Yetvart Danzikyan

Artı Gerçek & Agos



Bookmark and Share

Fırat’ın Doğusu'ndan nasıl bir medet umuluyor?


13.08.2019 - Bu Yazı 156 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Erdoğan-Bahçeli rejimi uzun süredir gündemlerinde tuttukları "Fırat’ın Doğusu’na girme” konusunda ABD’den şartlı bir izin almış görünüyor. Öyle anlaşılıyor ki “Girdik, giriyoruz” diye vaveyla koparılan harekât, Suriye’nin kuzeyinde, sınırlı bir bölgede,  ABD askerleri kontrolünde bir devriye. İlave olarak da  ABD ve Türkiye’nin birlikte bir “Ortak Harekât Merkezi” kurması. Şimdilik manzara bu.

Biraz daha detaya inecek olduğumuzda ise manzara şu: Bu bölgede ABD’nin YPG’yi Türkiye’ye, deyim yerindeyse “yedirmemek” üzerine bir politika kurduğu biliniyor. Türkiye devletinin ve milliyetçi çevrelerin “PKK uzantısı” olarak gördüğü YPG ve YPG’nin başat konumda olduğu SDG (Suriye Demokratik Güçleri) yapılanması, ABD açısından ise  “IŞİD”i durduran” ve ittifak kurulabilecek bir güç. YPG’nin IŞİD konusundaki performansı sadece ABD değil Batı ülkeleri ve konunun diğer aktörleri tarafından da dikkatle ve altı çizilerek not edilmiş durumda.
Erdoğan-Bahçeli rejimi ise Suriye’nin kuzeyindeki bu Kürt yapılanmasını “Türkiye’ye tehdit” olarak görüyor ve ilk günden beri boğmaya çalışıyor. Çözüm süreci masasının iktidar tarafından devrilmesinde HDP’nin ülke içinde ulaştığı etkinlik kadar, Suriye’deki bu yapılanmanın da “payı” vardı. Ve mevcut iktidar, yani MHP ve diğer geleneksel milliyetçi güçler desteğindeki Erdoğan, bu yapılanmayı bir şekilde ortadan kaldırmayı kafasına koymuş vaziyette. 
Önündeki en büyük engel ise, az önce de bahsettiğim gibi -ne yazık ki ülke içindeki kamuoyu değil-, ABD... Hatırlanacaktır ABD Başkanı Trump S-400 krizinin en kritik günlerinde attığı bir tweet’te (”açıksözlülüğü” bu konuda işe yaramış görünüyor) Erdoğan hakkında şunları söyledi:
“İşin açıkçası herkesin bildiği gibi Kürtlerle bir problemi var. Sınırda 65 bin kişilik bir ordusu vardı ve IŞİD'e karşı bize yardım eden Kürtleri haritadan silecekti.  Onu aradım ve bunu yapmamasını rica ettim. Sanırım Kürtler onun veya Türkiye'nin doğal düşmanı. Ve o bunu yapmadı. Sınırda dizilmişlerdi ve bizimle birlikte IŞİD'i yenenleri haritadan sileceklerdi. Dedim ki 'bunu yapamazsın, bunu yapamazsın' ve o bunu yapmadı. O yüzden bir ilişkimiz var.” (29 Haziran 2019)
Trump bölgesel dengeler açısından durumu gayet net tarif etmekle birlikte Kürtler konusunda Erdoğan, AKP ve Türkiye siyasetinin “manevra” kabiliyetlerini  bilmediği için “doğal düşman” tabirini kullanmış. Pek öyle değil. Kürtler konusu, Erdoğan’ın nasıl işine geliyorsa, öyledir. 
Eğer “PKK’ya silahları bıraktıran lider” gibi bir imkân ufukta beliriyorsa, Kürtler Erdoğan’ın en hakiki dostudur. Ancak bu sürecin aynı zamanda yıllardır toplumsal anlamda ezilen Kürtler’in de işine yaradığını, biraz daha özgürlük ve eşitlik (hatta statü)  kazandıklarını görüyorsa ve kendi iktidarının da uzun vadede tehlikeye gireceğini düşünüyorsa Kürtler, evet doğal düşmandır.
Tekrar başa dönecek olursak, işte bu dengeler içinde, iktidarın  “Kürtler'e orada hayat hakkı tanımayacağız” alt metniyle ilan ettiği “Fırat’ın Doğusu’na girme” operasyonunda öyle görünüyor ki ABD hem Türkiye’nin hem de YPG’nin -şimdilik-  itiraz etmeyecekleri bir formül buldu ve Ortak Harekât Merkezi üzerine bir anlaşmaya varıldı. 
Ancak şu açıkça görünüyor ki Erdoğan-Bahçeli rejimi bununla tatmin olmayacaktır. Süreç başladıktan sonra “Bu sistem yürümüyor” denilerek Trump’ın az önce hatırlattığım tweet’inde bahsettiği harekât için zemin yoklanacaktır. Daha doğrusu Erdoğan, bu yoldan ayrılınmamasını tavsiye eden/şart koşan “güç”lerle ittifakını sürdürdüğü sürece, Ankara’nın da politikası bu olacaktır. Hemen ilave etmek gerekir ki Erdoğan bu konuda “kuşatılmış” filan değildir. HDP’nin yükselişini görüp çözüm masasını devirmek ve savaş politikasına geçmek Erdoğan’ın -kindar- politikasının sonucuydu. MHP ve diğer milliyetçi güçler/unsurlar bu ortamda kendilerine alan buldular ve bu alanı olabildiğince genişlettiler. 
Bu ortamda Öcalan’ın “Kürtler’e yer açmaya çalışıyorum, gelin Kürt sorununu çözelim. Bir haftada çatışma durumunu, ihtimalini ortadan kaldırırım diyorum. Ben çözerim, kendime güveniyorum, çözüm için hazırım. Ancak devlet de, devlet aklı da gereğini yapmalıdır” çağrısını nasıl okumalı?
Bir açıdan iktidarın bu süreçte Öcalan’ı bir şekilde devreye sokma hamlesinin ilk (daha doğrusu ikinci) adımı gibi görülebilir. Hatırlanacaktır Öcalan açlık grevleri zamanında yaptığı açıklamada da Kürt hareketine Türkiye’nin Suriye konusundaki “hassasiyetini” anlama çağrısında bulunmuştu. 
Dolayısıyla bu süreçte iktidar Öcalan’ı devreye sokarak süreci kendince yumuşatma hesabı yapmış olabilir ancak Öcalan’ın bu ikinci mesajı  ile ilk mesaj arasında hayli ton farkı var. Öcalan bu son mesajında “çatışma durumu/ihtimali” diyerek, kanımca “Örgüt Suriye konusunda geri adım atacak gibi değil, süreci ancak ben koordine edebilirim” demek istiyor ve kendine de yeni (yeniden) bir alan açmak istiyor gibi görünüyor. En azından benim çıkardığım sonuç bu. “Devlet aklı” bu mesajı ne kadar dikkate alır, ABD-Rusya Türkiye’ye bu konuda ne gibi telkinlerde bulunur, şimdiden bir şey söylemek zor. 
Bir konu daha var. ABD ile varılan bu son “Güvenli Bölge” uzlaşmasında bölgeye Suriyelilerin gönderilmesi gibi bir madde de var. Buna daha önce de dikkat çekmiştim.
Erdoğan, yerel seçimlerdeki oy kaybının “Suriyeliler” nedeniyle yaşandığı düşüncesinden hareketle “Suriyelileri geri gönderiyoruz” havasında bir kampanya başlatmış durumda. Dolayısıyla bu güvenli bölgeye hem Suriyelileri yerleştirip bölgenin nüfus yapısını değiştirerek, hem ülke içine dönüp “İşte Suriyelileri geri gönderiyoruz” propagandası yaparak, hem de “Fırat’ın Doğusu’na girdik” diyerek bir taşla üç kuş vurmak istiyor. 
Ama bütün bunların altındaki asıl politika “Kürt anasını görmesin” politikasıdır. Yıllarca denenip sonuç alınamamış, ülkeyi nefessiz bırakan, binlerce insanı zindana tıkan bir politikadır. Asıl yapılması gereken, ülke içinde ve dışında yeni bir “çözüm” masası kurmak ve geleceği hep birlikte tasarlamaktır. Bu vesileyle yeri gelmişken söyleyeyim: Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakın. 
.

