Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine


8.3.2018 - Bu Yazı 1418 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Unutulmaz ve kesinlikle ürpertici bir manzaraydı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisine yaptığı konuşmada, özel harekat gücü (bordo bereliler) kıyafeti giymiş küçük kız çocuğunu yanına çağırdı.

Kızın gözlerindeki yaşları fark eden Erdoğan “Bakın, bizim bordo berelilerimiz var. Bordo bereli ağlamaz” diyerek kızı sakinleştirmeye çalıştı.

Ve devam etti:

“Jandarma Özel Harekat, yarbay, bordo bere... Maşallah. Türk bayrağı da cebinde. Şehit olursa bayrağı da inşallah örtecekler. Her şeyi hazır, değil mi?”

rte


Bu rahatsız edici manzara bana 2008'deki benzer bir olayı, Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'a 13 lise öğrencisinin kanıyla boyanmış bir Türk bayrağı hediye edilmesini hatırlattı.

“Törene” dair haberlerde “Bayrak Büyükanıt'ı duygulandırdı” diye yazıldı.

Washington merkezli bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Center for American Progress'ten (Amerikan Kalkınma Merkezi- CAP) Max Hoffman, John Halpin, Michael Werz ve Alan Makovsky'nin, Türk öz algılaması üzerine yaptıkları anketin özeti ve bulgularına ilişkin yorumlarını yayınladıkları raporun başlığını düşündüm.

Yazarlar “Türkiye Yeni Bir Milliyetçiliği mi Deneyimliyor?” diye soruyordu.

Cevapları bunu doğruluyordu.

Elbette, anket bazı orijinal, eşi görülmemiş verileri ortaya koyuyordu; yoksa yazarlar niçin yeni bir "milliyetçi ruha" atıfta bulunmak gerektiğini hissetsin ki?

Araştırma şirketi Metropoll'ün 2-12 Kasım 2017 arasında 28 kentte 2 bin 453 kişiyle yüz yüze yaptığı bu anket, ne yazık ki sadece, son 20 yılda yapılan düzinelerce benzer anketin bize çoktan öğrettiklerini tekrarlıyor.

Bu bağlamda, birkaç hafta önce bazı detaylarını tartıştığım, Bilgi Üniversitesi'nin "Türkiye'de Kutuplaşmanın Boyutları" araştırması bir bütün olarak da okunabilir.

Nitekim, soruları cevaplayanların ezici çoğunluğu (yüzde 86) kimlikleri açısından “Türk olmanın” çok önemli olduğunu kabul ediyor. “Türk olmanın anlamı” ile ilgili kavramlar da daha önceki anketlerin bulguları ile uyumlu; güçlü ailelere inanç, Türkçe konuşma ve Müslüman olma, en çok atıf yapılan üç kimlik bileşeni (Türklük tanımının çok önemli olduğunu öne sürenlerin kabaca yüzde 68'i bunu söylüyor).

Bulgular, Batı'nın Osmanlı İmparatorluğu'nu yaptığı gibi Türkiye'yi parçalamaya eğilimli olduğu inancına ilişkin Sevr sendromunun direncini ve itirazını da ortaya koyuyor.

Soruları cevaplayanların yüzde 84'ü “Küresel çapta ekonomik ve siyasi elitlerin Türkiye üzerinde çok fazla etkisi var ve buna karşı direnmek gerekli” diye düşünüyor.

Buna ek olarak ankete katılanların yüzde 78'lik bir kısmı güçlü göçmen karşıtlığı hisleriyle “Türkiye diğer ülkelere kıyasla mültecilere bakmak için çok fazla zamanla para harcıyor, ve kendi vatandaşlarına daha fazla odaklanmalı” ifadesine katılıyor.

Bir diğer ilginç noktaysa, gerçi beklenmedik bir bulgu da değil, – çoğunlukla AKP destekçileri tarafından paylaşılan- “Erdoğan yönetimindeki Türkiye, Atatürk'ün  güçlü ve bağımsız ulus yaratma idealini gerçekleştiriyor” inancı.

Bunlar önemli bulgular ve CAP anketi bu nedenle yararlı.

Ama raporun yazarlarına, bu bulguların sonucu olarak “İslam yanlısı olan ve Batı ulusları ile Türk vatandaşı olmayanlara yönelik karşıtlık üstünde yükselen yeni bir milliyetçi ruh” çıkarımını yaptıran neydi?

Eğer ki “İslam hayatımda merkezi bir rol oynar” ifadesine katılan yüzde 80'i işaret ederek, Türklük tanımındaki İslam'ın merkeziyetçiliğine atıfta bulunuyorlarsa, bu zaten Türkiye siyasetini gözlemleyen uzman ya da değil herkesin bildiği bir düstur.

Eğer bu “Türk milliyetçiliğinin yeni bir biçimine” dikkat çekmek içinse, İslam'ın en azından çok partili siyasete geçişten bu yana Türk milliyetçiliğinin çeşitli unsurlarının önemli bir bileşeni olduğu noktasını yine gözden kaçırıyor.

(Birçok yorumcunun da belirttiği gibi, bu bağlar resmi Kemalist anlatıdan yalnızca dinin Türklüğün tanımlanmasınki yeri açısından farklı (örneğin “The Topography of Nationalism in Turkey: Actors, Discourses and the Struggle for Hegemony”, Riva Kastoryano (ed.), Turkey between Nationalism and Globalization, Londra: Routledge, 2013 makaleme; ya da Tanıl Bora’nın eski makalesi “Nationalist Discourses in Turkey”, The South Atlantic Quarterly, 102 (2/3), 2003, 433-51. okunabilir).

Ancak, daha da önemlisi, yazarlar, cumhuriyetçi elitlerin Kemalist devrimin radikal amaçları için Anadolulu kitleleri toplamak amacıyla kullandıkları İslam ile resmi laik milliyetçilik arasındaki karmaşık ilişkiyi de görmezden geliyor.

Aslında, Türkçülüğün iki kurucu babasından biri olan  Ziya Gökalp'in yeni doğan ulusun kimlik ikilemine sunduğu çözüm, “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Avrupa medeniyetindenim” sloganıyla özetlediği Türklüğün üç unsuru olarak tanımladığı Türkçülük, İslamcılık ve Modernizm senteziydi.

En azından bir retorik düzeyde Cumhuriyetin kurucuları, “modern” bir Türk olmanın ne anlam ifade ettiğini belirlediklerinde, İslam'ın rolünü küçümsemişlerdi.

Yine de, dini toptan yok etmektense, kontrol altında tutarak pratikte dine karşı çok daha uzlaşmacı bir tavır benimsediler. Ve İslam, Demokrat Parti'nin (DP) 1950'ler boyunca İnönü'nün Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) hegemonyasına karşı kullandığı bir araçtı.

Bugün gördüğümüz şey, yeni bir milliyetçiliğin yükselişi değil, Türk milliyetçiliğinin diğer kurucu babası Yusuf Akçura'nın, dönemin önde gelen Türk dergilerinden Türk Yurdu'nun 1924'teki ölümünün ardından Gökalp'in hayatına ve öğretilerine adanan özel sayısı için yazdığı bir makalede ruhani bir lider gibi “Şeyh” olarak nitelendirdiği Ziya Gökalp'in geri dönüşü.

Tam da bu rehber olma, bir şeyh olma durumu Türk gençliğini “bulunduğumuz zaman ve mekânda en hak bir tarikate, Türk milliyetçiliği tarikatidir” fikrine katılmaya ikna etti (bu ve devamındaki alıntılar için bknz: Umut Özkırımlı and Spyros A. Sofos, Tormented by History: Nationalism in Greece and Turkey, Hurst and Co. and Oxford University Press, 2008).

Gökalp'in iddia ettiği Türkler, kültür bakımından zengin ama medeniyet açısından fakir bir ulustu.

“Yabancı halkların kurumlarını ödünç aldılar ve kendininkileri yaratmak yerine onlardan yapay bir uygarlık ürettiler.”

Bu, ayrıca Türkiye'de eğitimlilerle “sıradan insanları” birbirinden ayıran uçurumu da açıklıyor. Bu uçurumda köprü kurmak için, eğitimliler “halka giderek” onlardan ulusal kültürün temellerini öğrendi ve onları da modern medeniyete tanıttı. Gökalp'in önerdiği formül basit ve oldukça açıktı:

“Teknik açıdan herşeyi Avrupa’dan alalım, ama kültürümüzü kendi milli ruhumuzda arayalım.”

Bu size bir yerden tanıdık geliyor mu?

.

Facebook Yorumları

Kod8
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8