Yüksel TAŞKIN



Bookmark and Share

Popülizm Tartışmaları Üzerinden Son Yerel Seçimleri Anımsamak


15.12.2019 - Bu Yazı 882 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 31 Mart/23 Haziran yerel seçimlerinde muhalefetin gösterdiği önemli başarılar çok fazla tartışılamadı. Bunun çeşitli nedenleri var: İktidar bloku, “Milletin hakemliğine başvuralım” diyerek seçimleri tekrarlattı ve ciddi bir kırmızı kart gördü. İktidar ortakları, kendi içlerinde tartışma yapılmasını zayıflık olarak gördükleri için düştükleri bu vahim hatayı tartıştırmamakta ısrarlılar. Oysa yüzleşmek istemedikleri yalın gerçeği her fırsatta anımsatmak gerekiyor: Uydurma gerekçelerle İstanbul Büyükşehir Başkanlığı seçimlerini tekrarlattılar ve kaybettiler.  

“Kaya gibi sağlam” durmayı “kolun kırılıp yen içinde kalmasıyla”, yani sorunların görmezden gelinmesiyle özdeşleştiren bu tavra rağmen AKP cenahından iki parti girişiminin ortaya çıkması, muhalefetin seçim başarısından bağımsız anlaşılamaz. İYİ Parti de, MHP’de parti içi yarışmaya geçit verilmemesi üzerine başlayan bir arayışın sonucunda ortaya çıkmıştı. Bunlar otoriter blokun çözüldüğünün açık göstergeleri. Aktör çeşitlenmesi otoriter rejimlerin korkulu rüyasıdır… 

Seçim başarısının yeterince tartışılmamasının veya bundan gerekli pozitif enerjinin çıkarılamamasının bir başka nedeni, HDP’ye yönelik kayyım atamaları ve Barışpınarı operasyonunun özellikle eğitimli seçmenlerde yarattığı moral bozukluğu. Bu kesimin siyasi süreçlere bakışında yoğun bir endişe ve kısa dönemli umut patlamaları gibi iki uç tepkiyi yansıttığı söylenebilir. Endişe paralize edici olmadığında ve enerji üretebildiğinde çok da mesele edilmeyebilir. Sivil muhalefet tüm baskı ve imkansızlıklara rağmen seçimlerde azımsanamayacak başarılar elde edilmesinde ciddi roller üstleniyor. Muhalefet partileri ve en başta da CHP, bu enerjiye uyumlandıkları sürece başarılı oluyor. Başka bir ifadeyle söylersek, siyasal alanda muhalefet partilerinin başarılarının arkasında Türkiye’nin otoriterleşmesinden memnun olmayan dinamik toplum kesimlerinin enerjisi ve yaratıcılığı var. Ve her şeye rağmen bugün 31 Mart/23 Haziran öncesinden çok daha iyi bir yerdeyiz. 

Fakat sivil muhalefet ve özellikle de eğitimli kesimler, bu başarılarından kalıcı bir özgüven çıkaramıyor. Siyasal süreçlerde yaşanılan ve yaşanılacak türbülanslara rağmen koştuğumuzun bir maraton olduğunu ve bu maratonda gayet iyi bir tempo yakaladığımızı içselleştirebilmemiz gerekiyor. Bu nedenle son seçimleri daha fazla düşünmek hafızamıza iyi gelebilir. Aşağıda son yerel seçimler popülizm tartışmaları ekseninde ele alınacak.

Popülizm denilince iç içe geçen kültürel, iktisadi ve politik süreçleri anımsamakta yarar var. AKP popülizminin en önemli araçlarından birisi “seküler-dindar” kutuplaşmasıydı. “Sessiz Muhafazakâr/Müslüman çoğunluk” ile “Aktif batıcı/seküler azınlık” arasında varsayılan adalet mücadelesinde AKP, “asli unsurun” sesi olduğunu iddia ediyordu. Muhalefet güçleri zamanla bu kutuplaşmanın değirmenine su taşımamayı öğrendiler. CHP’nin özellikle başörtüsü konusunu siyasallaştıran tavrını terk etmesi ve genel olarak “hayat tarzı” konularını öne çıkarmaması, AKP’yi ciddi olarak boşa düşürdü. Bu konuda ciddi bir toplumsal öğrenme süreci yaşadığımızı da teslim etmemiz gerekiyor. Bu durum, söz konusu kutuplaşmanın aşıldığı anlamına gelmez ama siyaseten istismarının boşa çıkarıldığı bir ortamı yakalamış durumdayız.

