Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi


1.2.2018 - Bu Yazı 643 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Başlığı biraz tuhaf buldunuz değil mi? Ortadoğu’yu sıkı takip edenler için bir tuhaflık yok aslında. Onlar bu üç ismi de diktatörlük ve iktidarları uğruna halklarına zulmeden liderler olarak tanımaktadırlar. İlk ikisinin hatırda kalan son görüntülerinin benzerliği de cabası. Ama ben burada Ortadoğu’da yaşananların pek bilinmeyen arka planından ve Soçi’deki toplantıdan söz edeceğim.

SADDAM’A MUHALEFET Mİ, ABD’YE SADAKAT Mİ?

2002 yılının son mevsiminde Saddam saraylarındaki en mahrem yerlerini bile dünyaya daha doğrusu kendisine kimyasal suçlamalar yapan ve ABD’yi temsil eden heyete açmıştı. Her ne kadar suç delili bulunmasa da Baradey başkanlığındaki bu heyetin her anlama gelen raporuna istinaden ABD bir harekât yapmak niyetindeydi. BM’yi ikna edecek birçok -sahte- delil üretilmiş ama harekâtın meşruiyetini sağlayacak muhaliflerin de organize edilmesi gerekiyordu.

İşte hikâye burada başlıyor.

ABD’nin harekâtına karşı olmam ve Irak meselesi ile ilgilenmem hasebiyle bir davet aldım. İcabet etmemek olmaz. Dönemin en sıcak mevzusu ve belki de müspet birkaç laf etme şansımız olur diye kabul ettim. Gözden ırak, ülkemizin şirin bir kasabasındaki otele gittiğimde kimler yok ki? Irak’ı temsil ettiğini iddia eden bir cümle ecnâstan, Sünnîsi, Şiîsi, Keldânîsi, Asurîsi, Türkmeni, Kürdü, hemen herkes orada. Tabii ev sahibi ülkenin temsilcilerinin yanı sıra herkesten çok hevesli ABD temsilcileri.

Toplantı başladı. Herkes eteğindeki taşları döküyor. Saddam’ın zulmü anlatılarak bir an önce kurtulmanın naraları atılıyor. ABD’liler söze karışmıyor ama sıkı takip ederek notlar alıyorlar. Yapılan konuşmaların hiçbirinde Saddam sonrası için bir çözüm önerisi yok. Üstelik burada toplananların nerede ise tamamı son 15-20 yılını dışarıda geçirmiş, benim kadar Bağdat’ı, Basra’yı, Necef ve Kerbela’yi bilmiyorlar.

Eski Irak Londra Büyükelçisi ve bir Türkmen olan Nejdet Safvetbaşkanlığındaki oturumda konuşma sıram geldiğinde katılımcıların kürsüden nasıl göründüklerini anlatarak söze başladım. Bu duygusal görüntünün Irak sorununa çözüm getiremeyeceğini, daha akılcı ve içeriden çözümler üretilmesi gerektiğini söylediğimde başta ABD’liler olmak üzere salondaki hemen herkes memnuniyetsizliğini gösterdi. Hele son sıralarda oturan bazılarının bana attıkları istihzâî gülüşlerini unutamıyorum. Özetle daha önce Saddam aleyhinde yazmış biri olarak kendilerine, “Saddam’ı devirebilirsiniz ama elinizde bir reçete olmadığı için yeni, üstelik ABD destekli diktatörlere mahkûm olursunuz” dedim. ABD’yi lafın arasında geçirmem tekrar rahatsızlık yaratınca, oturum başkanı havayı yumuşatmak adına bir fıkra anlatmaya başladı:

“Irak Yezidilerine neden şeytana taptıkları sorulduğunda şöyle cevap verirlermiş: Biz Yüce Allah’ın varlığına inanıyoruz, üstelik engin merhametine de güveniyoruz. Ayrıca şeytanın gücünü ve merhametsiz olduğunu da biliyoruz. Bizim şeytana tapınmamız sevgimizden değil, gaddarlığından korkmamızdandır”.

 Bu sözler akabinde, “merak etme bizim ABD sevdamız da bundandır” cümlesi eklenince salondaki hava yumuşamadı, bilakis ABD temsilcileri salonu terk etti.

Bundan sonrasını biliyor ve Irak’ta şimdi yaşananları da görüyorsunuz.

KADDAFİ’NİN MUHALİFLERİ KİMLERDİ?

Arap Baharı diye nitelenen toplumsal hareketlenme ortaya çıktığında herkesin gözü Tunus üzerinde iken ben yıllarca ilgilendiğim ve Türk-Libya Dostluk Cemiyeti adına iki ülke arasında iyi ilişkiler kurulması için çalıştığım Libya’yı takip ediyordum. Sürekli yerli kaynaklar ile temas kurarak, Arap Baharı’nın yansımalarını anlamaya çalışıyordum. 2011’de, Libya’da Kaddafi’nin hâlâ sokakları kontrol ettiği bir tarihte İstanbul’da bir toplantı yapılacağını öğrendim. Bu sefer doğrudan davet almadım ama dolaylı bir daveti değerlendirerek büyük bir otelimizdeki toplantıya gittim.

Karşımda neredeyse 2002 yılındaki manzara vardı. Çeyrek asırdır veya daha fazla Libya’dan uzak kalan diasporadaki bütün muhalifler toplanmış Libya’ya don biçiyorlardı. Libya, Irak gibi heterojen bir yapıya sahip değildir. Birbirine benzeyen ama çeşitli sebeplerle Kaddafi’ye muhalif olmuş ya da gerçekten zulmüne maruz kalmış insanlardan oluşuyordu kalabalık. Hatta bazıları çoluk-çocuk ailece muhalefet toplantısına gelmişlerdi. Birçoğu ile konuşarak dertlerini anlamaya çalıştım. Tek söylemleri “Kaddafi zalim, iktidardan düşmelidir” idi. Toplantıda Türkiye’den de isimler vardı ama gözlerim başkalarını aradı.

Gördüklerim ve duyduklarım ile Libya’yı tanımayan Kaddafi muhaliflerini Türkiye’de toplayanların da ABD olduğunu anlayıp, başka bir toplantıyı bahane ederek oradan ayrıldım. Ertesi gün ben toplantıda iken haklılığımı teyit eden bilgiler de ulaştı.

Bundan sonrasını da biliyorsunuz.

CENEVRE, ASTANA, SOÇİ

Suriye’de barışçı ve hatta masumane olaylar başladığında zalimane tepki veren Esed rejimine Rusya hariç neredeyse bütün dünya tavır almıştı. Ancak mesele bu sefer çok farklıydı. Sadece muhalefetten alınacak meşruiyet ile sorun çözülemeyecekti. Burada ABD’nin kararsız tutumu ve sayamayacağımız onlarca hata zincirinden sonra bugüne gelindi. Bu süreçte Suriye’de akan kan durdurulamadı ama muhalifler ve rejim taraftarları uluslararası sistemin kabul ettiği, ABD’nin bel bağladığı Cenevre toplantılarını başlattı. Sekiz toplantıdan sonuç alınamadı. Bu yüzden baştan beri farklı kulvarlarda devrede olan Rusya, Türkiye ve İran ile birlikte Astana sürecini başlattılar. Son olarak da Rus inisiyatifi sayılan Soçi gündeme geldi.

Cenevre’ye tarafları yakınlaştırmak ve siyasi çözüm bulmak için gidilmişti. Ama ne katılımcılar ve ne de destekleyenler bu toplantılara gereken önemi veremedi ve çözüm üretilemedi. Sahada kan akmaya devam etti.

Astana süreci ise daha insancıl bir gerekçeye oturtuldu. En azından çatışmazlık bölgeleri yaratılarak daha az kanın akması hedeflendi. Soçi’de ise daha geniş katılım ile müşterek bir çözüm aranacaktı.  Türkiye’nin veto ettiği PYD temsilcileri hariç herkes toplantı için sıraya girdi. Guruplar, partiler, farklı din ve mezhep temsilcileri, bireysel söz sahibi olanlar; Türkiye, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin destekledikleri uçaklar dolusu muhalif Soçi’ye gitti. Böyle bir toplantıdan sonuç almak zor değil, imkânsızdı. Bu gerçek daha Soçi Havaalanında Suriye bayraklarına ve flamalarına gösterilen tepkiler ile ortaya çıktı. Bazı muhalifler toplantıya katılmadan havaalanından geri döndüler.

Buna rağmen yukarıda anlatılan iki hikâyenin aksine ilk defa tarafların ABD olmadan doğrudan bir araya gelmeleri bile gelecek için umut verdi. 

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8