Yıldız RAMAZANOĞLU

Karar Gazetesi



Bookmark and Share

Konuşma zemini


7.2.2018 - Bu Yazı 533 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 80 kuşağı şiddeti çatışmayı ölümü işkenceyi iyi bilir. Çoğumuzun ağır bir darp ya da kurşundan geçmişliği vardır. Ülkenin söyleyecek sözü olan ama konuşmak yerine birbirini ortadan kaldırmaya azmettirilmiş gençleri, köşe başlarında birbirini vururken, birilerinin sinsice yayılışına tanık olmuşluğumuz var. Aynı toplumsal sınıfın akıllı, daha ziyade alt gelir grubundan gençleri çatışmayla etkinlik ve karar alma alanından uzaklaştırılırken, sönen hayatların üzerine basarak yükselenleri, makamları paylaşanları unutmak ne mümkün. Ellerini oğuşturanları, ceplerini dolduranları fark edene kadar iş işten geçmiş, binlerce genç ya hayatını kaybetmiş ya da cezaevinin izbelerinde kimseler duymadan Mamak’ta Diyarbakır’da işkence görmüştü. Her ortamın muteberleri ise gelecekleri çalınmış, hayalleri tarumar edilmiş gençler hakkında yükseklerden analizler yapıp, akıl ve ders vermeyi hatta yeni çatışmalar için yol göstermeyi ihmal etmiyorlardı.   

Borçlu ve mahçup olduğumuz genç askerler canlarını feda ederken, anneler babalar ateşlerde yanarken ister istemez bütün bir kişisel deneyim tarihi geçiyor hafıza monitöründen. Çatışma ve savaşı hayatın normal seyri içinde hiç kimse istemez. İnsanın huzur ve güven içinde, saygı ve sevgi ortamında kendini gerçekleştirme arzusu her şeyin üzerinde. Bu yüzden savaş karşıtlığı nice acılardan deneyimlerden süzülmüş son derece etik ve saygın bir duruş. Ağır bir kurtuluş savaşından çıkmış olan Türkiye belki de bu yüzden Irak savaşı esnasında bölgedeki sonu gelmez çatışmalardan mümkün olabildiğince uzak durmak için elinden geleni yaptı.

Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere çok acılar yaşatılmıştı ve Ak Parti bu zalimliği onaylamak ve sürdürmek istemedi. Bu noktada Türkiye tarihinin en cesur adımlarından birinin atıldığı “çözüm süreci”ni hayırla yadetmemek mümkün değil. Kapsayıcı, çözümleyici, müzakereci siyaset bütün ülkeyi hatta bölgeyi umutla, barışla, eşitlik ve adalet rüzgarıyla doldurmuştu. Şimdi bunu anmak bile hainlik kimilerine göre, varsın desinler, Müslümanlığımıza en yakışır günlerdi. Çatışan bütün halklara ‘çözüm mümkün’ duygusunu vermesi büyük başarıydı. Bu iyilikten rahatsız olan, baştan itibaren Türkiye’nin barışının kendi tiranik çıkarlarına ters düştüğünü düşünen global ve yerel güçler elbirliğiyle ortamı zehirledi. PKK silah bırakma vaadini yerine getirmek şöyle dursun, sivil siyasete geçit vermedi, HDP’ye barış için verilen oyları hiçe saydı. Devlet ise netice almakta yararlı olmadığı on yıllarca tecrübe edilmiş güvenlik politikalarına geri döndü. Kazdığı hendekler halkta itibar görmemiş, kamuoyu desteğini kaybetme aşamasına gelmiş terör örgütüne, gereksiz orantısız şiddetle can simidi misali taze gerekçeler sunuldu adeta.

***

Barış istemek suç değil, savaş güzellemeleri yapmak ta erdem değildir. Peki ABD ve DAEŞ’le işbirliği yaparak Türkiye’ye karşı sınırda konuşlanmayı, Amerikalıları başkomutan yapmayı kabul etmiş olan örgütlere, binlerce tır ve uçakla ağır silah bomba ve füze teslimini makul normal ve barışçıl görmek nedir? Neden hiçbir itiraz gelmemiştir savaş karşıtı olduğunu söyleyenlerden. Bu çetin zamanlarda  sahici, tutarlı, adil ve hakkaniyetli olabilsek keşke. Tabipler Birliği yöneticilerini gözaltına alarak, daha önce de akademisyenlere aynı şeyi yaparak nereye varılabilir. Ülkemizin akademisyenleriyle konuşamıyor muyuz, devlet soğukkanlılıkla elindeki hakikatleri anlatmak, muhataplarını dinlemek, uzlaşma kültürünü geliştirmek için özgüvenli bir ortam oluşturamıyor mu? İfade özgürlüğünün işaret ettiği şey, beğendiğimiz değil beğenmediğimiz, içimize sinmeyen, haksız, adaletsiz gördüğümüz fikirlere katlanmak. Sonuçta görmezden gelme, cevap verme, gerçekleri hatırlatma ve delillerle iddiaları geçersiz kılma imkanınız var. Türkiye’de son bir yılda gerçekleşen 70 bin terör operasyonundan 40 bini PKK operasyonu. Afrin ve Kobani’den sızan teröristlerin gerçekleştirdiği ondört katliamda 286 kişi hayatını kaybetti. İki yılda 772 güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, sayısız sivil yaşamını yitirdi. Bunları ve daha nicelerini söylemekten aciz midir bu insanları haksız bulanlar ki, devlet insanları baskıyla sustursun. İnsan hayatına değer verenler olarak bir cevap vereceklerdir elbette, başka sivil örgütler, yazarlar da medenice tartışmaya katılacaktır, hayırlı bir beyin fırtınası yaşanacaktır. Sonuçta burası hepimizin biricik ülkesi, birbirimizi yok edecek olsak 1980’e kadar ederdik zaten. Savaş dilini insanlığının önüne geçirip bombalara İsrail özentisi gibi ismini yazanlar da, hiçbir mesele yokmuş ta tarlasında işinde gücünde insanlara Türkiye devasa ordusuyla saldırıyormuş gibi konuşan yazan insanlar da hakikati insaniyeti rencide etmekten başka bir şey yapmıyorlar. Çözümün bir parçası olunamaz bu tek yanlı bakışlarla.

Gencecik askerlerimizin şehadet haberleri geldikçe bütün kimlikler buharlaşıyor ve sadece annelik kalıyor geriye. Devletin belirlediği politikalar bazen haklı gelir bazen aklımıza yatmaz. Söz konusu Orta Doğu gibi sonsuz bir vesayet alanı ise konuşma ve yazma imkanının paha biçilmez değerini teslim etmek gerek. Tam bağımsızlığa giden yol geleceğe ilişkin umutlarımızı kaygılarımızı eleştirilerimizi taleplerimizi dillendirme zeminini kaybetmemekten geçiyor.

.

Facebook Yorumları

Kod8
17.10.2018
Sinema ve dizilerde değişen aile
10.10.2018
Parça parça inşa edilen barış
3.10.2018
‘İnsan hep derine gitmek ister kızım, kıyı çöplerle doludur
26.9.2018
Bırakma Beni ‘yandı toprağım çalındı özgürlüğüm’
19.9.2018
Meczuplar deliler ve dahiler
12.9.2018
Genç yazarlar için bir hikaye
5.9.2018
Avrupa'nın iyi insanları
29.8.2018
Çağla uyumsuzluğun derin sularında
22.8.2018
Kurban: Tevessülle teslimiyet arasında
15.8.2018
İnsan olamadıktan sonra yazarlık nafile
8.8.2018
Bizi birleştiren nehirler, köprüler otlu peynirler
1.8.2018
Yaşayan edebiyat
25.7.2018
Iraklı sanatçılar
18.7.2018
O Suriyeli bir çocuk
11.7.2018
Gülzar Haydar İstanbul’da
5.7.2018
‘George Orwell Arkadaşımdı’
27.6.2018
Seçim izlenimleri
20.6.2018
Elektriksiz şehirde film çekmek
13.6.2018
Viyana İstanbul hattında bir ressam Betül Burnaz
6.6.2018
Tarlabaşı, Şehzadebaşı ve Üsküdar’da kalbe değen iftarlar
30.5.2018
İslam’ın kızı İslam’ın erkeği
23.5.2018
Tahayyül ve tefekkür arasında İslamcı dergiler
16.5.2018
Filistin kurtulur mu?
9.5.2018
Naci el Ali, Rachel Benjamin, Noor…
2.5.2018
Kolombiyalı kadınlar: Siriri ve Anka kuşları
25.4.2018
Ahde vefa toplantısı
18.4.2018
Nasıl bir dünyada yazıyoruz
11.4.2018
Dindar nesil meselesi
4.4.2018
Arakan sızısına diriltici ağıt festivali
21.3.2018
Neyi ispatlamaya çalışıyorsunuz?
14.3.2018
Irmak şehri Tokat sakin ve derin
7.3.2018
Vicdan konvoyu sessizlerin sesi
1.3.2018
28 Şubat: Masum değiliz hiçbirimiz
14.2.2018
Depresyona girmiş hayvanlar
7.2.2018
Konuşma zemini
31.1.2018
Evsizler tinerciler kimsesizler ve aşhane
24.1.2018
Vincent’ı ya da tek bir insanı sevmek
10.1.2018
Füreya’nın topraktan gelen sanatı
3.1.2018
Nefretleşmek şiddettir, suçtur
27.12.2017
İşgal Mimarisi: Oyuk Toprak
20.12.2017
Filistinli kadınlar
13.12.2017
Filistin Akademisi
6.12.2017
Kudüs hakkında söz söylemek
29.11.2017
Türkan Şoray
22.11.2017
Aşk mucize mi hormon mu
15.11.2017
Karanlıkta seni görmek o kadar kolay ki
8.11.2017
Eğitim kanat taksın çocuklara
1.11.2017
İstanbul kurtulur mu?
27.10.2017
Beton canavarı
18.10.2017
Mardin’de gündelik hayat
11.10.2017
Kutucuklar içinde özgürlük çağı
4.10.2017
Bienalde İslam dünyasından sanatçılar
27.9.2017
Orouba Berakat ve Hulla’nın cenaze namazı
20.9.2017
Müslüman dünyanın Aida Begiç’i
13.9.2017
İnsan hakları savunucuları
6.9.2017
Arakan: Kendini tanımlamak güç istiyor
30.8.2017
Mecidiyeköy’de fal bakmalı
23.8.2017
Afette nerede toplanacak şehir halkı
16.8.2017
Ele geçirilen çocuklar
9.8.2017
Işık Doğubeyazıt’tan yükseldi
2.8.2017
‘Bir ulus ikinci bir ulusa üçüncü bir ulusun toprağını vaat etti’
26.7.2017
Yeni dünyanın Müslüman kadınları
19.7.2017
Köprüde yeni yurttaşlık bilinci
5.7.2017
Ölüm, bayram ve hakkaniyet
29.6.2017
Ölüm orucu ve etrafındaki hale
21.6.2017
‘Aradığınız ev kadını artık burada oturmuyor’
14.6.2017
Kudüs’ün yaralarına dokunmak
7.6.2017
Kültür Aynası: Mekan Hikayeleri
31.5.2017
Akif Emre: Kıymeti bilindi aslında
25.5.2017
Savaş dansına karşı sağlam hikayemiz
11.5.2017
Sürekli dijital devrim ve mültecilerin temsili
3.5.2017
Müslüman yazarlar buluşması
26.4.2017
Sanat tapınaklarından MoMA
19.4.2017
Siyaset sınırlarına dayandı
13.4.2017
Erzurumlu gençlerle kitap yolculuğu
5.4.2017
Öteki Avrupa: Casa nostra casa vostra
29.3.2017
Hüseyin Su’dan Gülşefdeli Yemeni
22.3.2017
Avrupa sıkıntısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8