Facebook Yorumları

Emlak8
9.09.2019
Kaftancıoğlu’na ceza, üç kente kayyım ve ortak zeminde mücadelenin geleceği
26.08.2019
Davutoğlu anladığımız şeyi kastetmiyor ama kastetse iyi olur
13.08.2019
Fırat’ın Doğusu'ndan nasıl bir medet umuluyor?
15.07.2019
Yargı reformu, 14 Temmuz, 15 Temmuz
2.07.2019
AKP inişte mi, inişteyse yükselen ne?
18.06.2019
Yazınca oluyor: Ekümenik. Söyleyince oluyor: Kürdistan
4.06.2019
İstanbul’dan İstinpoli’ye…
21.05.2019
100 yıldır hangi gemideyiz?
23.4.2019
Neo-12 Eylülcülerin tek derdi İstanbul mu? (Ya da Kılıçdaroğlu'na saldırı ne anlama geliyor?)
9.4.2019
Milli irade de bir yere kadarmış
25.2.2019
Gerçeği, yalnızca gerçeği tekrar etmek
11.2.2019
Hırsız bizim hırsızımız, mermi bizim mermimiz
28.1.2019
Venezuela'dan Strasbourg'a siyasette çapraz koşular
14.1.2019
Faşizmin dik âlâsı...
31.12.2018
Umut ile umutsuzluk arasında
18.12.2018
Burası Paris değil, neresi, biz de bilmiyoruz
3.12.2018
Demirtaş'ı içeride tutmanın 101 yolu
20.11.2018
Gezi ya da kurgulanmış gerçeğe karşı hakikatin direnişi
23.10.2018
Gıpta edilesi bir ülkeyiz
8.10.2018
McKinsey, McKinsey.. Neymiş bu McKinsey?
10.9.2018
Muhalefet meselesi, Kürt meselesi, Cumhuriyet meselesi
27.8.2018
Failin olay yerine dönüşü
13.8.2018
Dolmabahçe’de paydaşlarla neşeli bir gün
31.7.2018
Yargı sistemimiz kıskanılıyor
16.7.2018
Bir yıldönümünün düşündürdükleri
2.7.2018
Buyurun size başkanlık sistemi
18.6.2018
24 Haziran’da neyi oylayacağız?
4.6.2018
Parti-devlet rejiminden manzaralar
21.5.2018
Soykırım, 301. madde ve ‘denize dökmek’
7.5.2018
Alavere dalavere HDP baraj nöbetine
23.4.2018
Seçime doğru geniş alanda uzun paslaşmalar
10.4.2018
Kavala hakkındaki iddialar, tespitler… Meğer kimlerle görüşmüş
26.3.2018
Erdoğan rejiminin bitmeyen medya inşası
26.2.2018
Ölümün kutsanması ve Cumhur
12.2.2018
Evet savaşta bunlar olur. Ama barışta olmaz.
29.1.2018
Fetihçiler, Kızıl Elmacılar ve kuzenleri..
15.1.2018
AKP’nin yarattığı yeni Zincirbozanlar
25.12.2017
Tek derdimiz 'badem kurusu ne renk?' olaydı..
11.12.2017
Lozan ve bazı efsaneler…
27.11.2017
Elçi’nin yokluğu ve nefes alamayan Sur
31.10.2017
Türklük, Ecdad, Kayı boyu, Ermeniler, Pakraduniler diye diye ufaktan..
16.10.2017
Bir kitabın bizzat “terör örgütü” olması
4.10.2017
Bitmeyen 'Bir gece ansızın' lafları..
18.9.2017
Demek, orası Ermeni mezarlığı değil…
4.9.2017
Narmanlı ile Sur’u birlikte düşünmek
21.8.2017
Peki Karaman’dan ne olur? Dost olmaz orası kesin
7.8.2017
Oyunculuklar, eh, fena değil..
24.7.2017
Oysa toz kondurmadıkları kalkışacaktı...
10.7.2017
Hak savunucularına komplo kuran devlet
26.6.2017
Ne Diyanet’ten ses var, ne de Hazine’den..
12.6.2017
Ayırsanız da gelip birbirine bağlanıyor
29.5.2017
15 Temmuz’u laikler mi yaptı?
15.5.2017
İşsizlik, Soma ve bir tuhaf istihdam seferberliği..
2.5.2017
Bir gece ansızın KHK ile gelmek
17.4.2017
16 Nisan: Nereden baksan tuhaf, nereden baksan tartışmalı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive