Yıldıray OĞUR

Karar gazetesi



Bookmark and Share

Ambargoyu ‘delme’nin uzun hikayesi


8.12.2017 - Bu Yazı 262 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Şubat 2011’de İstanbul’daki bir banka şubesinden, Ankara’daki bir banka şubesindeki alıcıya yüklü miktarda dolar gönderilir.

Ama bankalar için rutin sayılabilecek para transferinde bir sorun çıkmıştır. Para bloke edilmiş görünmektedir. Az sonra İstanbul’daki bankanın genel müdürlüğüne ABD’den bir telefon gelir. Telefondaki Amerikalı yetkili, bankanın üst düzey yetkilisine “Tahran’a sizin üzerinizden para aktarılmasına neden müsaade ediyorsunuz? Uluslararası yaptırımları delmeye çalıştığınızın farkında değil misiniz?” diye hesap sormaktadır. Telaşlanan banka yetkilisi Tahran’da şubeleri olmadığını, bir yanlış anlama olduğunu anlatmaya çalışır. Gerçekse birazdan ortaya çıkar. Paranın gönderildiği Ankara’daki banka şubesi Tahran Caddesi üzerindedir. Amerikalılar bunu Tahran diye anlamıştır. Özür dileyip, paranın üzerindeki blokajı kaldırırlar.

https://www.ntv.com.tr/ekonomi/tahran-caddesindeki-subeye-iran-baskini,XhMav12G4Uqmam5l2KI7RQ

Peki, nasıl olmuştur da İstanbul’dan Ankara’ya bir para transferi taa ABD’den durdurulabilmiştir?

Son haftalarda dünya finans sisteminin  kavram ve güç ilişkileriyle bir anda karşı karşıya kalan biz sıradan fani insanlar için cevaplanması gereken bir soru bu.

Sorunun cevabı için önce 1944’te ABD’nin New Hampshire eyaleti Bretton Woods kasabasındaki zirveden bu yana  dünyanın rezerv para biriminin dolar olduğu gerçeğini akılda tutmalıyız.  Bu özetle şu demek; 73 yıldır dünya finansal sistemi, petrol, altın satışları ve bütün bankalar dolar merkezli olarak çalışıyor. Bu da doların patronu olan ABD’ye dünyadaki bütün bankalar üzerinde büyük bir otorite sağlıyor. Bu, adaletsizlik olarak görebileceğimiz ama isyan ederek düzeltemeyeceğimiz dünyanın bir gerçeği.

İstanbul’dan Ankara’ya değil, İstanbul’da aynı semtte yan yana iki banka şubesi arasındaki bir dolar transferinde de (Bu diğer para birimleri için de geçerli) dolar önce ABD’deki belirlenmiş muhabir bankaya, oradan da ABD Merkez Bankası’na gidiyor, eğer işlemde bir sorun yoksa okyanusları aşıp hesaba geliyor. Transferin görülmesi ve bloke edilebilmesinin sebebi de bu.

Bu gözetlemede Amerikan Hazinesi parayı, kara para aklama, terörün finansmanı, sakıncalılar listesi ve yaptırımlar gibi kriterler açısından inceliyor.

ABD’de de bütün bu incelemeler için uzmanlaşmış 16 ayrı kurum var. İddianamede adı sık sık geçen Office of Foreign Assets Control (OFAC) yani Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi’nin işi ABD ve BM yaptırımları açısından para akışını kontrol etmek. Bu kurumların tepesinde ise bir üst yapı olarak ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Office of Terrorism and Financial Intelligence (TFI) yani Terörizm ve Mali İstihbarat Dairesi bulunuyor.

Bu denetimlerde bir yaptırımı ihlal etmek ya da kara para işlerine girmek bir bankayı uluslararası finans sisteminde sakıncalı banka durumuna düşürebiliyor. Bu, bir banka için kabus demek. Çünkü Amerika’da lisans iptaline ve böylece dolar merkezli uluslararası para sisteminin dışına çıkarılmaktan, ağır para cezalarına çarptırılmaya, kredi ve borçlanma maliyetlerini artırmaya kadar hayli ağır sonuçları olabiliyor.

İşte dünyadaki bütün bankaları olduğu gibi, Türkiye’deki bankaları, dolayısıyla Türkiye’yi Amerikan yaptırımlarının bağlamasının esas sebebi bu. Ayrıca Türkiye, OECD üyesi 36 ülkenin yaptırımların uygulanması, kara para trafiği ve terörün finansmanına karşı kurduğu Finansal Eylem Görev Timi’nin (FATF)  de1991’den beri üyesi. Ve böylece de yaptırım kararları konusunda uluslararası sistemin bir tarafı.

Bu yüzden 2011 yılındaki rutin işlemi ABD yaptırımlarına takılıp bloke edilen İstanbul’daki banka genel müdürü haklı olarak telaşlanmıştı.

Ama 2011 yılında telaşlanması için biraz daha fazla haklı sebebi vardı.

Çünkü ABD, o günlerde İran ambargolarını sertleştirmiş, uygulanması için de finansal sistem üzerindeki hegemonyasını kullanarak diğer ülkeler üzerindeki baskılarını artırmıştı.

ABD’den “yaptırımları uygula” baskıları altında olan sadece Türk bankaları da değildi, Avrupa’daki pek çok büyük bankanın genel müdürü de aynı telaşı yaşamaktaydılar.

Aslında ABD, 1979’dan beri İran’a yaptırımlar uyguluyor. 11 Eylül 2001’in ardından artan güvenlik endişeleri ve İran’ın nükleer silah yapmaya çalıştığı istihbaratıyla 2005’den itibaren bu yaptırımlar sertleşmeye başladı. Aynı nedenle 2006’da BM, Türkiye’nin de onayladığı İran’ı mali olarak sıkıştırmayı, petrol gelirlerini azaltmayı amaçlayan ve dört yıl boyunca uzatılan bir yaptırım paketini onayladı.

ABD işi o kadar sıkı tutmaya başlamıştı ki, 1970’lerden beri anında dünyanın her yerine online para göndermeyi sağlayan Belçika merkezli SWIFT (The Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication) sistemini, 11 Eylül saldırısının ardından Amerikan hazinesinin gözetlediği ortaya çıkmıştı. 2006 yılında New York Times ortaya çıkardığı skandal Avrupalı müttefikleri de epey kızdırmıştı.

2010 yılında İran’ın “barışçıl olmayan nükleer çalışmalarını” engelleyip, Tahran’ı masaya oturtmak isteyen ABD yönetimi, Kongre’den kısaca CISADA (Imposing Sanctions Under the Comprehensive Iran Sanctions, Accountability and Divestment Act) denen daha sert yeni bir yaptırım paketi daha çıkardı.

https://www.treasury.gov/resource-center/sanctions/Programs/Documents/CISADA_english.pdf

Bu yaptırımların hedefinde İran’ın silahlanmaya ve nükleer çalışmalara gittiğini iddia ettiği petrol ve gaz gelirlerini kısmak vardı. Ülkelere iki türlü baskı yapılıyordu; “İran’dan aldığınız petrolün miktarını düşürün, petrol ve gaz alıyorsanız bile ücretini nakit para olarak ödemeyin.”

Bu yaptırımları diğer ülkelere ve bankalara uygulatmak için baskı yapma görevi ise ABD Hazine Bakanlığı Terörizm ve Mali İstihbarat Dairesi’ndeydi.

Dairenin, dünyanın büyük bankalarının korkulu rüyası olmuş halef selef olan iki müsteşarı Stuart Lewey ve David Cohen’in yetenekli hukukçular olmak dışında ortak bir özellikleri daha var.  Biyografilerinde yazdığına göre ikisi de ‘bilinçli’ Amerikan Musevileri’ydi ve en azından İranlı yetkililer, müsteşarların İran ambargoları konusundaki sert performansını böyle açıklıyordu.

(Ama ABD’de İran ambargoları konusunda en hassas olan ve en çok bastıran grubun, pro-İsrail Yahudi lobisi olduğu politik doğruculukla örtülemeyecek bir gerçek.

Çünkü İran’ın nükleer silaha sahip olmasından en çok endişelenen İsrail. ABD yönetiminin ve diğer ülkelerin İran yaptırımlarıyla ilgili politikalarını en yakından takip eden, Kongre’deki oturumlarda bilirkişi olarak çağrılan, yaptırım ihlallerini raporlayan Washington merkezli The Foundation for Defense of Democracies (FDD) de pro-İsrail bir think tank. Bu think tankin uzmanlarının New York’taki davada karşımıza bilirkişi olarak çıkması o yüzden sürpriz değil.)

2011’de Obama tarafından göreve getirilen David Cohen’in adı “Finansal Batman”e çıkmıştı.

Bu şöhretinin esas sebebi ise 2010-2011’de İran yaptırımlarını delen bankalara yönelik başlattığı sert soruşturmalardan geliyordu.

Yani bu dava nedeniyle bir kere daha Türkiye’de sık sık söylendiği gibi, hedef sadece Türkiye değildi.

Çünkü Amerikalılara göre ambargoyu sadece Türk bankaları delmiyordu.

Aksine Amerikalı maliyecilerinin listesinde Türk bankalarının çok önünde İngiliz, Alman, Fransız bankaları vardı. Çünkü İran, Avrupa’daki pek çok ülke için gaz ve petrol alınan ve yüksek miktarlarda ihracat yapılan bir ticaret ortağıydı.

Avrupa finans çevrelerinin İran’la ilişkileri o kadar yoğundu ki Almanya’da hisselerinin yüzde 26’sı İran’ın en büyük bankası Bank Mellat’a ait olan Europaische-Iranische Handelsbank (EIH) adlı bir banka bile mevcuttu.

FBI ve OFAC tarafından yürütülen soruşturmalar sonucunda İran ambargolarını delmek suçundan ilk dava Ocak 2009’da New York Manhattan Bölge Mahkemesi tarafından İngiltere’nin en büyük bankalarından Lloyds’a açıldı.

Manhattan Bölge Savcısı Robert Morgenthau tarafından hazırlanan iddianamede, İngiliz bankası, ‘İran bankalarının paralarını gizleyerek ABD’ye sokmakla’ suçlanıyordu. Lloyds suçunu kabul etti ve uzlaşma yoluna gitti. Bunun karşılığında ceza olarak 350 milyon dolar ödedi.

http://www.telegraph.co.uk/finance/4213151/Lloyds-TSB-agrees-to-pay-fine-of-350m-for-sanctions-help.html

Aynı Manhattan Bölge Savcısı, 2009 Aralık ayında bu kez yine Londra merkezli İsviçre bankası Credit Suisse’e, 90’lardan 2006’ya kadar 1 milyar dolarlık İran parasını saklayarak finansal sisteme sokmak suçlamasıyla dava açtı. Credit Suisse yetkilileri New York’a gittiler, uzun pazarlıklar sonucunda suçlarını kabul edip, 536 milyon dolarlık ceza ödemeyi kabul ettiler.

Davalar 2010 yılında da sürdü. ABD’nin İran yaptırımlarını delmekten bu kez Washington Savcılığı tarafından İngiliz Barclays bankasına dava açıldı. Banka da anlaşma yoluna gidip, 298 milyon dolarlık cezayı ödedi.

https://www.justice.gov/opa/pr/barclays-bank-plc-agrees-forfeit-298-million-connection-violations-international-emergency

Yine 2010 yılında Hollanda bankası ABN AMRO, ABD’nin İran ambargosunu delmekten açılan davada 500 milyon dolar ceza ödemek zorunda kaldı.

2012 yılında soruşturmalar hızlandı. ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırımlardan sorumlu kurumu OFAC’ın incelemesi sonucunda, Manhattan Bölge Savcısı Cyrus Vance, milyarlarca İran parasını aklamak suçlamasıyla Hollanda’nın en büyük bankası ING hakkında dava açtı. ING, 619 milyon dolarlık ödeyerek, lisansını kurtardı.

https://www.reuters.com/article/us-ing-sanctions/ing-to-pay-619-million-over-cuba-iran-sanctions-idUSBRE85B12I20120612

Aynı yıl İran ve Kuzey Kore yaptırımlarını delme soruşturması Londra merkezli dünyanın en büyük bankalarından HSBC’yi de vurdu.  Bu kez Brooklyn Bölge Savcısı Loretta Lynch’in açtığı soruşturmada aralarında İran’ın da olduğu yaptırımları delmek, kara para aklamakla suçlanan banka 1.9 milyar dolarlık cezayı ödemeyi kabul etti.

https://www.reuters.com/article/us-hsbc-probe/hsbc-to-pay-1-9-billion-u-s-fine-in-money-laundering-case-idUSBRE8BA05M20121211

Amerika, İran yaptırımlarını delmekten en büyük cezayı 2014 yılında Fransız BNP Paribas’a kesti. İki yıllık FBI ve OFAC soruşturması sonucunda davayı açan tanıdık bir savcıydı. New York Güney Bölge Mahkemesi savcılarından Preet Bharara.

Fransız bankası; İran, Sudan ve Küba’yla, yaptırımlara rağmen 30 milyar dolarlık işlem yapmakla suçlanıyordu. Bharara’nın hazırladığı iddianamede bankanın 13 üst düzey yöneticisi sanıktı ve 35 yöneticisi hakkında ise soruşturma sürüyordu.

https://www.justice.gov/opa/pr/bnp-paribas-agrees-plead-guilty-and-pay-89-billion-illegally-processing-financial

Davaya ve istenen cezaya Fransız Cumhurbaşkanı Hollande, “orantısız” diyerek tepki göstermiş, Obama’dan önce bir mektup yazarak, sonra da Beyaz Saray’a gidip bizzat  “Fransız ekonomisine zarar verir, ilişkilerimizi zedeler” diyerek davaya müdahil olmasını istemişti. Obama  “yargının işine karışmam” diyerek bunu reddedince, Fransız bankası da suçunu kabul edip anlaşama yoluna gitmek zorunda kaldı. Rekor bir ceza olan 8.8 milyar doları ödemekle de kalmadı, anlaşma gereği 13 üst düzey yöneticisinin de işine son verdi.

Son olarak 2015’de, 2010’da başlayan FBI ve OFAC soruşturması tamamlandı ve Washington Bölge Mahkemesi tarafından Alman Commerzbank’a dava açıldı. Hem de ABD’nin NSA üzerinden Merkel’i dinlettiğinin ortaya çıktığı, iki ülke arasındaki ilişkilerin gerildiği günlerde. Savcı Machen, Almanya’nın ve Avrupa’nın en büyük ikinci bankasını "İran ve Sudan paralarını aklayarak finansal sistemimizin ve ulusal güvenliğimizin altını oydu” diye suçluyordu. İlişkiler biraz daha gerildi, banka karara itiraz etti ama sonuç değişmedi, Alman bankası da Amerikan yaptırımlarını delmekten ABD’ye 1.45 milyar dolar ceza ödemek zorunda kaldı.

Savcılıklar tarafından iddianameleri yazılmış bu davalarda bankaların çoğu, Amerikan hukuk sistemindeki “Guilty Plea” yani suçu itiraf edip kabul etmek ve böylece ceza indirimi almak diye özetlenecek bizdeki itirafçılıktan daha prestijli bir yöntem sayesinde para cezalarıyla kurtuldular.

Bu kavram bugünlerde ABD medyasında iki kişi için de sık sık kullanılıyor. Biri Trump’ın eski güvenlik danışmanı Michael Flynn diğeri de Reza Zarrab.

Bu kısma en sonunda dönmeden önce, Avrupalı bankalar hakkında soruşturmalar yürütüp davalar açan Amerikalı hazinecilerin, Türk bankaları hakkında ne yaptığına bakalım.

İşte burada karşımıza Halkbank çıkıyor.

Halkbank’ın en büyük özelliği 2004 yılında Pamukbank’la birleşmesinden miras Tahran’da şubesi olması. Ayrıca ABD’de şubesi olmaması. Bu iki özelliği yaptırım baskılarına karşı Halkbank’ı dünyada yaptırım engeline takılmadan İran’a para akışında bir adım öne çıkardı.

Sadece, Koç Holding bünyesindeki Türkiye’nin en büyük petrol rafinerisi TÜPRAŞ değil, Amerikan yaptırımlarından çekinen Hindistan da 15 milyar doları bulan petrol ithalatının yarısının ödemelerini Halkbank üzerinden İran’a gönderiyordu. Ama sadece Halkbank değil, bazı özel Türk bankaları da ambargoyu fırsata çevirmeye çalışmıştı.

Tabii ki Türkiye’de bütün bu olan biteni Amerikalılar da yakında izlemekteydi.

Ne kadar yakından izlediklerini Wikileaks’te yayınlanan 2009 tarihli ABD Ankara Büyükelçiliği’nden Washington’a gönderilen bir telgraftan biliyoruz.

Telgrafta ABD Amerikan Hazine Bakanlığı Terör ve Mali İstihbarattan David Cohen’in İran ambargoları yüzünden Türkiye’ye yaptığı ilk  ziyaretin sonuçları anlatılıyor. Telgraftan Halkbank yöneticileriyle bir araya gelen Cohen’in, şimdi biri ABD’deki davada sanıklar arasında yer alan Halkbank yöneticilerini  Bank Mellat ve İran’la işleri yüzünden uyardığı ama sonuçtan memnun olmadığını öğreniyoruz.

https://wikileaks.org/plusd/cables/09ANKARA1725_a.html

2010 yılında aynı gerekçeyle Türkiye’yi bir kere daha ziyaret eden Amerikan Hazine Bakanlığı Terör ve Mali İstihbarat Müsteşarı Stuart Lewey ise görüştüğü devlet ve özel bankalarının yetkililerini, yakın bir zaman önce İran ambargolarını delmekten ağır bir ceza alan İngiliz bankası Barclays’ın başına gelenleri hatırlatarak, uyarmıştı.

http://www.gazetevatan.com/abd-den-turkiye-ye---barclays-tehdidi--335835-ekonomi/

Hükümetin içinden ise farklı sesler geliyordu. Ekonominin esas patronu olan Ali Babacan, Mehmet Şimşek daha az risk alma taraftarıydı ve bankaları koruyan bir çizgi izliyorlardı, dış ticaretten sorumlu bakan Zafer Çağlayan ise aksine bankacıları  “Açık söyleyeyim. Bizi sadece BM’nin kararı bağlar. ABD’nin ki değil” diyerek daha cesur olmaya çağırıyordu.

Ama o günlerde çıkan haberlere bakılırsa bankacılar, Avrupalı bankalara ardı ardına kesilen para cezalarından sonra İran yaptırımları ihlali radarına takılabilecek iş yapmaktan çekiniyor hatta iş yapmış olanlar da ülke dışına çıktıklarında tutuklanmaktan korkuyordu.

http://www.milliyet.com.tr/bankacilar-iran-baskisinda-topu-caglayan-a-atti-ekonomi-1299863/

2011 yılı Nisan ayında bütün Avrupa’yı turlayan David Cohen, bir kere daha Türkiye’ye geldi. Bu kez Obama tarafından Amerikan Hazine Bakanlığı Terör ve Mali İstihbarat’ının başına atanmış yeni müsteşar olarak.

Görüştüğü özel bankaların yöneticilerini kara listeye alınmamak için İran’la olan mali ilişkilerini sona erdirmeleri için açık bir dille uyardı. Hatta bu uyarılarını düzenlendiği basın toplantısında da dile getirdi.

https://www.youtube.com/watch?v=nPARoiYkhI8

Bugünlerde New York’taki dava sürerken açıklamalar yaparak İran ambargosunu delmediklerini bir kere açıklama ihtiyacı duyan bazı özel bankalar bu ziyaretten sonra İran’la olan finansal ilişkilerine son verdiler, ABD’li hazinecilere teminat mektupları yazdılar.

Cohen’in Nisan 2011’deki ziyaretinin ilk sonucu bir hafta sonra alındı. Ambargo nedeniyle Türk bankaları üzerinden artan para trafiği sayesinde bir yılda yüzde 300 büyüyen Bank Mellat, Türk bankalarıyla iletişiminin kesildiğini açıkladı.

https://www.ntv.com.tr/ekonomi/turk-bankalar-bizimle-iliskisini-kesti,3dMn7wjMWU-K_dUkaVhH0w)

Fakat yine de ABD’li mali müfettiş, 2011’deki ziyaretinden tam olarak istediğini alamamıştı.

Bunu ABD’ye dönüşünde bilgi verdiği Senato Bankacılık Komitesi'nde New Jersey senatörü Robert Menendez’in sorduğu "Anlıyorum ki şu anda bir İranlı bankayla iş yapan Türk finansal kuruluşları bulunuyor. Onlara yaptırıma hazır mıyız?" sorusuna verdiği cevaptan anlıyoruz:

“Yasayı uygulamada kararlıyız. Ve sizin de söylediğiniz gibi bizim görüşme önerilerimize karşılık vermeyen bir finansal kuruluş var ve bu kuruluş CISADA'ya 

göre yaptırım uygulanabilir faaliyetlerde bulunuyor. Bu kuruluşu çok güçlü biçimde izleyeceğiz"

Bahsedilen kuruluş yine Halkbank’tı.

