Irkçı söylemler nefreti doğuruyor

  • 17.09.2014 00:00

 Siyasetin çok hızlı değiştiği ülkemizde, değişen ve gelişen duruma uygun siyaset yapılamadığı gibi, siyasetçilerin ırkçı ve kışkırtıcı söylemleri, toplumda nefret tohumlarını yeşertiyor.

Gerek yeni kurulan hükümet, gerekse Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurulan sert ve uzlaşmaz muhalefet dili; toplumu daha çok geriyor, barış ortamından uzaklaşılmasına neden oluyor.

Bu konuda çoğunluk oylarıyla iktidar olan AK Parti de, halk oyuyla seçilen Cumhurbaşkanı da gerekli özeni ve halk iradesine gerekli saygıyı göstermek zorundadır.

Yüzde  52 oyun karşısında bir ona yakın da muhalefet oyu olduğunu göz ardı etmeden, tüm vatandaşların cumhurbaşkanı olduğunu hissettirecek söylem ve uygulamalar içerisinde olması beklenen Sayın Erdoğan’ın kendisini hala AK Parti Genel Başkanı gibi görmesi ve ona göre davranması büyük sıkıntı yaratmaktadır.

Öte yandan, meşruiyeti tartışılmayacak bir seçim sonrasında bu göreve gelen Erdoğan’ı ve Davutoğlu hükümetini de muhalefetin artık içine sindirmesi ve gereksiz polemiklerden uzak durması gerekir.

Aksi halde, kaos ve terör ortamından beslenen uyuşturucu tacirleri, silah tekelleri ve siyaset bezirganları durumdan vazife çıkararak, ülkemizi yeniden sonu belirsiz karanlıklara sürüklemek isteyeceklerdir.

 Sorgulama ve analiz kültüründen yoksun bireyler olarak ne yazık, siyasi liderlerin söylemlerinden çok fazla etkilenen bir toplumuz.

Bu durumu bilen siyaset baronları da toplumu ırkçı, ayrımcı, ayrıştırıcı söylemlerle kutuplaştırarak bir nefret ortamı yaratmakta, hasret kaldığımız barış ikliminin yerleşmesine engel olmaktadırlar.

Sevgiyi yeşertmek, barışı kalıcı kılmak zordur ama ırkçı söylemlerle nefreti yaymak ve toplumu huzursuz etmek çok kolaydır.

Geçmiş tarihimiz bu tür acı olaylarla doludur.

Kahramanmaraş, Çorum, Sivas katliamları, kanlı1 Mayıs olayları ve benzer toplu cinayetler hep bu tür ırkçı söylemlerin oluşturduğu nefret ortamında gerçekleşmiştir.

12 Eylül ve benzeri darbeler ve darbe teşebbüslerini yapanlarda hep bu iklimde yetişmiş, uluslar arası senaryoları uygulayabilmek için bu yöntemleri kullanmışlardır.

Cumhuriyet tarihi boyunca toplumu korkularla yöneten ve her koşulda bireylerin bilinçaltında bu korkuların devamından yarar uman egemen güçler, bu gün de aynı korkularla toplumu kolayca yönetmek ve yönlendirmek, amaçları doğrultusunda dizayn etmek istiyorlar.

Bu gün içinde bulunduğumuz koşullarda; bu tür ırkçı ve nefret içeren söylemlerden etkilenen kitleler, ne yazık ki, yaklaşık iki yıldır süren; silahların susmasından, terör olaylarının olmamasından kaynaklanan kısmi barış ortamının sevincini bile yaşayamadılar.

Daha da kötüsü, kimi fanatik kesimlerin neredeyse, barış gelecek diye uykuları kaçmaya, rahatsız olmaya başladılar.

Bunların bir kısmı, farkında olmadan, bu ırkçı söylemlerden etkilendiği gibi, kimileri de salt AK Parti karşıtlığı nedeniyle “Çözüm süreci başarıya ulaşırsa, bu durumdan AK Parti prim yapar, kazançlı çıkar.” Gibi saçma ve anlamsız bir gerekçenin ardına sığınıyorlar.

Kaos ve terör ortamı, hiçbir zaman sivil halkın yararına olmamıştır.

Bu durumdan finans çevreleri, emperyal güçler ve onların işbirlikçileri yarar sağlamış, kan ve gözyaşı üzerinden yaptıkları politikayla çıkarlarını korumuş, servetlerine servet katmışlardır.

Uzun yıllardır terör belası nedeniyle çok acılar çekmiş, ekonomisi çok büyük kayıplar vermiş ülkemizde, barış adına kim ne yaparsa desteklenmeli, barış karşıtı söylem ve eylemlerde bulunan herkes ve her kesim lanetlenmelidir.

Barışın rengi, dili, dini, ırkı yoktur.

Barışın dili kardeşliktir, dostluktur, sevgidir.

Türkiye, çevresinde oluşan ateş çemberine rağmen çözüm sürecini sonlandırmak, ırkçı söylemler yerine barış ve kardeşlik dilini yerleştirmek, eşit yurttaşlar olarak anayasal vatandaşlık esasına dayalı olarak, barış içinde, bir arada yaşamayı becermek zorundadır.

Bunu yapabilmek için de çok fazla şeye ihtiyacımız yok.

Dünya ülkeleri, özgürlük alanlarını sürekli genişleterek “ihtimam toplumu” na doğru giderken, soğuk savaş dönemlerinden kalma korku senaryolarından arınmak, farklılıklarımızı değil, birleşen yanlarımızı öne çıkararak, önce bireyler olarak kendimizden başlayarak bir özeleştiri ve yüzleşme sürecinden geçmek zorundayız.

Yoksa, kendimizi başkalarından üstün ve ayrıcalıklı gören statükocu anlayış, kibirli, elitist yaklaşımdan vazgeçmeden barış ve demokrasiyi tesis etmemiz mümkün değildir.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.