Umut ÖZKIRIMLI



Bookmark and Share

Savaşa hayır!


12.10.2019 - Bu Yazı 240 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 ‘TSK, sınır-ötesi harekâta başladı.’ Bugün öğle saatlerinde başlayan askeri operasyonla ilgili yazabileceğiniz, doğruluğu su götürmeyecek tek cümle bu. Bunun dışında yazacağınız her şey, bu cümleye ekleyeceğiniz her kelime tartışmaya açık.

Örneğin harekâtın amacının, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir bölge oluşturmak ve Türkiye’deki 3 milyonu aşkın mültecinin bir bölümünü oraya yerleştirmek olduğu söyleniyor. En azından resmi açıklama bu. Türkiye’ye yönelik dış tehditleri bertaraf etmek, IŞİD’i tamamen ortadan kaldırmak da dillendirilen hedefler arasında. Yine resmi kaynaklara göre ABD harekâtı destekliyor. Trump’ın Suriye’den çekilme kararı da bu şekilde yorumlanıyor. Yapılan açıklamalarda bölgede at koşturan diğer ülkelerden, uluslararası kamuoyunun tepkisinden, dökülecek kandan, harekâtın maddi bedelinden ise hiç bahsedilmiyor.

Bu yalanlara AKP destekçileri ve milliyetçi camia dışında inanan var mıdır, bilmiyorum, ama biz yine de tarihe not düşmüş olalım. Zaten uzunca bir süredir yazılan çizilenlerin bunun dışında bir işlevi yok.

Bir, harekâtın gerçek amacı iç savaşın başlamasının ardından Suriye’nin kuzeyinde kontrolü ele geçiren PYD’yi ve Kürt Otonom Bölgesi Rojava’yı ortadan kaldırmak. Dolayısıyla ‘düşman’, IŞİD ya da Suriye rejimi değil, Kürtler. PYD’nin eski Eş Başkanı Salih Müslim’in de defalarca ifade ettiği gibi, Suriyeli Kürtlerin Türkiye’yi tehdit etmek gibi bir niyeti yok. Böyle bir niyetleri olsa bile bunu gerçekleştirecek askeri güce ve kamuoyu desteğine sahip değiller. PYD-PKK ilişkisi deseniz bu PYD’nin kurulduğu 2003 yılından beri biliniyor. Bu süre zarfında, PKK Türkiye’de en azından askeri anlamda yenilgiye uğratılmış durumda. Kaldı ki PKK hemen hemen tüm Batı devletleri tarafından terör örgütü olarak kabul edilirken PYD bu sınıflamaya dâhil edilmiyor. Tersine herkesin bildiği gibi IŞİD’le savaşta Batı’nın müttefiki. Yani Batı’nın dolaylı olarak desteklediği, silah sattığı bir hareketle savaşa giriyorsunuz. Ve bunu size yönelik somut bir tehdit olmaksızın, başka bir ülkenin topraklarını işgal ederek yapmaya kalkıyorsunuz.

 

İki, harekâtın bir diğer nedeni iç politikada yaşanan gelişmeler. Yerel seçimlerin de gösterdiği gibi AKP’nin kamuoyu nezdinde desteği düşüyor. Erdoğan’ın 2023’te yapılacak başkanlık seçimlerinde yüzde 50 oy oranını yakalama ihtimali pek yok gibi. Bu yüzden seçilme barajının yüzde 40+1’e çekilmesi tartışılıyor. Ekonomi değirmeni taşıma suyla bile dönmüyor. Temel veriler açık açık çarpıtılarak her şey yolunda izlenimi yaratılmaya çalışılıyor. Tüm otoriter rejimler gibi, Türkiye’yi yöneten siyasi irade de kendini bir dış kriz yaratarak kurtarmaya çalışıyor.

Üç, ABD’nin harekâtı ne ölçüde desteklediği bilinmiyor. Akli ve ruhsal sağlığının yerinde olmadığı anlaşılan Trump’ı ve Twitter’de savurduğu tehditleri geçelim. Pentagon’un harekâtı onaylamadığını biliyoruz. Amerikan Kongresi’nden gelen sinyaller de farklı değil. Rusya ve İran, Suriye’ye operasyon yapılmasına karşı olduklarını açıkladılar. Suriye rejimi zaten bunu bir işgal olarak görüyor. Buna Hizbullah’ı, rejim taraftarı ya da IŞİD artığı çeşitli grupları da ekleyin. Türkiye, sadece Kürtlerle değil, birkaç devletle ve büyüklüğü ve gücü bilinmeyen çok sayıda hareketle savaşa giriyor.

Dört, bu savaş Afrin’in ele geçirilmesine benzemeyecek. Kürtler o sırada IŞİD’le mücadele ediyorlardı. Esad rejimi, bugünkü kadar kendinden emin değildi. Rusya ve İran fazla ses çıkarmamayı tercih etmişlerdi. Ele geçirilecek alan Kürtler dışında kimseye tehdit etmiyordu. Dolayısıyla Türkiye’nin desteklediği güçler Afrin’i fazla zorlanmadan işgal ettiler. Ancak bu güçlerin yönetimi devralmasının ardından yoğunlaşan, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından da belgelenen hak ihlalleri Suriye içi ve Türkiye’ye yönelik göçü arttırdı. Bu kez çok da geniş bir alanın ele geçirilmesi planlanıyor. Bu alan Kürtler için sembolik bir anlam taşıyor. Daha da ötesi Kürtlerin yaşam alanı, özerklik hayallerini gerçekleştirdikleri coğrafya. Bunun ne anlama geldiğini anlamak istiyorsanız Kobani direnişini hatırlamanız yeterli. Hani IŞİD’in 16 Eylül 2014 günü saldırdığı, 130 gün süren bir kuşatmaya rağmen ele geçiremediği Kobani.

Özetleyecek olursak, bu savaş kendini savunma amaçlı bir savaş değil, bir işgal. Yok edilmesi planlanan halk kendini koruyacak ve muhtemelen iki taraf da ağır kayıplar verecek. Muhtemelen savaşa başka güçler de dâhil olacak ve savaşın maliyeti artacak. Belki çatışma bölgesel bir boyut kazanacak. Bu arada Türkiye’ye ambargo uygulanacak. Uygulanmasa bile hayata pamuk ipliğiyle bağlı ekonomi çökecek. Mülteci akışı hızlanacak. Sınırda tedbir alınmaya kalkılırsa büyük bir insani dram yaşanacak.

Suriye Türkiye’nin Falklands’ı değil, Vietnam’ı olacak. Hayatımız, kan rengine bürünecek.

Sadece tarafımı belirtmek ve tarihe not düşmek amacıyla yazdığım bu yazıyı Bertolt Brecht’in ‘Çağrı’ şiirinden bir alıntı ile #savasahayir #savaşahayır diyerek bitireyim.

Ama barış ağaç değil, ot değil ki
yeşersin:
Sen istersen olur barış, istersen
çiçeklenir.
Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın.
Bilin kuvvetinizi.
Bir tabiat kanunu değildir savaş,
Barışsa bir armağan gibi verilmez
insana:
Savaşa karşı
Barış için
Katillerin önüne dikilmek gerek,
“Hayır yaşayacağız!” demek.
İndirin yumruğunuzu suratlarına!
Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
5.11.2019
Katalanlar, Kürtler ve şu gururlu Türkler
19.10.2019
Beklemek
12.10.2019
Savaşa hayır!
6.08.2019
Irkçı değilim, benim de Suriyeli arkadaşlarım var
2.07.2019
İkinci Kürt açılımı (!)
19.05.2019
Yedi Maddelik Eylem Planı: Oylar tereddütsüz İmamoğlu'ya verilmeli
15.3.2019
Dava
22.11.2018
Aslanlar ve koyunlar
25.10.2018
Hız. Ben hızım.
22.8.2018
İnkâr
3.8.2018
Partizan
26.7.2018
Kendi içine dönmek
18.7.2018
Yersiz Yurtsuz
11.6.2018
Başlıksız yazı
31.5.2018
Türk solu, bölünmek ve direniş üzerine bir not
10.5.2018
Bir endüstri olarak 'Türkiye uzmanlığı' ve saz çalan goygoycu
3.5.2018
Seçimler ya da "insanlık krizi'nden" çıkmak
18.4.2018
'İnsanlık krizi' ve imkansız seçimler
4.4.2018
Çağımızın vebası: Çoğunlukçuluk
8.3.2018
Şeyhin dönüşü: Türkiye'nin yeni olmayan milliyetçiliği üzerine
14.2.2018
Türklüğe layık olmak!
31.1.2018
Vatan için ölmek...
23.1.2018
Afrin ve bir iç siyaset aracı olarak savaş
18.1.2018
Yerli ve milli yeni bir Türkiye peşinde
18.12.2017
Osman Kavala, PODEM ve Türkiye'de açık toplumun hazin sonu
27.9.2017
Türkiye’nin akademiyle savaşı ve direniş üzerine…
2.8.2015
Dolmabahçe mutabakatını kim bozdu? Bir çarpıtmanın hikayesi
4.5.2015
Bir AKP karşıtından AKP sevdalılarına mektup
28.4.2015
‘Yeni Türkiye’ safsatası bir yana, bildiğiniz Türkiye Cumhuriyeti bitti
8.4.2015
‘Sert mi yumuşak mı, kanlı mı kansız mı?’
06.01.2015
Ali Bayramoğlu’na bir yanıt: Waldo sen neden burada değilsin?
31.12.2014
Otoriterleşme ve büyük resmi görmek!
25.11.2014
‘Yeni Türkiye’nin üç ‘genç aydın’ı üzerinden rakamlarla yandaşlık
11.11.2014
Ölü seçici bir ‘genç akil’
17.10.2014
Çözüm sürecine dair bilmek istediğiniz her şey
11.10.2014
Sokaklar neden mi karışıyor? Bizi aptal yerine mi koyuyorsunuz?
27.09.2014
‘Hitler’in Erdoğan’dan farkı sadece bıyığının biraz kısa olmasıydı’
20.09.2014
Alkışlamak ya da alkışlamamak, işte bütün mesele… Bu değil!
29.08.2014
Bir millet bölünüyor!
16.08.2014
Mahçupyan ve ‘tarihsel çirkinliğin bir parçası olmak’
01.08.2014
‘Bizde ırkçılık olmaz’
22.05.2014
Erdoğan nefreti ve Soma; Gülay Göktürk’e bir cevap
08.05.2014
Yeni Türkiye'nin 'Zinde devrim bekçileri!'
06.04.2014
Türkiye kendi kaderini tayin etti: Ayrışma!
31.03.2014
Gülen cemaati de yenilgiye uğruyor...
15.01.2014
Köprüden önce son çıkış!
05.01.2014
AKP, cemaat ve barışı ‘rehin tutmak’
30.12.2013
Bu bir darbedir!
22.12.2013
Siyaseti savunmak ve 'Konjonktürel demokratlar'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive