• 18.04.2018 00:00

 MHP lideri Bahçeli parmağını el bombasının pimine taktı ve kamuoyuna artık pimi çekip, patlatma zamanı dedi. Bu açıklamayı modernist, dualist yaklaşımla kavramak çok kolay görülmüyor.

Başka bir ifade ile karşımıza gelen durum bir "orta oyunu", kavuklu ile pişekar paslaşması değil. Siyasetin dehlizlerinden, şapkadan tavşan çıkarma ise hiç değil. Aslında bu "Erdoğan'ın düşüncesi, ama Bahçeli'ye söyletiyor" gibi konunun özgül ağırlığını görmezden gelen yaklaşımlar eksik kalıyor.

Bu durumu devlet içerisinde var olan güçler arasındaki çatışmada yeni bir sürece sıçradığımızın bir işareti olarak not ederek başlayabiliriz. Bütünsel bir ortak hegemonya sağlayarak, toplumu peşinden sürüklemeye muktedir bir ana akım 16 Nisan'dan bu yana oluşmamıştır.

Bu devlet krizinin en temel göstergesi OHAL'in yeniden uzatılması ve normalleşmeye daha baskıcı da olsa, sınırları yasal olarak tanımlanmış bir iklime geçilememesidir. Hukuksuz yaşam Türkiye'yi uluslararası alanda pusulasız ve kaptansız bir gemiye dönüştürmüş, küresel ekonomiye entegre sistemin başlangıçta sadece vidaları yerinden oynarken, artık gelen ve gelmekte olan dalgalar kolonları tehdit etmeye başlamıştır. Gemi çoktan su alıyor ve fareler peş peşe Ülker, Şahenk gibi bilinen büyükler başta olmak üzere bilinmeyen çok sayıda sermayedar çoktan paralarını kaçırdılar.

Sistemin orta direği inşaat sektörü görünen o ki, Suriye'de ihale alma aşamasına kadar dayanacak güçte değil. İlk rüzgarda zatürre olacak kadar kırılgan ve güçsüzler.

Türkiye'nin ekonomik durumu dile getirilenlerden çok daha zor. Az sayıda aklı başında insan bunu anlatmaya çalışsa da henüz bu sesler yankı bulmuyor. "Acı reçete, acı ilaç, kemerleri sıkma, yokluk, karaborsa, kaçak sigara, kaçak döviz, sana yağ, tüp kuyruğu" bizim kuşağın belleğinde kriz göstergeleridir. Bağımsız sosyal bilimciler aylardır bunları aşan bir realiteye gidildiğini anlatmaya çalışıyorlar.

Geldiğimiz nokta açık. İçeriden yabancı sermaye çekiliyor, Katar görünümlü sermayede de deniz bitiyor. Sıcak para dalgaları üzerinde yaptığı sörf ile devr-i saadet yaşayan sistem hızla gerçekliğin duvarına doğru koşuyor. Şimdiye kadar memur kooperatiflerinde olduğu gibi "çalıyor ama evlerimizi yapıyor, baskıcı, despot ama para geliyor " diye büyük bir toplumsal destek sağlayan sistem aktörleri gelen büyük dalganın önünde ortak bir irade koyacak durumda değiller.

Erken veya normal seçim sonucu ne olursa olsun şimdiye kadar yaşadıklarımızdan çok daha ağır iktisadi kriz herkesin dilinde. Yapılacak bir seçimde kazanan kim olur, bir şey söylemek için erken ama kim kazanırsa kazansın uygulayacağı politika belli görünüyor. Türkiye yeniden küresel finans jandarmalarının gözetimine hazırlanmaya çalışılıyor. İşte Bahçeli'nin çıkışı toplumu da buna hazırlama, politikanın ekonominin önüne geçirilerek, ekonomide alınacak sert viraj öncesi çözüm arayışıdır.

Bu tutar mı? Elbette tutar. Bunu bozacak olan Türkiye'ye belki de dönemin İngiltere Başbakanı Churchill'in başbakan olduktan sonra yaptığı ilk konuşmada halkına, “sadece kan, acı, ter ve gözyaşı” vaat ettiği konuşma benzeri bir realite yeni bir ekonomik politik program ile önderlik edebilecek siyasi iradenin açığa çıkmasıdır.

Bürokratik oligarşi ve AKP/MHP koalisyonu çözülme sürecine girmiştir. Artık pimi çekilen bomba kimin kucağında kalırsa kalsın patlayacaktır. Bu emeğiyle geçinen geniş kitleler için işsizlik, işsizler için daha büyük yoksulluk, orta sınıflar için lale devrinin sonu, daha az seyahat, daha az tüketme, daha az otomobil, daha az tatil, büyük sermayenin bir bölümü içinde yolun anlamına gelecektir. Hazır olmak ve üzerine düşünmekte yarar yok mudur?