İran ise artan bu finansal kıskaç karşısında elleri kolları bağlı beklemeyecekti. 2011 yılının mart ayındaki Nevruz kutlamalarında dini lider Hamaney, “ekonomik cihad” ilan etti. Ekonomik cihadın baş hedefi şüphesiz İran’a yönelik ambargoların delinmesiydi.

http://www.economist.com/node/18867440

İran’a esas vurucu darbe ise yılın son gününde geldi. 31 Aralık 2011 günü Başkan Obama, tatilde olduğu memleketi Hawai’de İran Merkez Bankası’yla iş yapan, nakit transfer eden bankaları kara para aklamaya sokabilecek yeni bir yaptırım paketini imzalamıştı.

https://www.reuters.com/article/turkey-iran-halkbank/iran-dealings-put-turkeys-halkbank-in-spotlight-idUSL6E8C420020120104

Yaptırımların en net sonucu Mart 2012’de alındı. Brüksel’e giden David Cohen, İran’lı bankalarının 200 ülke arasında online anında para transferini sağlayan Brüksel merkezli SWIFT sisteminden çıkarılması için Avrupalı yetkililere baskı yaptı. Avrupalılar bu talebe fazla direnemediler ve İran bankaları SWIFT sisteminden çıkarıldı.

https://www.reuters.com/article/us-iran-usa-swift/u-s-pushes-eu-swift-to-eject-iran-banks-idUSTRE81F00I20120216

Bu İran’ın nefes borularının kesilmesi demekti. Artık ne dışardan İran’a ne de İran’dan yurtdışına para transferi yapmak mümkündü.

Ama ticaret devam ediyordu, ABD’nin azaltın baskılarına rağmen aralarında Türkiye’nin olduğu pek çok Avrupa ve Asya ülkesi için İran gazı ve petrolü kolay vazgeçilebilir değildi. ABD bu yüzden, İran'dan petrol alımına sınırlama getirme kararı alan Japonya, Almanya, Belçika, İspanya, Fransa, İngiltere, Yunanistan, İtalya, Hollanda, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ni ambargodan 180 gün muaf tutulacağını açıkladı. İlk muaf listesinde Türkiye yoktu. Petrol ihtiyacını İran’dan karşılayan Hindistan de yoktu ve ABD’nin yeni yaptırımlarından sonra çekinip, Halkbank yolunu kullanmaktan da vazgeçmişti.

Dünyadaki bankalarsa ambargoyu delmek için daha sonra yukarıdaki cezaları ödemelerine neden olan finansal yöntemler geliştirdiler. En basit yöntemlerden biri, SWIFT yerine eski bir teknoloji olan fax kullanmaktı.

Ama bütçesinin en büyük kalemi olan petrol ve gaz gelirleri yurtdışındaki bankalarda bloke edilmiş İran’ın bundan daha fazla nakite ihtiyacı vardı.

Hamaney’in Ekonomik Cihad çağırısıyla harekete geçen Ahmedinejad yönetimi ve İran Merkez Bankası yeni yollar aramaya başlamıştı. Bulunan isimlerden biri, şimdi hapishanede idam edilmeyi bekleyen Babek Zencani’ydi.

Zencani’ye parasını nakit olarak İran’a getirmek ve karşılığında komisyon almak üzere İran milli petrolünü satma yetkisi verildi. Zencani ve birlikte iş yaptığı bürokrat/siyasetçiler İran hazinesine getirmeleri gereken 3 milyar dolara yakın parayı iç etmekle suçlanıp idam cezasına mahkum edildiler.

http://medyascope.tv/2017/12/01/reza-zarrab-babek-zencani-iliskisi-uzerine-savash-porgham-ile-soylesi/

İşte Türkiye, Azerbaycan, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri’nde döviz ve altın işleri yapan Zarrab ailesi de bu noktada devreye girdi.

Ambargoların sertleşmeye başladığı 2008’de Türkiye’de ilk şirketini kuran, besteci, zengin Azeri eş olarak tanınan 20’li yaşlarının sonundaki Reza Zarrab, 2011’de İran’a yeni ambargoların konuşulmaya başlandığı aralık ayında Farsça iki mektup kaleme almıştı. Şirketi Durak Döviz antetli mektuplardan ilki İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’a yazılmıştı. (Daha önce bahsetmiştik)

İkinci mektup ise  New York’taki davada fotoğrafı suçun tarif edildiği panoda Hamaney’in fotoğrafının altında yer alan dönemin İran Merkez Bankası Başkanı Mahmut Bahmani’ye gönderilmişti:

“Ruhani Lider Hamaney ve İran Merkez Bankası’nın saygıdeğer yetkilileri ve çalışanlarının yaptırımlara karşı oynadıkları rol, yaptırımları akıllı bir biçimde etkisiz kılıyor, hatta özel yöntemler kullanarak bu yaptırımları fırsatlara dönüştürüyor. Eğilimin yaptırımları yoğunlaştırmak ve artırmak yönünde olduğu bir sır değil ve İran İslam Devrimi’nin bilge lideri bu yılı ekonomik cihad ilan ettiğinden Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya ve Azerbaycan’da şubeler açarak dış ticarette yarım asırlık bir deneyim edinen Zarrab Ailesi, yaptırım karşıtı parasal ve dış ticaret  politikaları uygulamak için her türlü işbirliğine girme isteğimizi bildirmenin bizim milli ve ahlaki görevimiz olduğunu düşünüyor.”

Mektupta bahsedilen “yaptırım karşıtı parasal ve dış ticaret  politikaları” ndan ne kastettiğine geçmeden önce bir yanlış anlamayı düzeltmek gerek.

Türkiye, hiçbir zaman ABD’nin açıkladığı İran ambargolarını tanımadığını ve uygulamayacağını açıklamadı. Aksine, ambargoya uygun adımlar attı. Ambargoya uyarak, Mart 2012’de Türkiye İran’dan alımlarını yüzde 10-20 oranında azaltacağını açıkladı ve böylece 11 Haziran 2012’de ve 7 Aralık 2012’de ilave alım azaltmasıyla yenilenen bir yaptırım istisnası edindi.

Türkiye, 2011’in son günü çıkan İran’a bankalardan para transferini yasaklayan ambargonun da gereğini yaptı. İran’dan alınan petrol ve doğalgaz ödemeleri, Halkbank’ındaki İran Merkez Bankası, İran Milli Petrol Şirketi ve İran Milli Gaz Şirketi’ne ait üç hesapta biriktirilmeye başlandı. Biriken bu para İran’a ambargo listesi dışındaki ürünlerin ihracatının ödemelerinde kullanılıyordu. Yani aslında ambargo İran’la ticareti zorlaştırıyor ama engellemiyordu.

İşte tam bu noktada Zarrab ortaya çıktı. Ambargo listesinde olmayan ve ticareti konusunda uzman olduğu bir ürün bulmuştu: Altın.

Zarrab’ın mahkemedeki tanıklığına göre bu kendi projesiydi. Sistem resmi olarak şöyle çalışıyordu; İran devletinin ve özel üreticilerin Halkbank ve diğer bankalarda bloke halde duran hesaplarındaki paraları, önce dolar hesabından TL hesabına taşınıyor, ardından İran’a altın ihracatının karşılığı olarak çekilip, altınlar İran’a götürülüyordu. Böylece, resmi yollardan olmasa da dolaylı olarak Türkiye, İran’dan aldığı petrol ve doğalgazı altınla ödemiş oluyordu. İran da bloke edilmiş gelirlerine ulaşıyordu.

Böylece 2011-2013 yılları arasında İran devletinin ve bazı özel şirketlerin Halkbank ve diğer bankalarda birikmiş 15 milyar dolara yakın petrol ve doğalgaz gelirleri, altın ihracatı yapan Zarrab’ın şirketleri tarafından  çekilip, bir şekilde İran’a taşındı. Bu ticaretin, altın ihracatıyla döviz geliri elde edilmediği için en büyük kazananın İran olduğu ise açıktı.

Ama Zarrab, tek başına bu ihracatla o kadar büyük rakamlara ulaşmıştı ki, Ocak 2012’de 9. Sırada yer alan kıymetli maden ve metaller ihracatı, Şubat ve Mart'ta 5. sıraya, Nisan ve Mayıs'ta ise geçen yılın aynı aylarına göre ortalama yüzde 434 artış göstererek 1. sıraya yükselmişti. 

Mayıs ayında en fazla ihracat yapılan ülke de İran olmuştu. Bu ülkeye yapılan ihracat 2011 Mayıs ayına göre yüzde 513.2 artarak 1.66 milyar dolar olurken bu rakamın 1.39 milyar doları altın ihracatındandı.

İran’la altın ticaretinin bir yolu da Zarrab ailesinin şirketlerinin olduğu Birleşik Arap Emirliği’ydi. 2012 yılında BAE ile altın ticareti de 250 kat birden artmıştı.

30’lu yaşlarının başındaki Zarrab Türkiye’nin ekonomik verilerini değiştiren bir güce erişmişti.

Tabii, ambargodaki bu açık üzerinden İran’a nakit girişinin sürmesi, ABD’nin gözünden kaçmadı.  Bu altın ticareti ile yurtdışında onlarca haber yapılmıştı.

http://edition.cnn.com/2012/11/29/world/meast/turkey-iran-gold-for-oil/index.html

https://www.reuters.com/article/us-emirates-iran-gold/exclusive-turkish-gold-trade-booms-to-iran-via-dubai-idUSBRE89M0SW20121023

Ve 1 temmuz 2012 itibarıyla ABD, Obama’nın imzasıyla İran’a yönelik ek bir yaptırım paketini (Executive Order 13622)   devreye soktu. Paket, İran’a altın başta olmak üzere değerli metal satışını ambargo kapsamına sokuyordu.

https://www.gpo.gov/fdsys/pkg/DCPD-201200607/pdf/DCPD-201200607.pdf

Yeni yaptırımla ilgili haber yapan Reuters’in aklına hemen Türkiye’nin Halkbank üzerinden yaptığı altın ticareti gelmişti.

https://www.reuters.com/article/us-iran-turkey-sanctions/exclusive-turkey-iran-gold-trade-wiped-out-by-new-u-s-sanctions-idUSBRE91F01F20130216

1 temmuz 2012 itibarıyla İran’a altın ihracatı ambargo kapsamına girince, Zarrab rotayı Birleşik Arap Emirlikleri’ne çevirdi.

Nasıl yaptığını tam olarak kimse bilmiyordu ama altın, BAE üzerinden İran’a ulaşmaya başlamıştı. Bu karar Türkiye’nin toplam ihracat rakamlarını tekrar değiştirdi. 1 Temmuz’daki İran’a altın ambargosu kararından hemen sonra Ağustos ayında ihracat şampiyonluğu İran’dan BAE’ye geçmişti. İhracat’ın en büyük kalemiyse altındı. İran’la ihracat ise birden yüzde 70 düşmüştü.

http://www.hurriyet.com.tr/iran-bitti-baeye-altin-ihracati-patladi-21575187

Zarrab, 2015’de katıldığı meşhur bayraklı röportajda (muhtemelen röportajın yapıldığı yer Türk bayrağının yanında görünen şirket bayrağına bakılırsa şirketiydi)

1 Temmuz 2012’den itibaren ABD, İran’a altın ihracatına ambargo getirince, BAE üzerinden ambargo kapsamına girmeyen acil ilaç ve gıda ihracatıyla, İran’ın Halkbank’taki bloke parasını çektiklerini anlatmıştı.

İki devlet arasında olmayan, bir tüccarın yürüttüğü bu ticaretle ilgili ilk resmi açıklama Kasım 2012’de Meclis Bütçe Komisyonu’nda bir soru üzerine ekonominin patronu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’dan geldi:

“Türkiye olarak İran’dan aldığımız gazın parasını biz TL olarak İran’ın Türkiye’deki hesabına yatırıyoruz. Fakat İran’ın o parayı dolar olarak kendi ülkesine götürmesi mümkün değil, uluslararası kısıtlamalar, ABD’nin yaptırımları sebebiyle. Dolayısıyla İran bunu döviz olarak kendi ülkesine götüremeyince, o TL’yi kendi hesabından çekiyor, altın alıyor piyasadan. Altını kendi ülkesine götürüyor. Bunu nasıl götürüyor bilmiyorum ama işin özü bu.”

“Bunu nasıl götürüyor bilmiyorum” Galiba en kritik nokta burası. New York’taki davanın iddianamesindeki suçlamaların önemli bir kısmı da altınların ve diğer ihraç ürünlerinin nasıl götürüldüğü, ya da gerçekten götürülüp, götürülmediği üzerine kurulu.

52 sayfalık iddianamede üç tür yöntem üzerinden ambargo delme ve uluslararası ticaret kanunlarını ihlal etme suçlaması yöneltiliyor.

İlk suçlama iddianamede “Turkish Bank-1” diye geçen Halkbank’taki İran Merkez Bankası, İran Milli Petrol Şirketi ve İran Milli Gaz Şirketi’nin ambargo nedeniyle bloke hesaplarındaki paranın, İran’a altın ihracatıyla çekilip, gelirlerin İran hükümetine ulaştırılması.

İkinci suçlama bankadaki parayı altın ihracı için çekip aslında altın ihraç etmemek, yani bir çeşit hayali ihracat yaparak ülkelerarası ticaret kurallarını ihlal etmek.

Üçüncü suçlama ambargo dışı olan yiyecek ve tıbbi ürünleri ihraç etmek için bankadaki İran parasını çekip, aslında bu ürünleri ihraç etmemek. Evraklarda sahtecilik yapmak.

Ve bu üç yolla da İran’a nakit girişi sağlayıp ambargoyu delmek.

Doğrudan Halkbank’a yönelik suçlama bu transferlerin parçası olmak ve bu transferleri örtüp Amerikalı hazine yetkililerinden gerçeği saklamak.

Son suçlama aslında BNP Paribas, Commerzbank, ING ya da HSBC’ye açılan davalarda yöneltilen suçlamanın çok benzeri.

Ama onlardan farklı olarak  davanın doğrudan bankaya değil, kişilere dönük bir ceza davası olarak açılması ve iki kişinin tutuklanmasının arkasında herhalde örgütlü suç iddiası var.

Herhalde diyoruz  çünkü muhtemelen Türkiye’yle ABD ilişkileri iyi olsaydı, bu mesele böyle sert bir hukuki yöntemle çözülmeyecekti.

Buradaki terslik o örgütlü suçun bizzat mahkemedeki ifadesinde esas “organizatörü”nün sanıklıktan tanıklığa geçmiş olması. Zarrab, New York’taki mahkemede şemalar çizerek, iddianamede savcının anlattığından daha fazlasını anlattı. Halkbank’tan çekilen İran parasının nasıl finans sistemi içinde en az 1o adımda ülke ülke banka banka dolaştırılıp altından dolara, dolardan altına, ya da tümene çevrilip temizlendiğini ve İran’a sokulduğunu anlattı. Bunu yapan Halkbank değil, Zarrab’ın organizasyonuydu. Zarrab’ı oradan çektiğinizde iddianamede geriye, yine iddianameye göre “suçu” işlemek için ikna ettiği ve hatta yine savcının iddiasına göre “rüşvet verdiği” insanlar kalıyor. Hatta iddianamenin baş sanığı olarak kalan Hakan Atilla için iddianamede bu bile söylenmiyor ve Zarrab da bunu tanıklığıyla teyit etmiş oldu.

Hatta mahkemede delil olarak dinletilen bir Atilla-Zarrab telefon konuşmasında, Atilla’nın Zarrab’ın her tarafı çöl olan BAE’den gıda ihracı formülünden- ki hayali ihracat olduğu anlaşılıyor- hoşlanmadığı, “yapıyı böyle kurmamıştık” dediği de duyuluyor. Belki de Hakan Atilla, guilty plea hakkından yararlanıp, Halkbank diğer Avrupa bankalarınınki gibi uzlaşma yoluna gidebilirdi.

Yine iddianameden savcının bu suçun esas büyük aklının Türkiye değil, İran olduğunu gördüğünü de fark ediyoruz.

Zaten mahkemedeki ilk sunumunda savcı ilk önce “Ekonomik Cihad”dan bahsetti ve suç  panosunun tepesine de Hamaney’in resmini koydu.

ABD Hazinesi’nin 2009’dan itibaren Halkbank’ı takibe aldığı malum. İddianameden 2015 yılında Zarrab’ın emailinin FBI tarafından hacklendiğini öğrendiğimize göre soruşturma uzun bir süre devam etmiş görünüyor. (Commerzbank soruşturması da beş yıl sürmüştü)

İddianamede yöneltilen suçlamalardan birinin İran’la petrol ve gaz karşılığı altın ticareti olması, altın ihracının ambargoya 2012 Temmuz’unda dahil olduğu düşünülürse, bundan sonraki yıllara ait devam eden bir ticarete işaret ediyor denebilir. Türkiye’deki ihracat rakamlarına göre İran’a altın ticaretinin büyük ölçüde durduğu görünen 2013’ün mayıs ayında ABD Senatosu’nın Dış İlişkiler Komitesi’nin sorularını yanıtlayan David Cohen, bir soru üzerine Türkiye’den İran’a gaz karşılığı altın gitmeye devam ettiği konusunda şüphesi olmadığını söylemişti.

https://www.gpo.gov/fdsys/pkg/CHRG-113hhrg80940/html/CHRG-113hhrg80940.htm)

2015 yılında soruşturmanın hala neden devam ettiğinin cevabı ise muhtemelen 2014 yılında İran’a yönelik mücevher ihracatı patlaması olabilir. ‘2012 ve 2013'de sırasıyla 12 ve 17 milyon dolarlık mücevher ihracatı yapılan İran'a 2014'te 818.5 milyon dolarlık mücevher ihracatı yapılmıştı. Ve bu ihracat ilginç bir şekilde 2014'ün Eylülünde başlamış ve 2015 Ocak ayında yapılıp bitmiş, suni bir ihracat gibi görünmekteydi.’

Parasının çoğunu Suriye’de Esad için harcayıp, ekonomik olarak zor günler geçiren İran’ı beş ayda mücevhere boğan isim tabii tahmin ettiğiniz gibi Reza Zarrab’tı.

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ugur-gurses/para-transfercisine-sampiyon-odulu-1383875/

Hatta bu yüzden 2015 yılında kendi sektöründe ihracat rekortmeni olarak bakanlardan ödül bile aldı.

17/25 Aralık tecrübesine rağmen, farklı yöntemlerle ambargoyu delmeye devam etmesi, muhtemelen soruşturmayı mali bir banka soruşturmasından, bir ceza soruşturmasına dönüştüren etkenlerinden biri oldu.

2009’dan beri Halkbank’ı takip eden ABD Hazinesi müsteşarı David Cohen’ın ‘başarıları’ yüzünden 2015’de Obama tarafından CIA’nin iki numaraları koltuğuna oturtulduğunu ve 2017 ocak ayına kadar bu koltukta kaldığını da hatırlayalım.

Belki bu soruşturma Avrupalı büyük bankaların geçirdiği benzer soruşturmalar gibi para cezasıyla kapanabilirdi. Amerika’nın ambargo takıntısı parayla giderilebilirdi.

Ama benzer soruşturmalar geçirmiş Alman Commerzbank, Fransız Paribas ya da Hollandalı ING ile Türkiye’nin davası arasında üç büyük fark vardı.

Birincisi işlerinin tam ortasında bankacılar ve onların ambargoyu delmek için bulduğu finansal becerileri değil, genç ve güvenilmez bir İranlı işadamı ve onun icadı olan kirli yöntemler vardı.

İkinci fark böylesine bir kişinin, İran çıkarları için Türkiye’nin ekonomik verilerini değiştirecek güce ulaşmasına müsade eden, üstelik akan para nehrinden, kendilerine doğru dereler akıtmaya da çalıştıkları görünen bazı siyasetçi ve bürokratlar.

Ama onların akıllarına bile gelmeyecek esas fark polis, savcı, hakim, Halkbank, Hazine yöneticisi kılığında kendi ülkesine gol atmaya çalışan bir örgütün varlığı olmalı.

Türkiye’nin, bu davayı kendi iktidar hesaplaşmaları için açarak, adil bir biçimde bu davadaki suçlarla yüzleşmesini engelleyen ve işi New York’ta bir mahkemeye, hem de bu haliyle taşıyan ve hala daha havayı zehirleyen en önemli etken işte bu belalı alamet-i farikamız.

Son yazıda bu davayla FETÖ arasındaki ilişkilere bakalım. 

.

Facebook Yorumları

reklam
13.12.2017
Dünya tam olarak öyle bir yer değil
8.12.2017
Ambargoyu ‘delme’nin uzun hikayesi
6.12.2017
Has ipek kendini kırdırmaz
28.11.2017
Midilli açıklarında batan bir tekne üzerine...
23.11.2017
Ne yaptıklarını biliyor muyuz?
21.11.2017
Milli ve yerli Rusçuluk
20.11.2017
Tabelalara sığmayan bir adam
16.11.2017
Adalete açılan bir kapı
13.11.2017
Atatürk haklı mı çıktı?
9.11.2017
Yeni Türkiye’nin alternatifi ‘Eski Türkiye’ mi?
6.11.2017
Devam filmi: Büyükada-2
2.11.2017
Doğu ve Batı arasında...
31.10.2017
Türkiye’de hukukun genel ilkelerine giriş
26.10.2017
Mutfakta biri mi var?
24.10.2017
Milli sporumuz; ajan yakalamaca...
22.10.2017
Bir bilmecem var çocuklar
17.10.2017
‘İrtibat görevlisi’nin irtibatları...
15.10.2017
‘Haşhaş’tan ‘haşhaşi’ye bir krizin hikayesi...
10.10.2017
“Büyükada casusları” deşifre oldu
8.10.2017
Üç tarz-ı siyaset
5.10.2017
Bir algı operasyonu daha deşifre oldu
3.10.2017
Belki de papazdır
1.10.2017
O bayrağı neden salladılar?
26.9.2017
‘Kuzey Irak’, referandum ve gazetecilik
27.9.2017
Bölgede istikrar vardı da...
24.9.2017
Onlar bunu çok iyi biliyor
22.9.2017
Görünmez kralın sürekli uzayan burnu...
19.9.2017
Görünürde suç unsuruna rastlanılmayan
18.9.2017
Bir 'korktuğunun başına gelmesi' hikâyesi
14.9.2017
Güçlü ve büyük bir Türkiye için..
12.9.2017
İnsansız araçlar ve insanlı sorular...
9.9.2017
İkinci sezonu şimdi kim yazacak?
8.9.2017
Dicle'den Naf Nehri'ne akan sular
5.9.2017
Dünyada bizden başka insanlar da olabilir mi?
3.9.2017
Bayram ziyaretleri için faydalı bir rehber
31.8.2017
Bu coğrafyanın dertleriyle biten bir ömür
29.8.2017
Hikayeleri tektipleştirmek...
27.8.2017
Tarihi fotoğraftan adam çıkarmaca...
24.8.2017
Karanlık bir gecenin sonunda..
22.8.2017
İstanbul trafiğine takılan darbe
20.8.2017
Yalova iskelesine yanaşan bir tekne
17.8.2017
Köprünün karşı tarafındakiler
14.8.2017
Havasına, suyuna, taşına ve marşına...
10.8.2017
12 bin TL'yle Meclis kürsüsünden neler söyleyebilirsiniz?
8.8.2017
O binbaşı ihbar için neden MİT’e gitmişti?
6.8.2017
Büyükada'da aksayan vapur seferleri üzerine...
3.8.2017
Ehliyet, liyakat sadakat, Diyanet
1.8.2017
Hürriyet, müsavat, uhuvvet, adalet...
27.4.2017
FETÖ’den ‘soruşturulan’ ilk bakan
24.4.2017
Atatürk’e babasından miras kalan kitap
22.4.2017
Atı alıp Üsküdar’da biraz dinlenmek...
18.4.2017
Fi
15.4.2017
15 Temmuz iddianamelerinden öğrendiklerimiz -11
13.4.2017
15 Temmuz İddianamelerinden öğrendiklerimiz -10-
10.4.2017
15 Temmuz İddianamelerinden öğrendiklerimiz -9-
8.4.2017
Âdeta bir iddianame ve herkes için adalet
5.4.2017
15 Temmuz İddianamelerinden öğrendiklerimiz -8-
5.4.2017
15 Temmuz iddianamelerinden öğrendiklerimiz -7-
2.4.2017
15 Temmuz iddianamelerinden öğrendiklerimiz -6-
20.3.2017
15 Temmuz Çatı İddianamesi’nden öğrendiklerimiz -5-
16.3.2017
15 Temmuz Çatı İddianamesi’nden öğrendiklerimiz -4-
15.3.2017
15 Temmuz Çatı İddianamesinden öğrendiklerimiz -3-
11.3.2017
15 Temmuz Çatı İddianamesi’nden öğrendiklerimiz -2-
9.3.2017
15 Temmuz Çatı İddianamesi’nden öğrendiklerimiz...
23.8.2015
90’lı yıllar; sizin de bildiğiniz gibi değil…
17.8.2015
PKK’nın fantezileri, Kürtlerin gerçekleri
11.8.2015
Şimdi söz sırası kronolojide
9.8.2015
Hiç atanamamış bir öğretmenin bize anlatmaya çalıştığı...
7.8.2015
Peki ya bir bebekten canlı bomba doğuran karanlık?
5.8.2015
Türk entelijansiyası nasıl kafayı yedi?
3.8.2015
Kürdistan İşçi Partisi'nden Kürtleri ve işçileri korumak...
29.7.2015
Silah bırakmak için öldüren bir örgütün çok acıklı hikâyesi...
27.7.2015
Lizbon’da 32 yıl önceki o acı günün hatırası için....
26.7.2015
Radikal ama artık hiç şık değil
23.7.2015
Akın var akın ölüme akın...
20.7.2015
İslamcı delikanlılar ne zaman nargileyi bırakır?
18.7.2015
Katı olan her şeyin buharlaştığı bir ramazan
13.7.2015
Kesin baraj altında kalacak silahlar…
10.7.2015
Dinleme iftiraları bir bir çökerken…
8.7.2015
“Eee barajı geçtik şimdi ne yapacağız?”
6.7.2015
Bağımsız Jüri’nin en büyük ödülü…
5.7.2015
Açık renkli, tenteli, spor arabanın şoförü
1.7.2015
Siyasi tekfircilik de öldürür…
28.6.2015
“Çok yakışıksız iddialar” üzerine...
24.6.2015
Yemin ederken ayağını kaldıranlar koalisyonu…
23.6.2015
Aşırı yalan söylemekten kaynaklanan ölümler…
21.6.2015
“Seni Başbakan yaptıracağız”
19.6.2015
İslamköy’den gelip, İslamköy’e dönmek…
12.6.2015
Frank Underwood’un aklındaki muhtemel koalisyon…
10.6.2015
Seçimler sonucunda ortaya çıkan seçimler üzerine...
7.6.2015
Zorunlu bir teşekkür yazısı…
3.6.2015
Aşırı platonik bir aşk hikâyesi…
1.6.2015
Deşifre edilmeyi bekleyen gerçekler…
29.5.2015
Bir gün bir adam bir ağaçtan düşmüş…
27.5.2015
Açılmayan sandıklardan çıkan ilk sonuçlar…
24.5.2015
İlk çok partili seçimlerde çocuklar gibi şendik…
23.5.2015
Hiç komik değil
22.5.2015
Habertürk’te soruldu: AK Parti'yle koalisyon yapar mısınız?
21.5.2015
Cemil Bayık Samsun’a da çıkacak mı?
19.5.2015
Bir zamanlar laiklik tehlikedeyken…
17.5.2015
Başına gelecekleri öğrenmek ister misin Sisi?
14.5.2015
Yoksa Evren’in cenazesine ABD elçiliği bir çelenk dahi göndermedi mi?
12.5.2015
Yeni Türkiye’den eski bir darbeciyi uğurlarken…
10.5.2015
Yıkık bir minarenin büyük direnişi…
4.5.2015
Yirminci yüzyılın 98 yılının hikâyesi…
1.5.2015
Laiklerin demokrasiyle imtihanı
30.4.2015
Nusaffigu Cemian
28.4.2015
Hüseyin Albay’ı ‘yargıdan’ kurtarmak/Filmin başı…
26.4.2015
“Bu İttihatçı tayfası bizim neyimiz oluyor?”
25.4.2015
100 yıl sonra perde-i zulmet açılırken…
23.4.2015
HDP bildirisinin baskı sırasında kaybolmuş sayfaları…
20.4.2015
Ah işte tam yaşanacak bir Türkiye...
19.4.2015
70 yıllık bir Ankara polisiyesi…
18.4.2015
Biz Türkiye’nin haysiyetli insanları…
16.4.2015
Erozyona karşı mücadele eden silahlı bir izci örgütü
8.4.2015
Seçimin şimdiden kaybedenleri…
06.04.2015
“Tanrım bu son çılgınlık olsun”
04.04.2015
Başınızdaki beyaz bereler…
01.04.2015
Laiklerin demokrasiyle imtihanı
31.03.2015
Özel bir mesele
29.03.2015
Edirne mahreçli bir ajans haberi üzerine…
28.03.2015
803 bin 875 kişinin hakkına girmek…
24.03.2015
Dağlar, insanlar hatta ölüm bile yorulduysa…
22.03.2015
Çamurlar içinde tertemiz bir şeyi ararken…
19.03.2015
Yaklaşıyor yaklaşmakta olan…
16.03.2015
“Altın nesli” çalmak…
14.03.2015
Kadavralar laiktir laik kalacak…
10.03.2015
Komşusunun evinin yangınında yumurtasını pişirmeye çalışanlar...
08.03.2015
İnce Memed’in ‘resmi’ tarihi
05.03.2015
Siz neden burada değilsiniz Ahmet Bey?
02.03.2015
Dokunan sadece yanmıyormuş demek...
01.03.2015
1000 yıl sürecek bir 28 Şubat…*
26.02.2015
Havan ve obüslerin barışa hizmet ettiği an…
24.02.2015
Dost ve kardeş Rojava…
22.02.2015
Şiddetin tarihine bir katkı…
21.02.2015
9 canlı çözüm sürecinin kalp atışları…
19.02.2015
Bir eski Türkiye hatıra müzesi olarak Pakistan…
18.02.2015
Sanki biri yalan söylüyor…
17.02.2015
“Durumlar kötü, IŞİD bize yaklaştı”
15.02.2015
Demokrasiyi kurtaran adamın ardından...
12.02.2015
Siyaset > istihbarat!
10.02.2015
Cumhuriyet’in Diva’sına veda…
08.02.2015
Tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar ormana…
03.02.2015
Bir “sızıntı” hikâyesi…
01.02.2015
'Kısmen' bile adil olmayan bir rapor
29.01.2015
Alexis’i alıp, Yunanistan’ın borçlarını kapatmak
27.01.2015
Cumhuriyet’in “Bir Numarası” kim?
25.01.2015
Bir eski Türkiye hikâyesi…
22.01.2015
Hrant Dink cinayetiyle Ergenekon arasında nasıl bir ilişki vardı? -3-
20.01.2015
Hrant Dink cinayetiyle Ergenekon arasında nasıl bir ilişki vardı? -2-
19.01.2015
Hrant Dink cinayetiyle Ergenekon arasında nasıl bir ilişki vardı?
18.01.2015
Gezi’nin “kullanışlı aptalları”
18.01.2015
Ey özgürlük, senin adına ne cinayetler işleniyor
13.01.2015
Şer eksenine karşı hayr ekseni…
10.01.2015
Muhammed için Ahmed’i ve Mustafa’yı vurmak ya da...
08.01.2015
Tatava yapma, New York mafyasına bas geç…
06.01.2015
“Kimsenin atıfetini istemiyorum”
04.01.2015
PEGIDA Türkiye şubesi ne zaman açılacak?
03.01.2015
Kuveyt’te gazetecilik yapmanın keyfi üzerine…
31.12.2014
2014 yılında ne olmadı?
30.12.2014
Kaçırdığınız şey…
27.12.2014
“Tehlike’nin farkında mısınız”dan “Girilen tehlikeli yollara”
25.12.2014
Silahsız bir hareketin silahları
23.12.2014
Sana hâlâ yalan söylüyorlar şakirt!
21.12.2014
Sana yalan söylüyorlar şakirt!
18.12.2014
Ferşad’ın babası kimdi ve ne yapmıştı?
16.12.2014
Paralel devletin çekilmiş en net fotoğrafı…
13.12.2014
İklim nasıl değişti ve Akdeniz oldu?
09.12.2014
Kafamda bir tuhaflık-2
07.12.2014
5816
05.12.2014
Toparlanın gitmiyorlar
04.12.2014
“Yasakoyucunun takdir alanına elatma olur”
02.12.2014
“Bize Ankara hükümeti verin”
30.11.2014
Karanlıkta parıldayan yıldız
28.11.2014
Ya meczupluk ya demokrasi
27.11.2014
Saksı değiller
24.11.2014
Dersim özür sırası
20.11.2014
''Belki inanılmaz gelecek ama''
18.11.2014
Siz bakmasanız da olur
16.11.2014
Biz seni unutmak için…
13.11.2014
İstanbul’un doğusunda bitmeyen oyun
10.11.2014
Yolumuz düştü Hacıbektaş’a…
08.11.2014
Küçük Kara Balık yola devam ediyor
05.11.2014
ABD’ye değil, Barışa Bak
03.11.2014
Genç (Amerikalı) subaylar rahatsız…
02.11.2014
Amerikan elçisinin bu makale için Hariciye’ye müracaatı beklenebilir
01.11.2014
Beyaz atlı sekülerler gelmeyecek Aysel Hanım!
30.10.2014
Hepiniz oradaydınız be…
28.10.2014
PKK’nın içinden ‘Chucky’yi çıkarmak…
26.10.2014
Amber taşından çıkan dersler…
22.10.2014
Yandash medyadan haberler…
21.10.2014
Bildiğiniz gibi değil
19.10.2014
2000 yıllık hesaplaşmanın mağduru olan bir korseci…
17.10.2014
Failleri meçhulleştirmek…
15.10.2014
'Tükürüğümüzle boğarız’ın dönüşü…
13.10.2014
Hacıyatmaz
11.10.2014
PKK’nın Cadı Avı…
09.10.2014
Elinizdeki o benzin bidonunu yavaşça yere bırakın…
07.10.2014
Türkiye’nin PYD’ye desteğinin açık delili
05.10.2014
Isn’t it a b…
02.10.2014
Bir kapatıp açsanız
30.09.2014
Kuru derelerde boğulmadan…
28.09.2014
46 yıl önce gelen bir mektuba cevap…
23.09.2014
“Sözde rehin tutulan” gerçekler…
21.09.2014
Yaslı gittik, şen geldik
18.09.2014
Hacı Bayram-ı Veli’ye 100 yard uzakta…
16.09.2014
Dağları bombalayarak IŞİD biter mi?
14.09.2014
İyi şanslar Gudrun Hanım…
13.09.2014
“Allah Bizimle” ama…
08.09.2014
“Enteresan bir yapı” hakkında…
06.09.2014
Tamam, bakmıyoruz…
03.09.2014
Ankara’daki paralel Pleasantville
02.09.2014
Savaş bitti teğmen!
31.08.2014
Medeniyet dediğin…
29.08.2014
Alışırsınız, alışırsınız...
28.08.2014
13 yıllık bir Benjamin Button hikâyesi
25.08.2014
Kandil dağından bile görünen marjinallik…
24.08.2014
Köşk’ün duvarına asılan son tablo…
21.08.2014
Almanlar bizi dinleyince…
18.08.2014
Yeni Türkiye’de yaşama rehberi
18.08.2014
Siyah beyaz bir film gibi biraz…
15.08.2014
Ahmet Davutoğlu neden iyi bir Başbakan adayıdır?
13.08.2014
Acımadı ki…
10.08.2014
Bir Cumhuriyet Prensesi’nin İntiharı
09.08.2014
Çok affedersiniz…
06.08.2014
Geriye bir tek uçak bileti kalmıştı…
04.08.2014
Ve rahmetullahi ve berekatühü…
03.08.2014
Ve aleyküm selam…
31.07.2014
Kullanışlı aptallık-4S
27.07.2014
Lüzumundan fazla münevver…
26.07.2014
“Allah’ına kurban” sesleri arasında bir frak sohbeti
21.07.2014
"Venezuela kadar olamadık…"
20.07.2014
Radara takılan yalanlar…
18.07.2014
Birlikte dans edelim mi?
16.07.2014
Kımıl zararlıları üzerine…
14.07.2014
Bir karınca ile ağustos böceği hikâyesi
13.07.2014
Bak ben gülüyor muyum diktatör!
11.07.2014
Pasta için Marie Antoinette
09.07.2014
Bir aydın sınıfının ölümü
08.07.2014
Benim cici Müslümanım
06.07.2014
Gelin Hanım/Damat Bey AKP’li çıkınca…
04.07.2014
Öteki Türkiye’den haberler…
02.07.2014
Filmin katarsis anı...
29.06.2014
Ayasofya’da bir Ramazan gecesi…
27.06.2014
Güneş gözlüklerinizi takın…
24.06.2014
Mavi gazetenin ağızlarda bıraktığı biftek tadı…
22.06.2014
Öngören cumhuriyet
20.06.2014
Muhalefetin çatı adayı aslında kimdir?
17.06.2014
IŞİDmeyen kalmasın: İşte o deliller
15.06.2014
İpek Hanım’ın bir çiftliği var…
14.06.2014
“Aman Ali Rıza Bey, ağzımızın tadı kaçmasın”ın sonu…
12.06.2014
Bugün, 11 Haziran 2014. Çözüm süreci hâlâ devam ediyor
09.06.2014
Savaş için son nesil...
09.06.2014
Uçakların kendilerini evlerinde hissettikleri havaalanı…
07.06.2014
Bilderberg komplolarını çökerten davetli listesi…
04.06.2014
Hamasete karşı ehliyeti savunmak…
03.06.2014
Nefret etme ne olur…
01.06.2014
31 Mayıs Gerici Ayaklanması
30.05.2014
Her ağacın kurdu özünden olur
28.05.2014
Bu aşırı sağ bir yerlerden tanıdık ama…
27.05.2014
Cevdet Bey ve oğulları ve kapıcıları…
25.05.2014
Yassıada’daki Fenerbahçe
24.05.2014
Ya Allah, Bismillah’la açılan Ford fabrikası…
22.05.2014
Müstahak mısınız?
20.05.2014
Sakallılar ve Marx…
18.05.2014
Aşırı nefretten kaynaklanan ölümler…
17.05.2014
Dik dur ve eğil!
15.05.2014
Varsa…
13.05.2014
Herkesi kucaklayan cumhurbaşkanı; Hello Kitty!
11.05.2014
Bir gecede cahil olan ordinaryüs profesörün hikayesi…
10.05.2014
Korkma, titre…
07.05.2014
Özgür olmayan basında bir gün…
05.05.2014
Özgürlük Evi’nde kısa bir gezinti…
02.05.2014
Polise atılan Swarovski taşları…
30.04.2014
Size yalan söylediler Herr Gauck!
29.04.2014
Cesur adım sırasında bekleyen…
27.04.2014
Gömlek
25.04.2014
Hatırlayalım ki unutabilelim
24.04.2014
AK Parti, 1 Mayıs’ta Taksim’e!
22.04.2014
Beyaz Türk sahillerine vuran bir armut hakkında…
19.04.2014
Tasfiye nedeniyle zararına satışlar…
17.04.2014
Heyecanlı bir abiye küçük bir hatırlatma…
16.04.2014
Kahır ve elem dolu bir siyaset mühendisliği hikâyesi
15.04.2014
“Türkiye’nin jeopolitik önemi”nin geri dönüşü
13.04.2014
Çankaya İlköğretim Okulu yine bildi
11.04.2014
Beraber yürüdük biz bu yollarda vs. Gül döktüm yollarına
07.04.2014
Ergenekon Ansiklopedisi’nden bir madde…
06.04.2014
En kuvvetli ‘Turbun büyüğü’ adayı…
04.04.2014
İmparatorluğun çöküşünü izlediniz
02.04.2014
30 Mart 2014: Kazananlar ve kaybedenler
30.03.2014
Tatava yapınca üzerine basılıp geçilmiş bir kadının hikâyesi…
28.03.2014
Bir balkon konuşmasına ne dersiniz?
26.03.2014
Hülooooğğ
23.03.2014
Altın Nesil’in ayarı düşük çıkınca…
21.03.2014
Mahrem Hizmetler’e giriş…
19.03.2014
Düşününce insanın gerçekten ‘yüreği ağzına geliyor’
17.03.2014
Şehzade Mustafa’nın son isteği: Oy Ver!
16.03.2014
“Ölümsüz”, “asla unutulmayacak” gençlerin hikâyesi…
14.03.2014
hukumetdustumu.com
10.03.2014
Davaları kim boruya çevirdi?
09.03.2014
‘Oy demek ırz demektir, ırzımızı korumayalım mı?’
07.03.2014
Hüseyin Albay’ı ‘yargıdan’ kurtarmak…
05.03.2014
Koyun sürüleri vs çakal sürüleri
03.03.2014
O kadar…
02.03.2014
Bir cinayetin çok tuhaf ve vahim hikâyesi
28.02.2014
TÜBİTAK nasıl sıfırlandı?
27.02.2014
Başbakan’ı çeteye boğdurmak…
24.02.2014
Güzelim TC’yi bir muhaberat devletine çevirmek…
21.02.2014
Merve ile Safa arasında bir yerde…
18.02.2014
Peki o kayıtta devlet ne diyor?
16.02.2014
Sağ kruris iç altı kısımda 3 adet 0.2 santimetre sıyrık
14.02.2014
‘İrşad İmparatorluğu’
12.02.2014
Siz bu hallere düşecek medya mıydınız?
10.02.2014
Bir cisim yaklaşıyor
09.02.2014
Oksimoronlar aptallara karşı...
07.02.2014
Alenen savaş kışkırtıcılığı!
05.02.2014
Kullanışlı bile olmayan bir aptallık üzerine…
03.02.2014
279.889 kişinin hakkına girmek…
02.02.2014
İtalyanca “Adaletin bu mu dünya” nasıl denir?
01.02.2014
O şövalyeler beyaz atlarına binip gelmeyecek...
29.01.2014
Devlet ve cemaat işlerini birbirinden ayırmak…
27.01.2014
Veli Küçük’ü bile isyan ettiren ırkçılık…
26.01.2014
TÜSİAD: Muz ve Ananas Üreticileri Birliği
22.01.2014
Bırakınız geçsinler!
21.01.2014
‘Hepimiz Hrant’ız’ bence ne demektir?
19.01.2014
Her taşın altında olmasa da...
18.01.2014
Nasıl ‘Kafes’lendik?
16.01.2014
Cehalet Perdesi’ni indirmek…
13.01.2014
Suriye’nin Dostları, Açık Toplum’un Düşmanları
12.01.2014
Pazar komploları
11.01.2014
Filmin sonunda Bruce Willis de ölü çıkınca...
08.01.2014
Devlet resmen özür dilemeli
06.01.2014
Bir ‘kumpas’ın hikâyesi…
05.01.2014
Montesquieu’nün terliği
01.01.2014
2013’ten 2014’e ne kaldı?
30.12.2013
Dokuz
29.12.2013
Beyaz tavşanı takip et…
27.12.2013
"Allahümme ecirna min şerrin istihbarat!"
20.12.2013
Yaralı, tepeden tırnağa herkes yaralı…
18.12.2013
Siyaseti savunma zamanı
17.12.2013
Paralel devlet artık hatta karışabilir mi?
15.12.2013
Bu fotoğrafın ne tarafında kaldınız?
13.12.2013
Şantajcı demokratlar
11.12.2013
Peki, gazetecilik mahkemesi de tahliye kararı verir miydi?
09.12.2013
Rus istihbaratı bizim medyayı nasıl kullandı?
08.12.2013
Mandela Milli Barış Ödülümüzü neden reddetti?
06.12.2013
İstihbarat savaşlarıyla 7 yılda katiller kaçarken...
05.12.2013
Yaptığına şantaj denir, böyle habere montaj denir
04.12.2013
Gazeteciliğin fişini çekmek...
02.12.2013
Ölüm döşeğinde bile esirgenen takdir hakları
01.12.2013
Başına gelmeyen kalmamış bir “bitirme planı”nın hikâyesi
29.11.2013
Gayretullah’a dokunma, yanarsın…
27.11.2013
Başbakan’ın hakkı Başbakan’a, Hocaefendi’nin hakkı Hocaefendi’ye…
25.11.2013
Yeni bir Orta Doğu kurulur ve Türkiye orada yerini alır
24.11.2013
Pek hayırlı bir persona non grata vakası
20.11.2013
Işınla onları Scotty
19.11.2013
Korkmayın, gerekirse ablamız kurban olsun size…
18.11.2013
Teslim olun, bu bir barıştır!
17.11.2013
Zamanın ruhu Diyarbakır’dan bir kez daha geçti
15.11.2013
Benzer versus Türkiye
13.11.2013
AKP iktidarının Şivan Perwer’in özel hayatına müdahalesi
13.11.2013
Vealeykümselam
11.11.2013
Yeter Hanım’dan harika bir mantı tarifi
10.11.2013
Atatürk’ün cenazesinde ölen Paul...
08.11.2013
Fatih-Harbiye artık o kadar uzak değil
07.11.2013
Arkadaşlar, aramızda NSA tarafından dinlenmeyen var mı?
03.11.2013
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkaramadığında...
30.10.2013
Kemalizm 4S
28.10.2013
Bir tuğgeneral öldürüldü, bir devlet rutin dışına çıktı
25.10.2013
Aman ne olur oylar bölünmesin
23.10.2013
Washington’un kaleydoskopundan görülmeyen…
21.10.2013
52 yıllık mutlu evliliği bitiren bir aldatma hikâyesi
20.10.2013
Merkez medya ‘merkez’e!
19.10.2013
Simit sat, onurlu yaşa gazeteci!
15.10.2013
Vatandaşın etinden sütünden derisinden faydalanan devletin sonu
13.10.2013
Varlığını armağan etmiş genç bir adamın hikayesi
11.10.2013
Büyük okyanusları aşıp, kuru derelerde boğulmak…
09.10.2013
Resmî Gazete’nin bile gerisine düşmek…
08.10.2013
Türkiye'de bir kelebek kanat çırptığında...
06.10.2013
No country for old liberals*
04.10.2013
Kandil’e havadan Hannah Arendt kitapları atmak
02.10.2013
Ovada siyasetin önündeki engelleri kaldıran mıntıka temizliği
30.09.2013
Başımıza geçirilen o beyaz çuvaldan kurtulacağımız gün
29.09.2013
Çılgın Türkler bize kaldı yadigâr
27.09.2013
İşte “o kafa” demokratikleşme paketini açıklayacak
25.09.2013
Laikler demokrat olabilecek mi?
23.09.2013
Hakkaniyetten ayrılanı nasıl kurt kaptı? -2-
22.09.2013
Hakkaniyetten ayrılanı nasıl kurt kaptı? -1-
19.09.2013
Bir bayrağın altında dört çocuk
17.09.2013
Dedemin gazetesi nasıl benim gazetem oldu?
12.08.2013
Küçük Ergenekon Hikayeleri
04.07.2013
Altın buzağıya dönüş
09.06.2013
#direndemokrasi
28.04.2013
Tarafım belli olsun diye...
18.04.2013
Sakil medyaya rağmen...
16.04.2013
83 gündür ölmeyen insanlar için...
14.04.2013
Ne bölünemedin be Türkiye...
08.04.2013
Artık o taşın altında 126 el daha var
02.04.2013
Kürtlerin Enver Paşalarla imtihanı
28.03.2013
Barış hasar raporu (2)
24.03.2013
Barış hasar raporu (1)
21.03.2013
Hayırlı Perşembe
19.03.2013
Yolda kalan Mezopotamya Ekspresi’ne...
14.03.2013
Koster Cihangir’e de uğrayabilir mi
07.03.2013
Ne sevimli bir diktatörümüzdün...
05.03.2013
Vurun barışa!
03.03.2013
Tam Bağımsız Türkiye için CIA’den destek...
28.02.2013
Edirne’ye Enver gireceğine Bulgar girsin- 2013
26.02.2013
Cemreden önce Angela düştü
24.02.2013
Gülümseyin, Orhan Pamuk...
17.02.2013
Özel Kuvvetler- Hizmete Özel
14.02.2013
Mr. Oslo’nun dediği oluyor
10.02.2013
Darbecilerimizi affedebilir miyiz
07.02.2013
Dünyaya rezil mi olduk
05.02.2013
49,5’tan sınıfta kalmak
25.01.2013
‘Katiller bulunsun, hesap sorulsun’un Kürtçesi neydi
24.01.2013
‘Katiller bulunsun, hesap sorulsun’un Kürtçesi neydi
20.01.2013
‘Oo sen de başımıza dert olacaksın’
17.01.2013
Böyle buyurdu Zeitgeist
15.01.2013
Birlik ve beraberliğimize kasteden milliyetçiler...
10.01.2013
Vebali büyük olur
06.01.2013
Her Bijî Erdoğan
03.01.2013
Kandil Apo’yu dinler mi
01.01.2013
Güneş gözlüklerinizi takın...
30.12.2012
Gençlik demokrasiyi sevmiyo...
25.12.2012
Uludere nasıl Roboski oldu
23.12.2012
Şu çılgın Mayalar
20.12.2012
Türk solunun Taraf karın ağrısı üzerine
18.12.2012
Mission not accomplished(*)
06.12.2012
Kıyamet kopmazsa...
04.12.2012
Öcalan’ı hapisten MİT mi kurtarmıştı
02.12.2012
‘Tabancayı alacağım, ben de onları öldüreceğim’
29.11.2012
Biz ‘Muhteşem Yüzyıl’ı tartışırken neler oldu neler...
27.11.2012
Kanunî’nin kulağını çekmek
22.11.2012
Türkiye’nin bütün ‘loser’ları toplandık
20.11.2012
Işık, daha fazla ışık...
18.11.2012
Bir Cumhuriyet Prensesi’nin intiharı
15.11.2012
Kore filmlerinin zararları üzerine...
13.11.2012
Yaptığına şantaj denir, böyle aşka montaj denir
11.11.2012
Bana Atatürk’ünü söyle...
06.11.2012
Kasımda barış başkadır
04.11.2012
Google’dan çıkan derin devlet
01.11.2012
Bırakın, Öcalan konuşsun
30.10.2012
Bu değil, bu da değil, daha farklı bir Cumhuriyet...
28.10.2012
Bir itiraf: İmroz’u nasıl Gökçeada yaptık
25.10.2012
Bırakın cumhuriyetlerini kutlasınlar...
23.10.2012
Eyvah müzakereler başladı
21.10.2012
Yarın 22 ekim
18.10.2012
Demokratik ‘yırtma’ planı: AB’ye bi kapağı atarsak...
16.10.2012
‘Filipin demokrasisi’ bile yaptı, biz de yaparız
14.10.2012
Liberal Kemalizm’e ihtiyaç var mı
11.10.2012
Üzgünüm, ben hâlâ o ışığı görüyorum
09.10.2012
‘1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti sona erecek’
07.10.2012
Miss Turkey: Savaşa Hayır
04.10.2012
Kestirmeden Kemalizm
02.10.2012
Alparslan yaşasa oyunu AK Parti’ye verir miydi
30.09.2012
Kimse kızmasın, Balyoz’u yazdım
27.09.2012
Demokrat kesilen kaplan
25.09.2012
Anne bunu PKK’lılar bile yapmaz
23.09.2012
Dinle, Balyoz konuşuyor
20.09.2012
Angelina Jolie’nin ülkemizde oynadığı oyunlar
18.09.2012
Yedi adımda Kürt sorununa çözüm
16.09.2012
Ortada konuşulmayan tek büyük şey var Aysel Hanım...
13.09.2012
Hakkâri’den bir e-mailiniz var
11.09.2012
Tesadüfen savaşın önüne çıkan İzmirli üç çiftçi
09.09.2012
‘Kalabalığın coşkun tezahürlerine artık mani olunamadı’
06.09.2012
Bu cuma camilerde Obama için para toplansın
04.09.2012
PKK Türkiye’yi 90’lara davet ediyor
02.09.2012
İçinden Ortadoğu geçen bir aşk hikâyesi
30.08.2012
Yetenek-sizsiniz PKK
28.08.2012
Peki,sakallı Che'nin Bolivya'da ne işi vardı
26.08.2012
‘Çocuklar öldürüldü, Kürt sorununu çöz’ün ahlaksızlığı üzerine...
23.08.2012
1, 3, 11, 12
21.08.2012
Gerillayla bayramlaşma kaçıncı gün
19.08.2012
Son bayram kartı atıldığında…
16.08.2012
kckadalet@yahoo.com
12.08.2012
Arabayı ata koşturmak...
09.08.2012
Bir diaspora örgütü olarak PKK
07.08.2012
Beyaz Türkleri dağdan indirmek
05.08.2012
Küçük Ülkü’sünü bile mutlu edemeyen cumhuriyet
31.07.2012
Cumhuriyet’in son muhafızı PKK
26.07.2012
Kürtler mutlu olursa...
24.07.2012
Çirto ve virtonun vatanı
22.07.2012
Affet bizi Sinan Usta!
19.07.2012
La ilahe’den illallah’a
17.07.2012
Katillerimiz artık eşittir
12.07.2012
Adı Esadoviç olsaydı...
11.07.2012
Milli sığlıktan stratejik derinliğe
05.07.2012
Mahkeme, Yalçın Çakmak için helal süt emmiş bir örgüt arıyor
03.07.2012
PKK’nın Kürt sorunu
01.07.2012
Hayyal es Taksim
24.06.2012
Ey barış senin adına ne cinayetler işleniyor
19.06.2012
Bak açıklayabilirim...
17.06.2012
Bir gün gerçek adıyla çağırılırsa belki...
14.06.2012
Onun mahkemesi var, özel mi özel
12.06.2012
Tesadüfen barış gelebilir
07.06.2012
Tarihte kasetin rolü...
03.06.2012
Bize her şey artık sizi hatırlatmıyor
31.05.2012
