Yetvart Danzikyan

Artı Gerçek & Agos



Bookmark and Share

Virüs belki de bize bir şey anlatmaya çalışıyor


19.03.2020 - Bu Yazı 106 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Son yılların en ciddi virüs salgını ile karşı karşıya olduğumuz ortada. Koronavirüs’ün küresel anlamda yaygınlığı, merkezinin bir ay gibi kısa bir sürede Çin'den Avrupa’ya taşınması, daha şimdiden dünya çapında 5 bin’in üzerinde insanın hayatına mal olması, zaten bunun göstergeleri. 138 bin’den fazla insan da virüse yakalanmış durumda. (Bunların vaka açısından 80 bin’i, ölüm açısından ise yaklaşık 3.200’ü Çin’de) Evet tarih boyunca çok daha fazla cana malolan virüsler görüldü, ancak nüfusun bu çapta arttığı, toplumlar arasında mobilizasyonun bu çapta sıklaştığı ve üretim/hizmet modellerinin bu çapta globalizasyona ihtiyaç duyduğu bir çağda böylesi bir virüs -yarattığı etkiler açısından- son yıllarda pek görülmedi.

Durumu şöyle anlayabiliriz: Global finansal etkinliğin göstergesi olan hisse senedi piyasalarında çok sert düşüşler yaşandı, kimi borsalarda (ABD) 1987’den bu yana en sert düşüş. Evet, daha önce bu çapta düşüşler olmadı değil, ama kimi zaman yerel, kimi zaman bölgesel, kimi zaman ise geniş çaplı finansal bir krize bağlı yani çözümü kendi içinde olan krizlerdi bunlar. Şimdi ise dünya çapında tek bir nedene (virüs) bağlı ve nereye gideceğini, nasıl çözüleceğini kimsenin bilmediği bir kriz ile karşı karşıyayız.

Zaten bu kriz durumunu destekleyen başka gelişmeler de oluyor. Birçok ülke birbiri ile sınırını kapatıyor, ABD Avrupa’dan uçuşları durdurdu, Çin’den uçuşları zaten durdurmuştu, komşu ülkeler de ardı ardına sınırları kapatıyor. Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelerde restaurantlar, cafeler, eğlence mekânları kapatıldı, okullar, üniversiteler zaten epeydir kapalı. Hayat durdu özetle. Birçok ülkenin olağanüstü hâl ilan ettiğini ve insanlara sokağa çıkmamalarının tavsiye edildiğini de hatırlayalım.

Yani sadece yoksullar değil zenginler de seyahat edemiyor, karantinaya alınıyorlar ve bu virüs ayrım göstermeden herkesi tehdit ediyor. Bu, işin bir yönü.

Bu konuya tekrar dönmek üzere daha önemli bir meseleye gelelim. Virüs halkın sağlığa erişimi açısından da yeni bir durum yarattı. Özel hastanelerin, özel sağlık sigortalarının böylesi durumlarda işlevsiz kaldığı ortaya çıkarken, sağlığın bir kamu hizmeti olduğunu gözümüze sokarcasına, kamu hastanelerinin ne kadar önemli bir işleve sahip olduğu bir kez daha kanıtlandı. Dolayısıyla sağlık hizmetlerinde özelleştirmenin, piyasalaştırmanın krizleri daha da büyüttüğünü görmekle kalmadık, buna ilave olarak Türkiye özelinde “Şehir hastaneleri” gibi rant mantığına hizmet eden inşaat projelerinin böylesi durumlarda hiçbir işe yaramayacağını da gördük. Günlerdir, arazilerine göz dikilen şehir içindeki kamu hastanelerinin ne kadar kritik bir işlev gördüğünü ya da görebileceğini herhalde anlamış olmalıyız.

Buna ilave olarak tarımı mahvetmenin ve temel gıda ürünlerinde ithalata/globalizasyona bağımlı hale gelmenin de ne tür sonuçlara yol açabileceğini şu son günlerde yaşanan panik ortamında görmüş olmalıyız. Bütün bunlar bize sistemi piyasalaştırmanın, “parasını bastırırsak her şeyi alırız” mantığının nasıl da kritik bir yerde duvara toslayacağını gösteriyor olmalı.

(Biraz uzun bir parantez olacak, hazır olun. Tam bu satırları yazarken sendika.org sitesinde bir söyleşiye rastladım. Tarım konusunda çalışmalar yürütmüş olan 'Big Farms Make Big Flu' (Büyük Çiftlikler Büyük Gripler Yaratır) kitabının yazarı Rob Wallace ile bir söyleşi. Şöyle diyor Wallace:

“Her yeni salgındaki asıl tehlike, her yeni Covid-19’un münferit bir olay olmadığını kavrayamamak, -ya da daha iyisi şöyle diyelim- bunu kavramayı çıkarcı bir biçimde reddetmektir. Virüslerin artışı gıda üretimi ve çokuluslu şirketlerin kârlılığı ile yakından bağlantılıdır. Virüslerin neden daha tehlikeli hale geldiğini anlamayı hedefleyen herkes, endüstriyel tarım modelini ve özellikle de hayvancılık üretimini araştırmalıdır. Şu anda, az sayıda hükümet ve az sayıda bilim insanı bunu yapmaya hazırdır. Birçoğu ise tam aksini yapıyor. Yeni salgınlar ortaya çıktığında, hükümetler, medya ve hatta sağlık kurumlarının çoğu acil durumların her birine o kadar odaklanırlar ki, marjinal birçok patojene aniden birbiri ardına küresel şöhret kazandıran yapısal nedenleri yok sayarlar.. Sermaye, dünya çapında balta girmemiş ormanlar ve küçük çiftlik sahiplerine ait tarıma elverişli arazileri gasp etmekte başı çekiyor. Bu yatırımlar, hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan bir kalkınmaya ve ormanların yok edilmesine neden oluyor. Bu devasa arazilerin sunduğu işlevsel çeşitlilik ve karmaşıklık, daha önce bir yere sıkışıp kalmış patojenleri yerel çiftlik hayvanlarına ve insan topluluklarına yayacak şekilde sıraya diziyor. Kısacası, Londra, New York ve Hong Kong gibi sermaye merkezleri birincil hastalık yayma noktaları olarak düşünülmelidir.")

Biraz önce bıraktığımız yerden devam edecek olursak. Son 30 yıldır sermayenin, finans piyasalarının ölçüsüzce genişlediği, geleneksel üretim sistemlerinin ise kendi içine sıkıştığı bir döneme tanık olduk. İki gelişme bize bu durumu anlatıyor olmalı. Perşembe ve Cuma günleri piyasalarda yaşanan sert düşüş ve haftasonu İtalya’da birçok fabrikada işçilerin greve gitmesi. Piyasalar, malum, bu salgının bir üretim ve hizmet krizi yaratacağı beklentisiyle çakılmış durumda. Küresel borsalarda son bir aydaki değer kaybının 14 trilyon dolara ulaştığı belirtiliyor. Asya borsaları 2008 finansal krizinden beri en ciddi haftalık düşüşü kaydetti. Petrol fiyatlarındaki düşüş, geliri petrole bağlı ülkelerde muhtemelen ek dalgalanmalar yaratacak. (Türkiye için belki bu bir avantaj olabilir ama dolar yükselmeye devam ederse bunun da bir anlamı kalmayacak.) İşçiler ise dünyanın her yerinde birçok önlem alınırken kendilerinin sağlıksız koşullarda çalışmaya zorlanmalarından şikâyetçi. O yüzden İtalya’da birçok fabrikada greve gitmiş durumdalar. “Hükümet fabrikaları tatil etmedi, bir yandan ‘evinizde kalın’ diye talimatlar çıkartıp diğer yandan fabrikadaki montaj hattı işçilerini bile çalıştırıyorlar, biz işçilerin ve ailelerimizin sağlığını ve yaşamını riska atıyorlar” diyorlar. Ve elbette ki haklılar.

Bu virüsün ne kadar süreceğini bilemiyoruz. Kimse bilmiyor. Kimi uzmanlar zirve noktasının görüldüğünü ve artık düşüşe geçeceğini öngörüyor ancak bunlar sadece tahmin. Belki iki ay sonra her şeyi unutacağız, belki de daha da kötü bir yerde olacağız.

Ama şurası herhalde belli. Bu çığırından çıkmış piyasalaşma ve küreselleşmenin, mobilizasyonun, her saniye kalkan uçakların, her saniye tahrip edilen milyonlarca hektar tarım arazisinin, su kaynağının, özelleştirilen ya da şehir merkezlerinden uzakta tesisleştirilen hastanelerin insanlığa bir faydası olmayacak. Virüsün derdi muhtemelen bize bunları anlatmak değil, virüs bir insan da değil, ama işte tüm bu olup bitenler bize bir şeyler anlatıyor. Dikkate alan olacak mı?  

.

Facebook Yorumları

Emlak8
19.03.2020
Virüs belki de bize bir şey anlatmaya çalışıyor
24.02.2020
Devletin dehlizlerinde
10.02.2020
Tanrı göçmen çocukları sever mi?
28.01.2020
Deprem gerçekleri
14.01.2020
İran’daki gösterilere ne oldu?
31.12.2019
Libya’da sadece Mustafa Kemal yoktu, Enver Paşa da vardı
16.12.2019
‘İnsaf sahibi dünya halkları’ bu işe ne der?
26.11.2019
CHP’de fırtına bir bardak suda mı kopuyor, denizde mi?
12.11.2019
Cumhuriyet’ten ne anlayalım?
29.10.2019
Suriye’de Meksika Açmazı
14.10.2019
Akıncı’nın sözleri ve havaya bakıp ıslık çalanlar
9.09.2019
Kaftancıoğlu’na ceza, üç kente kayyım ve ortak zeminde mücadelenin geleceği
26.08.2019
Davutoğlu anladığımız şeyi kastetmiyor ama kastetse iyi olur
13.08.2019
Fırat’ın Doğusu'ndan nasıl bir medet umuluyor?
15.07.2019
Yargı reformu, 14 Temmuz, 15 Temmuz
2.07.2019
AKP inişte mi, inişteyse yükselen ne?
18.06.2019
Yazınca oluyor: Ekümenik. Söyleyince oluyor: Kürdistan
4.06.2019
İstanbul’dan İstinpoli’ye…
21.05.2019
100 yıldır hangi gemideyiz?
23.4.2019
Neo-12 Eylülcülerin tek derdi İstanbul mu? (Ya da Kılıçdaroğlu'na saldırı ne anlama geliyor?)
9.4.2019
Milli irade de bir yere kadarmış
25.2.2019
Gerçeği, yalnızca gerçeği tekrar etmek
11.2.2019
Hırsız bizim hırsızımız, mermi bizim mermimiz
28.1.2019
Venezuela'dan Strasbourg'a siyasette çapraz koşular
14.1.2019
Faşizmin dik âlâsı...
31.12.2018
Umut ile umutsuzluk arasında
18.12.2018
Burası Paris değil, neresi, biz de bilmiyoruz
3.12.2018
Demirtaş'ı içeride tutmanın 101 yolu
20.11.2018
Gezi ya da kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin direnişi
23.10.2018
Gıpta edilesi bir ülkeyiz
8.10.2018
McKinsey, McKinsey.. Neymiş bu McKinsey?
10.9.2018
Muhalefet meselesi, Kürt meselesi, Cumhuriyet meselesi
27.8.2018
Failin olay yerine dönüşü
13.8.2018
Dolmabahçe’de paydaşlarla neşeli bir gün
31.7.2018
Yargı sistemimiz kıskanılıyor
16.7.2018
Bir yıldönümünün düşündürdükleri
2.7.2018
Buyurun size başkanlık sistemi
18.6.2018
24 Haziran’da neyi oylayacağız?
4.6.2018
Parti-devlet rejiminden manzaralar
21.5.2018
Soykırım, 301. madde ve ‘denize dökmek’
7.5.2018
Alavere dalavere HDP baraj nöbetine
23.4.2018
Seçime doğru geniş alanda uzun paslaşmalar
10.4.2018
Kavala hakkındaki iddialar, tespitler… Meğer kimlerle görüşmüş
26.3.2018
Erdoğan rejiminin bitmeyen medya inşası
26.2.2018
Ölümün kutsanması ve Cumhur
12.2.2018
Evet savaşta bunlar olur. Ama barışta olmaz.
29.1.2018
Fetihçiler, Kızıl Elmacılar ve kuzenleri..
15.1.2018
AKP’nin yarattığı yeni Zincirbozanlar
25.12.2017
Tek derdimiz 'badem kurusu ne renk?' olaydı..
11.12.2017
Lozan ve bazı efsaneler…
27.11.2017
Elçi’nin yokluğu ve nefes alamayan Sur
31.10.2017
Türklük, Ecdad, Kayı boyu, Ermeniler, Pakraduniler diye diye ufaktan..
16.10.2017
Bir kitabın bizzat “terör örgütü” olması
4.10.2017
Bitmeyen 'Bir gece ansızın' lafları..
18.9.2017
Demek, orası Ermeni mezarlığı değil…
4.9.2017
Narmanlı ile Sur’u birlikte düşünmek
21.8.2017
Peki Karaman’dan ne olur? Dost olmaz orası kesin
7.8.2017
Oyunculuklar, eh, fena değil..
24.7.2017
Oysa toz kondurmadıkları kalkışacaktı...
10.7.2017
Hak savunucularına komplo kuran devlet
26.6.2017
Ne Diyanet’ten ses var, ne de Hazine’den..
12.6.2017
Ayırsanız da gelip birbirine bağlanıyor
29.5.2017
15 Temmuz’u laikler mi yaptı?
15.5.2017
İşsizlik, Soma ve bir tuhaf istihdam seferberliği..
2.5.2017
Bir gece ansızın KHK ile gelmek
17.4.2017
16 Nisan: Nereden baksan tuhaf, nereden baksan tartışmalı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive