Şeyh Said Kıyamında ve sonrasında neden Kırdlar/Zazalar hedef alındı - 1


21.2.2018 - Bu Yazı 2967 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 1925 Şubat- Nisan ayları arasında gerçekleşen Şeyh Said Başkaldırısı ve sonrasında devlet tarafından 1927 yılına kadar gerçekleştirilen harekatların hemen hemen hepsinde ve özellikle 1927 yılının Ekim-Kasım aylarındaki Pêçar Tenkil Harekatının öncelikli hedefi Zazalardı. Kırd/Zaza bölgesinin hedef haline getirilmesinin altında, devlet aklının hangi planlama ile çalıştığını bize gösteren önemli göstergeler var. Bu çalışmamızda söz konusu olan göstergeleri tek tek ele alarak konunun özünde yer anlayış ve bakışın anlaşılmasını sağlayarak konuyu izah etmeyi amaçlamaktayız. Bunu yaparken hem Şeyh Said Kıyamıyla hem de sonrasında yörede devlet eliyle gerçekleştirilen Pêçar Tenkil Harekatının yöre insanı üzerinde oluşturduğu sosyopsikolojik etkileri tek tek açıklama amacındayız.

 
 

Öncelikle hem başkaldırının kendisiyle hem de sonrasında Zaza/Kird bölgesini hedef alan bu sebepler zincirini özetlemeye çalışacağız. Burada öne çıkan sebepler üzerinden hareket ederek bazı sosyolojik olguları da dikkatinize sunmayı hedeflemekteyiz. Daha sonra ise bu katliamların gelecek kuşakların zihinsel ve tutumsal davranışlarında oluşturduğu etkileri ele alacağız.

Yörenin Hedef Alınmasındaki Etkenler:

a)Kırd/zaza yöresinin askeri disipline alışkın olmayan ve kendi başlarına buyruk yaşamayı seven küçük âşirlerin, yaşadığı alan bir olması öncelikli etkendir.  Tarihsel süreçte hep egemenlerle sorun yaşamış toplumsal bir yapılanmaya sahip olan bu alan devlet açısından terbiye edilmesi gereken bir yer idi.  Kird/Zaza toplumunun oluşturduğu toplumsal yapılanmaya bakıldığında, tarihsel süreçte yaşam alanlarına müdahale istemedikleri görülecektir. Bu nedenle toplumsal yaşam anlamında geniş organizasyonlara sahip olmayan bir yapılanma ile yaşadıklarını hem tarihsel verilerden hem de dönemsel tutumlarından görmekteyiz.

Ki başkaldırı sürecinde de dağınık ve emir komuta altında hareket etmeyen grupların bu alanlarda öne çıkması söz konusu yapılanma anlayışının bir sonucu idi. Başkaldırı sonrasına kalan bakiyelerin birbirlerinden bağımsız olarak Pêçar Tenkil Harekâtı öncesinde de yörede kendi başlarına hareket etmeleri de bunun bir yansımasıydı. Bu grupların süreçte yöredeki birçok eylemi ve yöreye yönelik tacizlerinin yöre tarafından kabul edilmemesi de söz konusu toplumsal yapılanmanın göstergesidir. Devlet bu anlayışla yapılanma oluşturan Kırd/Zaza kesiminin ileride sorun oluşturacağı varsayımıyla onları terbiye etme ve cezalandırma amacıyla Şeyh Said Başkaldırısını bilinçli olarak bu yörede patlak vermesi için azami gayret sgöstermiştir. Bu gayretin temel sebebi yörenin askeri disiplin ve askeri teçhizat açısından zayıf olmasıydı.

 

b)Yörede Hamidiye ve Aşiret Alaylarının daha önce oluşturulmamış olması bir başka etken idi. Bu etken nedeniyle yörede hem başkaldırı sürecinde hem de başkaldırı sonrasındaki birliklerinde silah ve teçhizat eksikliğine yol açtığının devlet tarafından bilinmesi. Doğal olarak devletin yöre insanının elinde bulunan yetersiz teçhizat ve küçük silahlarla kolaylıkla baş edebileceğini en ince detaylarına kadar hesapladığını düşünmekteyiz.

Başkaldırı süreci ve sonrasında Türk ordusundan gasp edilen silah ve cephane envanterinin devletin bilgisi dâhilinde olması da yöreye yönelik harekât gerçekleştirilmesinde önemli bir etken olmuştur. Örneğin devletin, 1926 Lis Dağı Çatışması’nda Kürdlerin eline geçen askeri cephanenin erimesi için, Pêçar Tenkil harekâtının yapılmasına kadar geçen bir yıllık sürede tacizler dışında önemli eyleme girişmemesi bu tezi önemli oranda doğrulamaktadır. Devletin bu tutumu Kıyama yol açan süreci ve sonrasını bilerek planladığı tezini ileri sürmemize neden olan önemli bir veriyi oluşturmaktadır.

c)Yörenin disipline alışkın olmaması başına buyruk hareket etmesi ise bir başka etken idi. Kırd/Zaza toplumsal yapılanma biçim ve anlayışından kaynaklanan aralarında organik yapılanmaya dayanan örgütlü ilişkiler geliştirememeleri devletin dikkatinden kaçmamıştır. Devletin bu öngörü üzerinden başına buyruk yaşayan bu yörenin kolay alt edilebileceğini hesapladığını ileri sürmek mümkündür. Kıyam sonrası bakiyelerin bir anlamda birbirlerinden bağımsız ve başına buyruk hareket etmeleri devlet nezdinde onlarla kolay baş edilebileceği varsayımını ön plana çıkartmıştır.

Nitekim 1926 yılında gerçekleşen Lis Dağı Çatışması’nda Ömerê Faro ve Şeyh Fahri birliklerinin dayanışmasında devletin hesapları alt üst edilmişti. Ancak bu birlikte hareket etme ve dayanışma diğer süreçlerde kendisini gösterememiştir. Dolayısıyla devletin yöreye operasyonlar düzenlemesi kolay olmuştur. Eğer başkaldırı ve sonrasında organizasyona ve iş birliğine dayanan yardımlaşma ve birlikte hareket etme mantığı her alanda üretilseydi devlet, yörede bu katliamları yapmayı kolay kolay göze alamayacaktı. 

d)Yörede 1927 yılında gerçekleştirilen Peçar Tenkil Harekâtı öncesinde alana gönderilen ve rapor hazırlayan Mustafa Muğlalı’nın yöredeki kıyam bakiyeleri ve aşirler arasında bu koordinasyon eksikliğini gördüğü ve harekât planlanmasını buna göre ayarlaması da bir başka etkendir. Devlet tarafından 1927 yılında gerçekleştirilen Pêçar Tenkil Harekâtının üç safhaya ayrıştırılarak gerçekleştirilmesi de bunun açık delilidir.  Ki devletin bunu öngörmesi yörede iletişim ve etkileşimi önlemeye matuf olduğu da açıkça görülmektedir. Hatta her safhada hedef alınan kısmi alan kendi derdine düşerken diğer alanların kendilerine yönelik bir harekât olmayacağı kanaatine varmalarına neden olmuştur.

Pêçar Tenkil harekâtının bu tertibat üzerinden gerçekleştirmesi bu varsayımı kuvvetlendirmektedir. Örneğin: Diyarbakır Kuşatmasının sonuçsuz kalması ve durum değerlendirmesi için Kaxkig köyünde yapılan toplantıda alınan alanı terk etme kararı olmasaydı, yörede güçlü bir organizasyonun ve iş birliğinin oluşturulabileceğini öngörmek mümkün. Başta Şeyh Abdurrahim ve Ömere bu alanı terk düşüncesine şiddetle karşı çıkmıştılar. Ki alanı terk etmediler. Bu kararın aksine toplu olarak alanda kalınsaydı ve alan savunması biçiminde bir organizasyon geliştirilseydi belki de devlet yöreye yönelik katliamlarda bu kadar cesurca davranamayacaktı.

e)Pêçar Tenkil Harekâtı sırasında devlet tarafından alınan tertibat dikkate alındığında bir başka etken devreye giriyor. Bu etken, Kurmanç ve Kırd/Zaza bölgeleri arasına perdeleme görevi gören askeri birlikler yerleştirilerek yardımlaşma ve haberleşme imkanının ortadan kaldırılmasıydı. Bu tutum aynı zamanda devlet aklının Kürdleri ikiye ayırmayı hedeflediği ve Kurmanç Aşiretlerine gözdağı vererek bakın size karışmıyoruz imajıyla davrandığını da ifade etmektedir. Bir diğer anlam ise dışarıdan Harekât Alanına eleman, teçhizat ve mühimmat girişini engellemeye de matuf bir tertibat olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla bu durum güçlü organizasyonlara sahip olmayan Kırd/Zazalara operasyon yapılmasını kolaylaştırmış ve diğer Kürtlere de gözdağı verilmesine yol açmıştır. Benzeri bir mantığı, 1938 Dersim   Katliamları’nda da görmek mümkündür. Ki devlet orada özellikle inanç boyutu ile yöreyi diğer kesimlerden soyutlayarak operasyon düzenlemişti. Pêçar Tenkil Harekâtı’nda devlet aklının ırk/dil boyutlu” hatta daha da özel davranarak lehçe boyutlu alan daraltması üzerinden bu farklılığı esas alarak hareket ettiği varsayımını ileri sürme imkânı vardır. Bunun açık göstergesi yapılan harekatın uygulama biçimidir.

f)Yörede kadın ve çocukların yakılarak hedef alınması diğer kesimleri (Kurmançları) en duygusal nokta ile etkisiz kılma girişimi idi. Aynı zamanda bu yörenin Şark Islahat Programı çerçevesinde düşünülen toprak reformuyla hiçbir şekilde ilişkili olmaması da manidardır. Devlet o dönemde Kürtleri asimile etmenin yollarından biri olarak toprak reformunu uygulama isteğindeydi. Şark islahat programı çerçevesindeki toprak reformu ile alakalı olmadığı halde sarp ve dağlık bir olup Şeyh Said kıyamının ana gövdesini oluşturan bu alanın hedef seçilmesi diğer yerlere bir uyarı olması istenmiştir. Özellikle de kadın ve çocukların evlere doldurularak yakılması diğer yörelerin bu türden bir kalkışmada çaresiz kalmalarına sebep olacaktı. Doğal olarak kadın    ve çocuklarının uğrayabileceği katliama yol açacak kalkışmaları kimse kolay kolay göze alamazdı.

g)Yörenin eşraftan temizlenmesinin hedeflenmesi bir başka etken idi. Yörenin ileri gelen ailelerine ait fertlerin ya Kıyam sürecinde idam edilmeleri ya da Kıyam sonrasında sürgüne gönderilmeleri buna matuf bir eylemdi. Başkaldırının gidişatına göre pozisyon belirlemek için bekleyen eşrafın da başarısızlık sonrası sürgüne gönderilmeleri, yörenin başsız kalmasına neden olmuştu. Eşraftan kalanlarda dağlara çekilmek zorunda kalmışlardı. Bu durum devletin aleyhte olumsuz propaganda yapmasına da kolaylık sağlamıştı. Daha sonraları, eşraftan bir kısmının da 1926 yürüyüşüne katılarak “Binxêt’e” geçmeleri yörenin tamamen eşraftan arındırılmış olduğunu gösteriyor. Ki bunlar sonuçta yörenin eşrafsız ve başsız kalmasına yol açmıştı. Eşraftan arındırılmış bir bölgeye devletin operasyon veya harekât düzenlemesi elbette daha kolay olacaktı.

Tarihsel süreçte dönemsel egemenlerle hep sorun yaşayan Zazalar üzerinden uygulanmak istenilen entegrasyona karşı çıkılması halinde nasıl bir sonuçla karşılaşılacağı hem yöreye hem de diğer kesimlere Pêçar Tenkil Harekâtıyla açık biçimde gösterilmek istenmiştir. Devletin toplumu lider ve eşraftan yoksun bırakan bu tutumla neyi amaçladığını anlayabilmek süreç içerisinde güçlendirmeye çalıştığı siyasal veya cemaatsel yapılara nasıl etkinlik kazandırdığına da sosyolojik olarak bakmakta fayda var.

Devlet; nihayetinde ortadan kaldırmak istediği bir grup veya yapının hangi şartlar altında güçlenmesine izin vereceğine elbette kendisi karar verir! Devlet hangi şartlar altında böyle bir yapılanmayı güçlendirir. Veya bu yapıların hangi şartlar altında devletin otorite kurma çabalarını baltalayabileceğine[1] inanarak onları ortadan kaldırma girişiminde bulunur?

Bu sorulara verilebilecek doğru cevabın ne olduğu veya ne olması gerektiğini belirleyebilirsek devletin Şeyh Said olayıyla ve 1927 yılında yöreye gerçekleştirdiği Pêçar Tenkil Harekatındaki anlayışını çözme imkânı bulabiliriz. Örneğin Devletin Kıyam’dan hemen sonra, Kıyam sonrası güçlere karşı, tüm gücü elinde bulundurduğu halde ve aynı zamanda yörede demoralizasyonun en yüksek olduğu noktada herhangi bir operasyon yapmaması manidardır. Daha sonra -1927 yılında- Pêçar Tenkil Harekatıyla yöreye karşı geniş çaplı bir katliama girişmesi zihinlerde cevaplanması gereken bir soru değil midir?

İster bu soruları Cumhuriyet tarihinde dönemsel genel kabulle dayanan iç düşman algısıyla değerlendirin, isterseniz günümüzdeki anlayışlar üzerinden değerlendirin. Sonuçta devletin her hamlesinde amaçladığı durumun olgunlaşmasını beklediği görülür. Devlet bu olgunlaştırma hamlesiyle hem toplumu manipüle etmeye çalışmakta hem de toplum desteğini bu manipülasyon üzerinden almaya çalıştığını görmekteyiz[2]. Örneğin Türk Devletinin kuruluş ve tek parti dönemi ile kısmen de sonrasında içeride İslami yapılanmalara göz açtırmadığını biliyoruz[3]. Lakin 1960 darbesinden sonra Türk İslamcı anlayışı toplumda yerleştirmek amacıyla bu yönde oluşan yapılanmalara da göz yumduğunu biliyoruz.

Demokrat Parti İktidarıyla birlikte yavaş yavaş İslamcılık unsurunu öne alan yapılanmalara dönemsel ruh üzerinden göz yumduğu da hepimizin malumudur. Özellikle Kürd toplumunda öne çıkan dini simaların öncelikle siyasi alana çekilerek denetime alınması bunun bariz örneğidir[4].  Daha sonraları ise toplumu denetimde tutmak amacıyla cemaatsel çalışmalara göz yummaya başlaması da bu çerçeve içerisinde ele alınmalıdır. İsterseniz bunu günümüzün lanatlenen cemaati olan “Gülen Cemaati” için değerlendirin. İsterseniz Muhafazakâr-İslamcı olmakla tanımlanan 1970 ve sonrasında gelişen Siyasi yapılandırmalar için değerlendirin sonuçta devletin onlar üzerinde denetimi hedeflediği görülecektir. Ancak durumun olgunlaşmasını beklediği bariz biçimde görülecektir.

Hatta isterseniz günümüzde Kürt sorunu çerçevesinde ortaya çıkan yapılanmalara göre durumu değerlendirin. Önceleri görmezden gelen bir tutumla davranılırken sonra oluşan olgunlaşma ile onları iç   düşman ve terör kategorisine   konularak topluma sunulduğuna şahitlik etmekteyiz. Dolayışıyla devlet nezdinde farklı bir tutumun tarihte olacağına ihtimal vermiyorum. Kısaca önce filizlenmesine göz yumulan sonra ise rejim için tehlike oluşturduğu ileri sürülerek ortadan kaldırılmaya çalışılan yapıların hepsini bu kategori içerisinde değerlendirmek mümkündür. Ve şimdi isterseniz bu yapılara yönelik devlet içindeki algıları değerlendirin. Her yapının belli bir soruna yönelik oluşturulduğuna ve zamanı gelince de ortadan kaldırıldığına/kaldırılacağına şahit olacaksınız.

İşte o dönemde de devletin başkaldırı bakiyelerini ilk elde etkisizleştirmek istemeyişinin altında bu   mantığın   yattığını düşünüyorum. Eğer hemen başkaldırı sonrası bu katliamlara girişilseydi kıyama hem içeride destek vermeyen kesimlerin tepkisine maruz kalınacaktı hem de dünya kamuoyu önünde açıklayamayacağı bir durumla karşılaşacaktı. Ancak kıyam sonrası güçlere –bence isteyerek- hareket etme alanı açması, ileride uygulamaya sokacağı önlemlere meşruiyet kazandırma arayışının temel sebebi olarak alınabilir. Unutmamak lazım ki Türk Devleti bunları uygularken hiçbir dönemde geniş bir kesimi hedef almamış, her seferinde lokal denilebilecek alanlar seçerek yörenin eylem ve düşünüşü üzerinden soyutlama yaparak istediğini elde etmeye çalıştığını da görmekteyiz.

Tüm bu şart ve uygulamalardan dolayı bir ülkedeki otorite ve egemen düşüncenin belirlediği resmi tarihin haricinde, resmi tarihin arka planını ve karanlık yüzünü oluşturan yerel tarihin bilinmesi toplum için bu açıdan gerekli, zorunlu ve önemlidir. Bizde kısmi olarak ele aldığımız bu çalışmada dikkatleri bu noktaya çekmeyi hedeflemekteyiz.

Egemen düşünce; resmi tarihe dayalı olarak oluşturduğu tarih anlayışıyla kendisini toplum nezdinde zorla olsa da meşrulaştırmaktadır. Halkın acılarını ve ezilmişliğini ortaya çıkaran yerel tarihe ait düşünce ve anlayışlarla ortaya konulanlar üzerinden de onlara yönelik ötekileştirme oluşturarak kendisine haklılık payı kazandırmayı istemektedir. Ancak buna karşın yerel tarihin doğru biçimde anlatılması ve ortaya konulması da halkın kendisini ifade etmesi açısından önemlidir. Aynı zamanda evrensel anlayışa dayalı insani bir haktır. Bu haklılık ise toplumda daha önce yaşanan travmatik acıların paylaşılmasına neden olacak ve toplumsal bilinçaltının bir nebze de olsa boşalmasına katkı sunacaktır.

Yerel tarih; toplumun içinde bulunduğu dönemsel an açısından oluşabilecek nefret suçlarının minimize edilmesinde rol oynar. Doğru ifade edilmesi aynı zamana bu suçların onların ortadan kaldırılması için de kritik bir öneme sahiptir. Toplumun bir kesimine ait olan bu yerel tarih, devletin onlara yaşattıklarını ortaya koyarken, dönemsel devlet temsilcilerinin halka yaklaşım ve bakış tarzları adına önemli bir veri kaynağı olarak da görev görmektedir. Ki travmatik acılara maruz kalanların yeni nesillere yönelmeleri gereken doğru hedefi göstererek yaşanılanlarda etkisi olmayan kesimlerin de ayrıştırılmasına katkı sunma imkânı sağlamaktadır.

Bir toplumun, tarihin herhangi bir evresinde yaşamış olduğu bir trajediyi unutması elbette kolay değildir. Ancak sonraki kuşaklar, onlardan önce yaşanmışların etkilerini minimize etmek bilmeleri gerekli olan bir durumdur. Bunun üzerinden kendilerine göre çıkış noktaları üreterek bir nebze de olsa rahatlamaya ve normalleşmeye çalışırlar. Tabii ki bu durum insani olarak karşılandığı sürece iyidir.  Aksi takdirde sonu gelmez nefret suçlarının yaşanmasına katkı sunmaktan başka bir sonuç doğuramaz.

Yazının yarın yayınlanacak ikinci bölümünde yukarıda ifade edilen yerel ve resmi tarih anlayışlarının yaşanmışlıklar üzerinden toplumda oluşturduğu etkileri ele almaya çalışacağız.


[1] Janet Klein, Hamidiye alayları, İmparatorluğun Sınır Boyları ve Kürt Aşiretleri, İletişim Yayınları, İstanbul 2013, s.

[2] Şeyh Said Başkaldırısının Anadolunun önemli bir kesiminde dinsiz ve inançsız bir kesimin ayaklanması olarak topluma lanse edilerek destek alınması bunun açık göstergesidir. Tanık askerlerin hatıralarında bu açıkça görülmektedir.

[3] “Bir devlet aslında bastırmak istediği bir grubu güçlendirirse ne olur? Sorusuna verilecek cevaba bakıldığında mantığın ana çerçevesini çizdiği görülecektir.” İrtica tanımlamasını bu çerçevede dikkate alın ya da Ankara Valisi  Nevzat  Tandoğan’ın  “Komünizm  gerekiyorsa  biz  getiririz”  ifadesi bunu açıklamak için yeterli bir veridir.”

[4] 1950 ile 1960 arasındaki seçimlerde yörenin Şeyh ve Alimlerine Meclis yolunun açılmasını dikkate alınız.

.

Facebook Yorumları

Kod8
6.6.2018
Türkiye Seçimlerinin Kilidi Kürdler
29.5.2018
Neden Demirtaş ama HDP değil?
21.2.2018
Şeyh Said Kıyamında ve sonrasında neden Kırdlar/Zazalar hedef alındı - 1
13.10.2017
ALANSAL EGEMENLİK VE FELAKET SENARYOLARININ YAZARLARI
24.9.2017
Hewler Mitingi ve Arka Plan Mesajları
28.3.2017
Referandum mu? Yoksa korku ütopyası mı?
21.8.2015
Militarist Devletler ve Kürdistan’ın Doğum Sancısı
7.8.2015
Kürdlerde Sosyal Genetiğin Psikolojik Bağlılığa Dönüşmesi
18.6.2015
Ortadoğu’da Reddi Miras Geleneği ve Talan Ekonomisi
8.6.2015
7 Haziran’ı Doğru Okumak
21.5.2015
Kürdlerin Egemenlik Anlayışı
16.5.2015
Allah, Yasin Aktay’ın dediğinin aksini söylemektedir
8.5.2015
Siyasetin Doğası ve Rasyonel Davranış
22.4.2015
Kürdistan Mefküresi ve Siyasi Aktörler (İslamcı Cenah) -2
13.4.2015
Kürdistan Mefkûresi ve Siyasi Aktörler -1-
02.04.2015
YOKOLUŞU ENGELLEMEK
14.03.2015
İTTİHATÇILIĞA TESLİM EDİLEN KÜRD YAPILARI
04.03.2015
KÜRDLER NASIL ERİTİLDİ
25.02.2015
Siyaset ve düşüncede etik
19.02.2015
Temsiliyet sorunu ve Ortadoğu
04.02.2015
KÜRDLERİ SAĞDAN ERİTMEK -II-
28.01.2015
Gedik onarılmamalı bilakis büyütülmeli
23.01.2015
KÜRDLERİ SESSİZCE SAĞDAN ERİTMEK
16.01.2015
Hikmet Arayışında Fıtrat ve İrade Etkileşimi
11.01.2015
Hakikat Tek Olan Değildir, Tek Olan İblisçiliktir
05.01.2015
Kimliksel Varoluş ve Devletleşme Zorunluluğu
26.12.2014
Bariyere Dönüşen Öz
04.12.2014
Sosyal Genetik ve Kürd Siyaseti
03.12.2014
Duisburg Paneli Azadi Hareketinin Çözüm Önerileri
11.11.2014
KÜRDİSTAN HAKİKATİNİ İNŞA ETME HAREKETİ / AZADİ
02.11.2014
Türkiye Kürdistanından Peşmerge geçti
27.10.2014
Kürdler İçin Birlik Değil Birliktelik Anlamlıdır
22.10.2014
Akil adamlar tiyatrosu yeniden sahne aldı
13.10.2014
Kürdler saha egemenliğine oynamamalı
08.10.2014
KÜRDLERİN AYAK BAĞI/ PKK ve HİZBULLAH GERGİNLİĞİ
28.09.2014
Eylem düşünceyi şekillendirir.
13.09.2014
HEREKETA AZADÎNİN ROTASI
02.09.2014
Ulus Devlet Mantığı ve Kürdistan Sorunu
29.08.2014
Azadi Kongresi /İnisiyatiften Harekete
24.08.2014
Kürd Ulusal Mücadelesinde ŞUŞAR TOPLANTISI
13.08.2014
Kürd Müslümanların Yüzyıllık Serüveni
02.08.2014
İnsanlığın Turnusol Kağıdı: FİLİSTİN - II
24.07.2014
Hakkâri’de/CölemergNe oldu Ki…
19.07.2014
İnsanlığın Turnusol Kâğıdı: FİLİSTİN
07.07.2014
Hatip Dicle Ne Dedi ki…
02.07.2014
Hamidiye Alayları/ Devlet Aklının Zorunlu Yapıları
25.06.2014
Ümmetçi/İslamcı Kürdlerin Zihinsel Bakışı
13.06.2014
Kürdler“Öğrenilmiş Çaresizliğe” Mahkum Değildir
04.06.2014
Birlikteliğe evet, ama nasıl olacak
27.05.2014
Evrensel değer mi, ideolojik körlük mü?
23.05.2014
TARİHİ NASIL OKUYALIM / RESMİ ve YEREL TARİH
15.05.2014
Demokratik İslam Kongresi Kürd Hareketindeki Değişimi Nasıl Etkileyecek
08.05.2014
HDP Türklerle Kardeşlik Ya Kürdlerle…
04.05.2014
HAMİDİYE ALAYLARI VE ŞEYX SÊİD HAREKETİ - II -
27.04.2014
Hamidiye Alayları Ve Şeyx Seid Hareketi – I -
24.04.2014
KÜRD SİYASAL AKLI ve AZADİ
21.04.2014
Kürd Siyasal Aklı Ne Yapmamalı
18.04.2014
HALKA AİT HOŞGÖRÜNÜN GÖSTERGESİ BAŞUR
15.04.2014
SİYASAL ŞUURALTININ BAŞUR’DA DEĞİŞİMİ
10.04.2014
BAŞUR GÖZLEMLERİNDEN HALEPÇE ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
30.03.2014
İSLAMCILARIN İKTİDARLA İMTİHANI
25.03.2014
BİNGÖL SEÇİM İZLENİMLERİM
22.03.2014
EYLEMLERDE AHLAK / DEĞER İLİŞKİSİ
14.03.2014
TORNACI EĞİTİM ve ZİHİNSEL İĞFAL
07.03.2014
Âdemin İnsanı Varoluşa Ulaşması - II
05.03.2014
Ontolojik Ademin epistemolojik beşeriliğe ulaşması
02.03.2014
LİS DAĞI ÇATIŞMASI
23.02.2014
KÜRDLERİN TARİHSEL AÇMAZI
17.02.2014
YETMEZ Mİ ARTIK!...
15.02.2014
HEGEDERİ KATLİAMI 1927’nin KANAYAN YARASI
06.02.2014
ÇATIŞMA KÜRDLER İÇİN KADER DEĞİLDİR…
23.01.2014
Hani çözecektiniz!
11.01.2014
KÜRDİSTAN SİYASETÇİLERİ ve GENÇLİĞİ NASIL BAKMALI
26.12.2013
BUGÜN GÜNLERDEN ROBOSKÊDİR
14.12.2013
Kürdistan’ın her karış toprağı ayrı bir Roboskê’dir
1.12.2013
ULUSAL BİRLİK veya DAR KALIPLI DÜŞÜNSEL YAPI
15.11.2013
Toplum ürettiği değerlerle var olur
27.10.2013
Sorunun özü/ hayatın anlamı
08.10.2013
Eşitlik, O Ne ki! Kardeşlik Neyinize Yetmiyor?
20.09.2013
Anadilin zorunluluğu ve zihinsel şekillenme
04.09.2013
İnsan neden sorumluluk taşımak zorunda
26.08.2013
KÜRD SORUNUNDA ÇIKARILAMAYAN MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİ
14.08.2013
Duyusal algı insani olanı zedeler
05.08.2013
Ulusal kongre sürecinde axina pışt
29.07.2013
RESMİ TARİHE KARŞI YEREL TARİH
20.07.2013
Psikososyal bir vakıa olarak Zazacılık:Bingöl Çewlik
13.07.2013
Psikososyal bir vakıa olarak Zazacılık
08.07.2013
SAYER YOKLAMASI YAPMA UMUDU HEP VAR OLSUN
24.06.2013
Kürtlerde bilinç kırılması
18.06.2013
Kürt kurumsal yapılarının birbirini görmeleri
08.06.2013
Kutuplaşmış gibi görünmek!
27.05.2013
DİL / LEHÇE İLİŞKİSİ
09.01.2013
Bilinmeyen Roboskê Guêw... Tahlil
04.01.2013
Bilinmeyen Roboské Guéw - ll
29.12.2012
BİLİNMEYEN ROBOSKÊ GUÊW…
06.05.2013
Kürtlerin varoluş dinamiği
30.04.2013
Kürtlerin aşiret yapısının dayanağı
26.04.2013
Kürt sorununu fiili durumla çözme isteği
18.04.2013
ZAZALARDA TOPLUM BİÇİMLENMESİ
13.04.2013
O HALDE, KÜRTLER NE YAPMALI…
11.04.2013
AKİLLERE AKIL
03.04.2013
BARIŞ SÜRECİ VE TARAFLAR…
31.03.2013
Barış sürecinde Kürtler nereye gidiyor…
26.03.2013
İnsaf Çağrısına İnsafsızlık Yapmak
22.03.2013
Bireysel Düşünebilme ve Bilgi...
16.03.2013
YOL AYRIMI…
12.03.2013
EVET, ÇÖZELİM AMA…
11.03.2013
Ötekini Anlamak...
09.03.2013
Yanlıştan Doğruya Varılmaz
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8