Kibrit çöpü, sabun, çivi, tavuk teleği, ayakkabı çirişi, şiş, tığ, süpürge çöpü, çıra...
29.05.2012
Komplo sevicilik
24.05.2012
Büyük okyanusları aşıp, Uludere’de boğulmak
22.05.2012
Mahmud ile Yezida, bir de kalaşnikof
20.05.2012
Anıtkabir defterini imzalayan gerillalar
17.05.2012
Kupamızı vermiyorlar Baş(ba)kanım!
13.05.2012
Çıktık açık alınla Jean-Jacques Rousseau’dan
10.05.2012
Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz komplolar
06.05.2012
Hiç yanlışsız, hep mağdur
03.05.2012
‘Bana solcular adam öldürdü dedirtemezsiniz’
01.05.2012
‘Bayönder’
29.04.2012
Takashi Kadota Kürt sorununu çözebilir mi
26.04.2012
Ünlü Efendiler...
19.04.2012
28 Şubat’tan tutuklu ‘sır küpü’nün hikâyesi
17.04.2012
Demirel o nikâha niye gitmedi
15.04.2012
Tanklarını kışlaya geri çek Esed
12.04.2012
Miloseviç’in suçu neydi
10.04.2012
Kalaşnikof bile iflas etti ama...
08.04.2012
Türkiye’nin yeni ana muhalefet partisi: İran
05.04.2012
Bu ülkede her şey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız(*)
03.04.2012
YGS birincisi Antik Yunan’dan çıkabilir
27.03.2012
Yeni Suriye İstanbul’da kuruluyor
25.03.2012
Cumhuriyetin dört ayaklı mağduru
22.03.2012
Bir ülke ateşin üstünden atlıyor
20.03.2012
Hayvanlar iktidara yürüyor...
15.03.2012
Eyvah, İslamcı ulusalcılar
13.03.2012
MİT’le Emniyet Oslo’da görüşsün
11.03.2012
“Korkaksınız siz”
08.03.2012
Son mektubu yazarken ben saadetler diliyorum
04.03.2012
Parolası: Çevik, işareti: Bir
28.02.2012
Teşekkürler Çevik Bir
26.02.2012
28 Şubat’ın son formu
22.02.2012
‘Sessiz devrimler’ de evlatlarını yer
19.02.2012
Nato’nun babası
14.02.2012
I see cemaat people
12.02.2012
‘O adamla bir daha görüşme baba’
07.02.2012
Ya gazetecilere özgürlük ya yakarız bu gazeteleri
05.02.2012
Esad’a cevap hakkı
29.01.2012
Sizi 1000 TL’lik eleştirebilir miyim Sayın Başbakan
26.01.2012
Fail-i meçhuldü, gizli zamir oldu
24.01.2012
Tane tane tekâmül
22.01.2012
Siz Agos’a değil, Hürriyet’e yürüyün...
19.01.2012
‘Dink’i öldürdüler hiçbir s... olmadı, hepsi kahraman oldu çıktı a... k..’
15.01.2012
O kule yüzünden az kalsın darbe oluyordu
12.01.2012
Demokrat asker yok, demokratik sistem var
10.01.2012
Başbuğ iyiymiş, ordusu kötüymüş
08.01.2012
Beraber yürüdük İlker Başbuğ’la
05.01.2012
Şüphesiz bunda düşünenler için ibretler vardır
03.01.2012
2029’da yapacaksınız ama çok geç olacak
01.01.2012
Kürtleri kaybediyoruz
29.12.2011
MR’da görünen savaş suçu
27.12.2011
Sadece siz siyaset yapmayın diye Ümit Hanım
25.12.2011
Ülkesinin yetimine veda
22.12.2011
Pyongyang’ın taşına bak, gözlerimin yaşına bak
15.12.2011
PKK’nın Diyarbakır Cezaevi: Bekaa
13.12.2011
Hey AKP, cemaat senin için şöyle böyle demiş
11.12.2011
Pensilvanya’ya mı gidiyorsun?
08.12.2011
Biden, Boğaz’da Tülin Şahin’e ne dedi?
04.12.2011
Bu ülkenin kalıbına...
01.12.2011
Mor dağlara ne zaman duman çökecek?
29.11.2011
Hâlâ iyi şeyler oluyor
27.11.2011
Dersim’den sadece devlet mi özür dileyecek
24.11.2011
Peki, Dersimli niye CHP’li oldu
22.11.2011
İYİ ŞEYLER OLUYOR
20.11.2011
Adil olmak gerçekten çok zor bir zanaat
17.11.2011
Mısır’ın devrimci Kıvanç Tatlıtuğ’u geliyor
15.11.2011
Arapları sırtından vurmak...
10.11.2011
De facto diktatör: Atatürk
08.11.2011
Dik durmak
06.11.2011
Türkiye’nin en etkisiz 10’u
04.11.2011
Valla, bu anayasa biraz zor gibi
03.11.2011
Keşke Hatice Belgin de tutuklansaydı
01.11.2011
Benim cici PKK’m
30.10.2011
Alternatif Cumhuriyet Bayramı kutlaması
27.10.2011
88 yıl sonra kutlanacak ne kaldı
25.10.2011
Durun, siz kardeşsiniz...
20.10.2011
Şimdi ben anneme ne söyleyeceğim
18.10.2011
Soldan sola savrulmak…
16.10.2011
Altın Portakal’ın suyunu çıkarmak...
13.10.2011
Söz, devlet sözü
11.10.2011
Meşal Temo’yu kim öldürdü
09.10.2011
Nobel Tevekkül Ödülü...
06.10.2011
10 soruda KCK
02.10.2011
Büyük Türkiye milletinin ilk milletvekili
29.09.2011
Protokoller, yalanlar ve tape kasetleri
27.09.2011
Sarı kabloyu kesmeyince...
25.09.2011
Mağrur olma Türkiye, senden büyük...
22.09.2011
Bu dağlarda da gezme Ceylan
20.09.2011
19 Ocak 2007’deki o telefon görüşmesi
18.09.2011
Müslüman ulusalcılar
15.09.2011
İsviçre barışı neden çöktü
13.09.2011
İsyan Ahlakı, Sorumluluk Ahlakı
11.09.2011
Çingene kız şaşkınlıkla size bakıyor
08.09.2011
İç muhasebe komisyonu raporu
06.09.2011
Kürtlerin Ertürk Yöndemleri
04.09.2011
Cumhurbaşkanı ‘Face’ten arkadaşım
02.09.2011
Milli Barış Günü kutlu olsun...
30.08.2011
Aradığınız e-muhtıraya artık ulaşılamıyor...
28.08.2011
Sarı lacivert bir iktidar hikâyesi…
25.08.2011
Barışı barışseverlerden kurtarmak
21.08.2011
Türk Solu’nun kurucu babası
18.08.2011
Partiya Karkeran Suriye
17.08.2011
Haram aylarda savaş
14.08.2011
Ramazan’da savaş oyunları
11.08.2011
Bana emperyalizmin bir oyunu mu bu
09.08.2011
İstikrar sürsün, statüko büyüsün
04.08.2011
Şaşırıyorum, o halde varım
02.08.2011
Genelkurmay’da bir gün
31.07.2011
Sanal ‘Bir Numara’ kim
28.07.2011
Ziya Paşa bu habere çok sevinecek
24.07.2011
Özgürlükçü faşizm
21.07.2011
Diyarbakır Bingazi olur mu
19.07.2011
Ölümden öte bir köy var...
17.07.2011
14 Temmuz Darbesi
14.07.2011
PKK bugün ne işe yarar
12.07.2011
Resmen şike
07.07.2011
Hoop!
06.07.2011
Fedakâr oğlan
03.07.2011
33 aydın, 33 köylü, iki garson, iki katil
30.06.2011
Ölenleri geri getirecek yasal değişiklik...
28.06.2011
Oktay Ekşi’nin önlenemez yükselişi
26.06.2011
Son bakış...
23.06.2011
‘Barış olmazsa yakarız bu ülkeyi’
22.06.2011
Endişeli yüzde elli...
14.06.2011
O sözü söyledi
12.06.2011
Çankaya İlköğretim Okulu’nda sandıklar açıldı
09.06.2011
Hayaldi gerçek olsun
07.06.2011
Kimmiş ‘enayi’
05.06.2011
21 oyum olsaydı...
02.06.2011
Bir savaşın anatomisi
31.05.2011
Memlekete demokrasi lazımsa onu da biz getiririz
29.05.2011
No mos karişeyamos en B los meseles del hükümet
26.05.2011
PKK-devlet İsviçre Görüşmeleri
24.05.2011
Bir milliyetçi vardı, canı sıkıldı
22.05.2011
232 sayfalık kâğıt parçası
19.05.2011
Ana... dediniz, gerisini de getirin
18.05.2011
Başbakan’ın direksiyon hâkimiyetine emanet
15.05.2011
Ah şu seçim şarkılarının gözü kör olsun...
12.05.2011
Eurovision’a sadakat şerefimizdir
10.05.2011
İki devlet iki PKK
08.05.2011
Git kendini daha da çok ‘sevdirmeden’
05.05.2011
Soğuk savaş bitti. Türkler ve Kürtler; sizin için de Yazdır
01.05.2011
Bir ekmek lütfen ama taze, çıtır çıtır ve laik olsun Yazdır
26.04.2011
Gandi’ye küfrettiren politik çaresizlik
21.04.2011
Bu anayasayı alacağız, başka yolu yok
19.04.2011
Unutalım gitsin
17.04.2011
Çılgın Proje: Yeni bir cumhuriyet kurmak
14.04.2011
Ergenekon silah bıraktı
10.04.2011
HZ:2011-1’in iki numarası
07.04.2011
E: Hiçbiri, F: Hepsi
03.04.2011
Üç hoparlörlü hoca
31.03.2011
İşin Öz’ü: Dokunan yanar
29.03.2011
Ölümüne Fener/Cimbom!
27.03.2011
Hafıza-i beşer Kemalizm ile de malûl olunca...
24.03.2011
Doğu’nun çifte standardı
22.03.2011
Ben bakarken olmaz
20.03.2011
Jandarma’nın Assange’ı
13.03.2011
Askerle solculuk oynamanın 40. yılı
10.03.2011
Yedinci ok
08.03.2011
Onlar nasıl ‘Ergenekoncu’ olabildi
06.03.2011
Bu toprağın en has çocuğuna veda
03.03.2011
100’üncü yıldönümü hesaplaşması
02.03.2011
986 yıl kala 28 Şubat bitti
01.03.2011
Kürt Süheyl Batumlar
27.02.2011
PKK postmodern bir dine dönüştü
25.02.2011
Kaddafi’nin rüyası Libyalıların kâbusu
24.02.2011
Ne güzel diktatörümüzdün sen Albay Kaddafi...
17.02.2011
Orda bir Şirince var uzakta...
15.02.2011
Ya Mübarek konuşursa
13.02.2011
Onlar devrildi, biz model olduk
07.02.2011
Mısır’ın hikâyesi
07.01.2011
Devlet ve Öcalan bu dilde konuşuyor
01.12.2010
Genelkurmay niye başkanlık
28.10.2010
Bir numaralı sanık değil bir numaralı tanı(dı)k
27.10.2010
Hrant Dink’ten ihbar mektubu
21.10.2010
Endişelenme, utan!
19.10.2010
Bana Kemalistler sergi bastı dedirtemezsiniz
14.10.2010
Ben yapmadım miki yaptı
13.10.2010
Kusturicam size bu portakalı...
07.10.2010
Bikini sorunu
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı