. Henüz tutuklanmadığı için olsa gerek.

Çünkü otokrat Yeni Türkiye’de lideri rahatsız etmemek, trollerin radarına girmemek gerekiyor. Özellikle de bir dönem gerek ulusalcı, gerek Türk-İslamcı cemaatin hiç haz etmediği TESEV’in Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütmüş, Açık Toplum Enstitüsü Türkiye şubesinin Danışma Kurulu Başkanlığını üstlenmişseniz.

İşte o zaman gazete gazete, kanal kanal dolaşmak ve ‘AKP’ye fazla yakın durduğu’nuz için tüm bu görevlerinizden uzaklaştırıldığınızı söylemek zorunda kalırsınız.

Bu da yetmez, bir zamanlar kendinizi ‘Marksist iş adamı’ olarak tanımladığınızı unutuverir, rejim savunuculuğuna soyunursunuz. Başkanlık sisteminin ‘Beyaz Türkler’ ve vesayet odakları tarafından ezilen kitlelerin – bu kitlelere de ‘halk’ dersiniz – 80 yıllık mücadelesinin doğal bir sonucu olduğunu iddia edersiniz.

‘Beyazlar’ ‘altta yatan zekâyı fark etmediği’ için halka cahil dese de aslında bu cehalet değil, sınıf mücadelesidir dersiniz. Hem 20 senedir tanıdığı ‘Tayyip Bey’ otoriter filan değildir. ‘Sadece halkın eğilimlerine hitap’ ediyordur. Kendisi de ‘milli egemenlikle, halkın sömürülmesiyle’ mücadele eden AKP’nin yanındadır. ‘Bilgisizlikten istifade ederek başkanlık sistemini farklı yorumlamak ise entelektüel ahlaka sığmayan bir şey’dir!

Bu ‘derin analizi’ ve entelektüel ahlak anlayışını sorgulamak okuyucunun aklına hakaret olur. Analiz sahibinin TESEV ve Açık Toplum Enstitüsü Türkiye şubesi yöneticisiyken başta Osman Kavala, bugün birçoğu yurtdışında sürgünde ya da hapiste olan gazeteci ve akademisyenlere raporlar hazırlattığını, düzenlediği etkinliklerden köşelerinde bir satır da olsa bahsetmeleri için binbir takla attığını hatırlatmaksa zaman kaybı.

osman kavala

PODEM kurucu ve çalışanları ‘aydın’ sayılır mı, bilinmez. Benda’nın tanımını benimser, bilim üretip üretmediklerine bakarsak bu soruya olumlu yanıt vermek zor. Ama konumuz bu değil. Konumuz, Türkiye’nin yarı demokrasiden tam otokrasiye dönüşme sürecini, bu dönüşümün altında yatan dinamikleri ve bu süreci kalıcı kılan mekanizmaları anlamak.

O halde daha önceki yazılarımda da vurguladığım bir noktayı tekrar edeyim. Türkiye’de bugün yaşanan kriz sadece siyasi, ekonomik ya da kültürel bir kriz değil. Belki tüm bunlardan daha çok ahlaki bir kriz. AKP bu çöküşün biraz nedeni, daha çok sonucu.

Yaşadığımız çöküşün simgesi hapishanedeki gazeteci, akademisyen, aktivist sayısı değil; toplumun ciddi bir kesiminin buna ses çıkarmaması, hatta onaylaması, bundan zevk duyması. Kanaat önderi olarak tanınan bazı isimlerin açıkça faşizan bir rejimi meşrulaştırma çabaları. İhalelerde dışlanmak istemeyen Türkiye burjuvazisinin vurdumduymazlığı.  

Kişisel bir notla bitirelim. Ben de TESEV’e rapor hazırladım, toplantılarına katıldım. Proje bazlı da olsa eski öğrencilerimle çalışma arkadaşı olmaktan gurur duydum. Gezi’den sonra çoğuyla yollarımız ayrıldı. O kadar da önemsemedim. Aynı dünya görüşünü paylaşmak zorunda değildik sonuçta.

İletişimi kesmek, görmezden gelmek de bir seçenekti. Ama Osman Kavala için yazılan o düzeltme metnini görmezden gelmek... İşte bu bambaşka bir şeydi. Eski öğrencilerim de ‘küçük Eichmann’lar olmayı seçmişlerdi. Belki Can Paker, Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu gibi büyüklerinin etkisiyle. Belki de kendi özgür iradeleriyle. Onlar adına utandım; onlar için harcadığım emeğe acıdım.

Daha acı verense zamanı gelince iktidar tarafından buruşturulup atılacak küçük Eichmann’lardan geriye kalan enkazı kaldırmanın kuşaklar süreceğini hatırlamaktı.

https://ahvalnews.com/tr/osman-kavala/osman-kavala-podem-ve-turkiyede-acik-toplumun-hazin-sonu

.

Facebook Yorumları

Kod8
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8