Bugün “hayat tarzı istismarına” tutunan yegâne parti AKP’dir. İstanbul yerel seçimlerinde AKP’nin muhalefet adaylarını dindar-seküler kutuplaşması üzerinden marjinalleştirme girişimleri başarısız kaldı. AKP’den beslenerek kendi sivil varoluş damarlarını kurutan dini yapıların, muhalefete oy vermeyi dinden çıkmakla özdeşleştiren istismarlarının, muhafazakâr kesimlerde de bir ağırlığının olmadığı anlaşıldı. Bu toplumun modernleşmeci damarının çok güçlü olduğu, Ekrem İmamoğlu’nun “terakkiye mani olmayan mütedeyyin” kimliğine duyulan teveccühle bir kez daha ortaya çıktı. 

Hal böyle olunca AKP-MHP blokunun abartılı biçimde abandığı diğer gerilim unsuru Türk-Kürt kutuplaşması oldu. Dindar-Seküler kutuplaşması, en azından Kürtlerin çoğunluğunu “Sessiz Muhafazakâr/Müslüman çoğunluk” içerisinde (açık veya örtük biçimde) tutmayı mümkün kılıyordu ve hegemonik olmaya daha uygundu. AKP-MHP bloku milliyetçiliğin varsayılan gücünü kullanarak HDP üzerinden seküler kesimi bölmeyi en önemli siyasi stratejisi haline getirmiş durumda. Buna rağmen son yerel seçimler, bu stratejinin boşa çıkarılmasının mümkün olduğunu gösterdi. 

Seküler çevrelerin giderek bu tuzağa yönelik bir bilinç geliştirdiklerini anımsamakta yarar var. Fakat bu bilinç, otoriter rejimin aşılması noktasında güçleri yan yana koyabilmeyi ancak mümkün kılabiliyor. Kısacası ortak bir rakibin varlığı, taktik yan yana gelişleri mümkün kılıyor. Fakat bu yan yana gelişlerin arkasında daha güçlü bir siyasal birikim oluşturulamazsa, mevcut kırılganlığı devam edecektir. Bu siyasi birikimin oluşmasının yolu da seçimsiz dönemde siyasi tartışmaları canlandırmaktan geçmektedir.

Sürekli seçim ortamına alışan, seçim bağımlılığı geliştiren muhalefetin, içerisine girdiğimiz seçimsiz ortamda siyasi tartışmalar başlatması, yukarıda bahsettiğimiz endişe haline de iyi gelebilir. Türkiye uzun süredir siyasi tartışma yürütmeyi unuttu. İktidarın sözü tükendiği için örgütlü trolleri üzerinden siyasal tartışmayı boğmaya çabalıyor. İslamcılık tüm birikimini tek adamlık uğruna heba etmiş durumda ve düştüğü hali dahi tartışamıyor. 

Buna rağmen toplumun büyük çoğunluğu yaşadığımız sorunlarla tek adam rejimi arasındaki ilişkiyi gayet iyi görüyor. Bu seçimsiz dönemde bize düşen, siyasal tartışmalarla bu fetret dönemini aşmamızı sağlayacak öneriler geliştirmek olmalıdır. Adeta bağımlısı olduğumuz adrenalini ve enerjiyi türetebileceğimiz en uygun alan burasıdır. Özellikle Kürt sorunu 1 Kasım 2015 seçimlerinden beri tartışılamaz hale geldi. Bunda Hendek süreci kadar PKK’nın Türkiye’de silahlı mücadeleyi terk etmemekte ısrarlı olmasının da rolü var. Bunların dışında da nedenler var ama bu nedenlerin varlığını da cesurca tartışabilmeliyiz. 

İstanbul’da yerel seçimler sürecinde AKP’yi zor durumda bırakan, sadece muhalefetin kültür savaşı söyleminden ustaca kaçınması değildi. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun “Bizim Adayımız Sensin İstanbul” söylemiyle başlattığı çalışmalar ve örgütle ciddi etkileşime girerek oluşturduğu strateji, Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının önünü açtı. İmamoğlu da seçimleri yerel gündem üzerinden yürütme tercihiyle bu stratejiyi güçlendirdi. Yerel gündem, fazlasıyla Ankaralı kaçan iktidara karşı İstanbul İttifakı’nın birleştirici unsuru olacaktı. Ankara’dan gelen AKP adayını tekrar Ankara’ya göndermek, İstanbul ittifakının ultra-merkeziyetçi ve atanmışları öne çıkaran yeni vesayetçi rejime de yanıtıydı bir bakıma. İstanbul yerel seçimleri, atanmışlar-seçilmişler denklemini AKP-MHP’nin temsil ettiği sağın elinden alması bakımından da önemli bir dönüm noktasıdır. Aşağıda bu konuya tekrar dönülecek.

Aslında seçimlerde ortaya çıkan stratejinin popülist ve post-popülist unsurları başarılı bir biçimde harmanladığını ve önümüzdeki süreçlerde de bu yolda ilerlenebileceğini iddia ediyorum. İktisadi ilişkiler alanında, “Bir avuç azınlığa karşı İstanbul İttifakı’nın” konulması, sol popülist unsurlar barındırmaktadır. Kent kaynaklarının İstanbullular lehine kullanılması, doğayı tahrip eden tercihlerin sorunlaştırılması, gençlere, yoksullara ve iktidarın ötelediği gruplara eşit hizmet taşınacağının vurgulanması popülist/halkçı bir dili yansıtır ve bu da kaçınılmazdır. Zira iktidarın iyice yoğunlaştırdığı ahbap çavuş kapitalizmi mutlu bir azınlık yaratmıştır ve bu azınlığı kültürel kodlarla yargılamak yerine, eşitlik ve adalet temelinde eleştirmek sol popülizme daha uygundur.

Önümüzdeki dönemde sol popülizm yapmak hayırlı olacaktır çünkü AKP’nin giderek otoriterleşmesinin bir ekonomi politiği vardır. Otoriterleşmek, kendi zenginini yaratmak ve kendi yandaşlarını kayırmak için gerekli bir tercihtir. Sadece özgürlükten yoksun kalmamız değil giderek yoksullaşmamız da “teknikle değil tercihle” ilgilidir. Tam da bu nedenlerle geniş toplum kesimlerinin kendi yoksulluklarının bu tercihlerle ilişkisini kurabilmeleri için sol popülizm şarttır. AKP’nin otoriter vesayetçiliğinin bir de iktisadi oligarşi yarattığının, bir elin parmaklarını geçmeyen ve sürekli kamu ihaleleriyle beslenen şirketlerin varlığının, hangi aktörlerin gerilemesinden sorumlu olduklarının popüler söylemlerle anlatılmasından daha doğal ne olabilir?

Fakat sol popülizmin tek adamcılığa evrilmesini önleyecek söylem ve pratikler de gereklidir ve bu da genel olarak demokrasi ve yönetim alanlarında post-popülist bir duruş sergileyerek sağlanabilir. İstanbul seçimlerinde sürekli gündeme taşınan ve Mahalle Meclisleri vaadiyle somutlanan birlikte yönetme vurgusu, post-popülist bir duruşu yansıtır. Seçim kampanyası daha başlamadan sivil toplum kuruluşlarından proje ve kampanya önerilerinin alınması önemli bir başlangıçtı. Şimdi de benzer STK’ların yönetişim ve denetim sürecine katılmaları için somut adımlar atılması gerekiyor. Büyükşehir ölçekli bir Kent Konseyi’nin oluşturulması önemli bir adım olmakla birlikte sivil toplumun kendi bağımsız öneri ve denetim mekanizmalarını oluşturması, önceki dönemin dışlayıcı alışkanlıklarının giderilmesi bakımından hayati öneme sahiptir. 

Günümüzde sağ popülistlerin tek somut önerisi, devasa sorunlar karşısında devasa yetkilerle donatılmış güçlü liderlikten ibarettir. Buna karşılık bizlerin savunması gereken öneri, güç ve yetkilerin merkezileştirilmesi değil; tam tersine paylaşılması, yani birlikte yönetmektir. Son kayyım atamaları, muhalefetin geniş bir yerel yönetim reformu önermesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anımsatmış olmalı. İnşa halindeki ultra-merkeziyetçi vesayetçiliğe karşı, güç, yetki ve en önemlisi de sorumluluk paylaşımını öne çıkaran bir yerel yönetimler anlayışı, post-popülist yönetim anlayışının en somut önceliği olmalıdır. 

Kısacası İstanbul yerel seçimleri, iktisadi alanda sol popülist, yönetim-demokrasi alanında post-popülist bir duruşun sağ popülizmi geriletebildiğini açık biçimde gösterdi. Bu alandaki tutumların kültür alanına sıkıştırılan siyasetin önünü açacağını da öngörebiliriz.

Geçen yerel seçimler AKP-MHP’nin temsil ettiği sağcılığın tarih şuurundan yoksun biçimde vahim hatalar yaptığını gösterdi. Yukarıda kısaca değindiğimiz, “Seçilmiş İmamoğlu’na” karşı atanmışları koymaya gayret eden anlayış, sağın on yıllarca beslendiği bereketli bir damarın kısa vadeli çıkarlar uğruna kurutulmasına yol açtı. Aynı şekilde HDP’li seçilmiş başkanlar yerine atanmış kayyımları getirmek de AKP’nin devletçi-otoriter parti algısını derinleştirecek.

Tam da bu nedenlerle Türkiye sağının hikayesi bitti diyoruz. Türkiye sağı AKP-MHP örneğinde olduğu gibi devletçi-milliyetçi alana sıkışmak veya Soğuk Savaş’tan bu yana getirdiği, demokratik başlayan ama otoriterlikle sonuçlanan merkez sağ siyaset anlayışını aşmak zorunda. Yeni aktörler nihayet parti içi ve dışı alanlarda demokrasiyi içselleştirecek pratikler üretebilecekler mi? Bunu hep beraber göreceğiz. 

Erdoğan Başkanlık rejimine geçerek, Türkiye sağına bugüne kadar ciddi oy ve destek getiren mağduriyet söylemini geçersizleştirmiş oldu. Bu mağduriyet söylemi, “Atanmışlar seçilmişleri, yani Millet’in hakiki evlatlarını” çalıştırmıyorlar iddiasına dayanmaktaydı. Fakat kendisi devlet olan Erdoğan ve AKP’sinin hiçbir mazereti kalmadı. Üstelik “atanmışlar” yüzünden erteledikleri meseleleri, bütün güç ellerindeyken de çözemedikleri anlaşıldı. Uzun süredir yaşadığımız özgürlük kaybına yeni sistemin tetiklediği iktisadi krizle yoksullaşmanın da eklenmesi, muhalefetin hareket alanı muazzam bir biçimde genişletmektedir. Artık tek adam rejimi çözüm değil sorunların kaynağıdır dediğimizde bunu anlayacak milyonlar var.

Dolayısıyla otoriter rejim tercihinin bir ekonomi politiği olduğu bilinciyle sol popülist; onun aşılmasının yolunun da güç, yetki ve sorumluluk paylaşmak olduğu gerçeğiyle post-popülist bir söylemi ve pratiği savunmak, önümüzdeki sürecin ruhuna uygun düşmektedir.

Birikim

.

Facebook Yorumları

Emlak8
15.12.2019
Popülizm Tartışmaları Üzerinden Son Yerel Seçimleri Anımsamak
26.07.2019
31 Mart-23 Haziran Seçimleri Türkiye Sağı Açısından Ne Anlama Geliyor?
19.12.2017
Kudüs Tartışmasının Gösterdikleri: Benzin Kovalarıyla Medeniyetler Çatışmasına Koşmak
27.9.2017
İki meselede netleşemeyen bir muhalefetin şansı olmaz
19.9.2017
Şerif Mardin: Sosyal Bilimlere Saygınlık Kazandıran Bir Bilim İnsanının Ardından
10.8.2017
Yaşam tarzı siyasetini veya yüzde 50’ye sıkışmayı reddetmek
27.7.2017
Hakikat bükücüleriyle nasıl mücadele etmeli
10.7.2017
Adalet Yürüyüşünün gösterdikleri
26.6.2017
Bir mezuniyet töreni vesilesiyle
18.6.2017
Demokratik muhalefetin ahlaki üstünlüğü: Su akar yatağını bulur
12.6.2017
Ortadoğu’da temel mesele demokrasidir
29.5.2017
Türkiye’de makul bir iktidar olsaydı
27.5.2017
İran’da Ruhani’nin İkinci Dönemi: Artan Beklentiler, Muhtemel Riskler
21.5.2017
Zulmünüzle yüzleşeceksiniz
5.5.2017
Geleneksel muhafazakârları ikna eden Cumhurbaşkanlığı seçimini alır
22.4.2017
16 Nisan Referandumu: Uzun yol koşucusuna iyimser notla
16.4.2017
“Kuvvet haktır” diyen Eski Türkiye’cilere hayır
8.4.2017
Kaplanın Kuyruğu
28.3.2017
Hayırcıların gösterdiği: Demokrasiyi demokratlar yaşatabilir
18.3.2017
Hayali bir “Evet”çiyle sohbet
9.3.2017
Herkesin korktuğu ülke
18.8.2015
Sistem değişti mi
11.8.2015
Tek yol barış
8.8.2015
CHP, koalisyon ve Çözüm Süreci
18.7.2015
Mısır: Sisi’yle çıkış yok
23.6.2015
Sağ ve demokrasi
16.6.2015
MHP’nin sıkıntıları
13.6.2015
Diyarbakır’a dikkat!
8.6.2015
Stratejik akıl kibri yendi
6.6.2015
Seçimlere bir gün kala
30.5.2015
İktidarın hikâyesi bitti
19.5.2015
Mısır’da trajedi
16.5.2015
CHP’nin seçimi
12.5.2015
Çözüm Süreci ve seçimler
9.5.2015
Seçim merkezcilik ve demokratlar
7.5.2015
Krizden fırsat çıkar mı
5.5.2015
Kriz nasıl çözülür
2.5.2015
Ceberut ve akılsız
28.4.2015
Millet kılığına girmiş devlet
25.4.2015
HDP Seçim Bildirgesi
21.4.2015
CHP Seçim Bildirgesi
14.4.2015
Gençler kime oy verecek
11.4.2015
Utanç barajıyla son seçim mi
7.4.2015
Tek yol otoriterlik mi
04.04.2015
Acıların ayrıştırdığı ülke
31.03.2015
Önseçimin kazananları: CHP ve Türkiye
28.03.2015
Yemen’de talihsiz tekerrür
24.03.2015
CHP’de önseçim
21.03.2015
İslamcılar ve empati eksikliği
17.03.2015
‘Asli gençlik sizsiniz!’
14.03.2015
Kemalizm’i eleştirirken
10.03.2015
Ortadoğu’da ne yapmalı
07.03.2015
Yan yana yürüyememek
03.03.2015
Yaşar Kemal
28.02.2015
Başkanlık ve İslamcılık
24.02.2015
Güvenlik ve toplumsal barış
21.02.2015
Nuh Köklü’nün ardından
17.02.2015
Yönetim sistemi değişmeli
14.02.2015
CHP risk almalı
10.02.2015
HDP’nin seçim stratejisi
07.02.2015
AK Parti’nin kutuplaştırma stratejisi
03.02.2015
Başkanlık sistemine destek yok
31.01.2015
Özel hayata saldırıları nasıl aşmalı
27.01.2015
Bizim sol yapabilir mi
24.01.2015
Meclis’te ne oylandı
22.01.2015
Yüce Divan oylamasının kaybedenleri: AK Parti ve Davutoğlu
20.01.2015
AK Parti’nin eski Türkiye ittifakı
17.01.2015
Rasyonelleşme ve siyaset
10.01.2015
Yurtta ve dünyada kutuplaşma!
06.01.2015
Mahkeme beğenmemek
03.01.2015
İttifak kültürü olmayınca
30.12.2014
Tribünlerine oynayan aydınlar
27.12.2014
Ortadoğu’da ‘medeniyetler çatışması’
23.12.2014
CHP kendi dışına bakabilmeli
21.12.2014
Mahçupyan’ın görüşlerine dair
16.12.2014
Üstünlerin hukuku mu hukukun üstünlüğü mü
13.12.2014
Tunus’ta seçimler olağanlaşırken
09.12.2014
Tarih ve samimiyet
06.12.2014
Nasıl tartışacağız
02.12.2014
Karaman’ın AKP eleştirisinin eleştirisi
30.11.2014
AKP’yi kim iktidar yaptı
25.11.2014
Artuklu’da bedel mi ödetiliyor
22.11.2014
Sol ve dış politika
18.11.2014
Yorgun Kemalistler
15.11.2014
Kalemi kırılan gazeteciler
11.11.2014
Sarayı tartıştırmamak!
04.11.2014
Siyaset, sınırlarını aşabilecek mi
01.11.2014
Sonbahar ve siyaset
28.10.2014
İslamcı gençlere dair
25.10.2014
CHP ve 2015 genel seçimleri
21.10.2014
Kendi kendini aklamak
18.10.2014
IŞİD ve Batı
14.10.2014
Kobane ve Çözüm Süreci
11.10.2014
Ortadoğu’da artçı depremler
04.10.2014
Komploculuk ve sol
30.09.2014
Evrensellik ihtiyacı
28.09.2014
Dayatmacı rövanşizm
20.09.2014
Sol ve sürekli muhalefet
16.09.2014
CHP ve Ortadoğu
09.09.2014
CHP’li valiler, kaymakamlar...
06.09.2014
CHP’nin tarihî şansı
02.09.2014
AKP yanlılarının tezleri
30.08.2014
Davutoğlu’nun trajik başlangıcı
26.08.2014
Solda liberalizm alerjisi
23.08.2014
İslamcılık tartışmaları
19.08.2014
Yusuf Kaplan’ın yanılgısı
16.08.2014
Ulusalcılık yenilgiye mahkûmdur
12.08.2014
Gelecek sesleniyor
05.08.2014
Deliduman
02.08.2014
Neden korkuyorsunuz
29.07.2014
Bayram ve adalet
26.07.2014
Umumi manzara
22.07.2014
ABD ve İsrail lobisi
12.07.2014
Erdoğan’ın kampanyası neden zayıf
08.07.2014
Başkanlık fayda getirmez
05.07.2014
Gülen Cemaati ve AKP kavgası
01.07.2014
CHP’nin ikilemi ve şansı
28.06.2014
Düşmansız yapamayan siyaset
24.06.2014
CHP’nin İhsanoğlu tercihi
17.06.2014
Irak’ın geleceği
14.06.2014
Türkiye ne yapmalı
07.06.2014
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair
03.06.2014
AKP İslamcılığı devletleşirken
31.05.2014
Gezi’den kalanlar
27.05.2014
Nefret tuzağına düşmeyelim!
20.05.2014
Eski Türkiye’nin üniversiteleri
18.05.2014
Eski Türkiye
13.05.2014
CHP ve Kürtler
10.05.2014
Demokratların gündemi
06.05.2014
Kemalistler değişebilir mi
29.04.2014
Kılıç’a saldırı korosu
26.04.2014
Başkanlık sistemine hayır!
22.04.2014
Gençler ve yerel seçimler
19.04.2014
AKP’nin 1 Mayıs inadı
15.04.2014
Cemaat, AKP ve ‘diğerleri’
12.04.2014
Sallandıracaksın 529’unu!
08.04.2014
Geziciler güç istiyor
05.04.2014
CHP ve İstanbul’un seçimi
29.03.2014
Gülenciler + MHP + CHP < AKP + BDP/HDP + CHP
25.03.2014
CHP ve sosyalist sol
22.03.2014
Muhalefet daha da güçlenir
18.03.2014
Devlet aklı ve Kürt ‘meselesi’
15.03.2014
Seçim sonrası hesapları
11.03.2014
İslam ve sağcılık
08.03.2014
Öfkeli Kemalistler
04.03.2014
Sadece kasetler mi
01.03.2014
Yarın çok geç olacak
25.02.2014
Gençlere dair gözlemler
18.02.2014
Bolluk toplumunda İslamcılık
15.02.2014
Başkan bizi unuttu!
11.02.2014
AKP yıkımını hızlandırıyor
08.02.2014
CHP ve yerel seçimler
04.02.2014
Adalet ve İslamcılık
01.02.2014
Tunus’tan güzel haber
28.01.2014
Eleştirmek ihanet midir
25.01.2014
Muhafazakâr sağ ve İslam
21.01.2014
Yerel seçimleri kazanalım, sonra bakarız
18.01.2014
Kavgaya nasıl yaklaşmalı
14.01.2014
Yanlışa, yanlış diyememek!
11.01.2014
AKP yanlış yolda
07.01.2014
Yeni Mübarek Sisi mi olacak
04.01.2014
Laikliğin vazgeçilmezliği
31.12.2013
Kriz nasıl çözülür
28.12.2013
Popülist masallar
24.12.2013
AKP’lilerin ikilemi
21.12.2013
Yeni anayasa ihtiyacı
17.12.2013
Gençler siyasete ilgisiz mi
14.12.2013
Özgürlük güzel şey!
10.12.2013
Kozmopolitler ve siyaset
07.12.2013
Hükümetçi medyanın işi zor...
03.12.2013
Cemaat ve AKP kavgasını nasıl anlamalı
30.11.2013
CHP ve İstanbul’un seçimi
26.11.2013
Gezi’den sonra
23.11.2013
Kutuplaştırmayın, yeter!
19.11.2013
Yerel seçimlere giderken tartışmamız gerekenler
16.11.2013
Gençliği adam etmek!
12.11.2013
Arınç’ın haysiyet isyanı
09.11.2013
İnancın kırılganlığı ve öfke
05.11.2013
Kuzey Ormanları Savunması
02.11.2013
Yeni Müesses Nizam artık çıplak!
29.10.2013
Sol ve olağan hayat
26.10.2013
Dinsel milliyetçilik veya hangi Osmanlı
22.10.2013
MHP’nin açmazları
19.10.2013
Dışlayıcı siyaset
15.10.2013
Beyhude direniş
12.10.2013
Sol ve Ortadoğu
08.10.2013
Mısır’ın karanlık günleri
05.10.2013
AKP ve CHP’nin demokrasi paketleri
01.10.2013
Yerel seçimler, kutuplaşma ve kararsızlar
28.09.2013
Demokrasiyi sadece ben paketlerim!
24.09.2013
Yerel yönetimler ne işe yarar
21.09.2013
İktidarın bilgisini üretenler
17.09.2013
CHP’yi eleştirmek mi itibarsızlaştırmak mı
14.09.2013
Küresel bir olgu olarak makbul ve sözde vatandaş ayrımı
07.09.2013
Küremizin ABD sorunu
03.09.2013
Tunus başarmalı
31.08.2013
Bu idealizm değil ki!
27.08.2013
Sol’da entelektüel karşıtlığı
24.08.2013
Liberal hümanizm eksikliği...
20.08.2013
Mısır ‘demokratlarının’ tarihî yanlışı
17.08.2013
İnanç ve siyaset
06.08.2013
Suriye: İnsanlığımızdan utanmalıyız
03.08.2013
Kontrol saplantısı istikrarsızlaştırıyor
31.07.2013
Mısır: Darbeciler sonlarını hızlandırırken...
27.07.2013
Seçim barajına neden karşıyım
23.07.2013
Ortadoğu’da iki potansiyel: Demokrasi ve seküler devlet
20.07.2013
Sol’un kültürel mesafe tuzağıyla imtihanı
20.07.2013
Sol’un kültürel mesafe tuzağıyla imtihanı
13.07.2013
YÖK Taslağı yalan mı oldu
10.07.2013
Ulusalcı yanılgı
06.07.2013
Mısır: Yakın geleceğe dair bazı öngörüler...
02.07.2013
Mısır: Bitmeyen devrimden sürekli darbe rejimine
29.06.2013
Medya toplumun gerisine düşerken ‘bize’ düşenler...
25.06.2013
Erdoğan’ın kutuplaştırma kumarı ters tepebilir
22.06.2013
İranlıların seçim mesajı: Sizi istemiyoruz, gidin artık!
18.06.2013
AKP ve Liberal Batıcılar
15.06.2013
İranlı Nida’nın ruhu da Gezi’de...
11.06.2013
Devlet’ten düşmenin hayırları
08.06.2013
Gülen’den Erdoğan’a: Gel beraber ıslah edelim!
04.06.2013
De Gaulle’leşen Erdoğan’a karşı Gezi’ye çıkan gençler...
02.06.2013
Ortadoğu: En kötü senaryoya hazır mıyız
30.05.2013
Kültür savaşlarına hazır mıyız
25.05.2013
Ulusalcılık neden yükseliyor
20.05.2013
Merhaba
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive