• 12.11.2012 00:00
  • (5288)

 Galiba Sayın başbakan bizi zihnen sağa sola savurmaktan büyük keyif alıyordur. Önce "Kürt sorunu yoktur, anadille eğitim hak değildir" dedi, sonra "kan duracaksa gerekirse Öcalan'la görüşürüz" dedi. Bilmeyenler için bir karamsar bir hava estirir gibi oldu, sonra kanın durması için ne kadar yürekli olduğunu ortaya koydu.

Doğrusu "hükümet güvenlikçi konsepte inanmış" havasını yaymaya çalışanların sözlerine pek çok çevrenin itibar ettiği bir zamanda (şahsen hiçbir zaman bu iktidarın 'güvenlikçi'laiğe teslim olduğuna inanmadım) sayın başbakanın bu ifadesi son derece sevindirici. Neticede 30 yıllık denenmiş ve yararı görülmemiş bir uygulamanın bu halka yeniden reva görülmesi adamı kahreder. Yakın zamanlarda yazdığım bir yazıda "fındık kadar aklı olan 10095 gün uyguladığı yöntemin yararını görmüyorsa bu yöntemi sürdürmez" demiştim. Allah var, Ak Parti hükümeti bu gereksiz tekrarı sürdürmemek için çok çabaladı. Ancak derin güçler her seferinde sabote etmenin bin bir yolunu bulmuştu.

Hükümet-devlet uyumuyla “kardeşlik/milli birlik ve beraberlik açılımı” olarak sunulan ve epeyce de mesafe kat eden sürecin bu kez kesintiye uğramaması için herkesin azami gayret göstersi gerek. Büyük ülke iddiasında bulunanlar küçük(lerin) basit manipülasyonlarını -not eden- ancak görmezden gelen ülkelerdir.

Ne mi söylemek istiyorum? 4. yıldır başlatılan kardeşlik projesi halkın kahhar ekseriyetinde “kardeşlik yeniden tesis edilecek, yaralar sarılacak ve artık ülkeme huzuru gelecek” umudunu yeşertmişti. Fakat gelin görün ki bu süreç, PKK’lilerin Habur üzerinden ülkeye gelirken manipüle edilen sevinçler yüzünden kesilmişti.

Ama biz Türkiye gibi bir ülkeden, asırlara sığdırdığı devlet geleneğine sahip bir ülkeden söz ediyor isek, söz konusu edilen olumsuzlukların hükümetin kararlılığını bozmamalı.

Şimdi de açlık grevleri ülkeyi oldukça germiş bulunuyor. Bunun üzerinden sert demeçler veriliyor ve sanki çıkmaz yola girmişiz gibi bir hava ettiriliyor. Hayır, bunu da aşmanın yolu vardır elbet. Yeter ki niyet bağcıyı dövmek olmasın.

Açlık grevi yapmış, sağ böbreğinde hasar almış biriyim. Bu eylemin ne kadar hassas olduğunu biliyorum ve biliyorum ki hiç bir eylem bütün istediklerinizi elde etmenize imkân tanımaz. Hükümet anadilde savunma ve Öcalan'ın görüşme şartlarını kabul edilebilir olduğunu dile getirdi. Bu sebeple eylemcilerin artık eylemlerini sonlandırmaları gerekiyor. Can kaybı yaraları daha da derinleştireceği için sakınılması gereken bir sondur. Telafisi mümkün olan gecikmeleri telafisi imkânsız sonlara feda etmek gerek. Çünkü giden canın geri dönmesi mümkün olmazken, taleplerin sadece gecikmesi söz konusudur. Sayın başbakan da, BDP yetkilileri de retorik fırtınasından kurtulup daha yapıcı bir dille süreci kazasız/ölümsüz atlatmaya fırsat vermelidirler. Seversiniz, sevmezsiniz açlıkla ölmek acıdır. Bunu göze alan biri olarak söylüyorum, ama kabul ediyorum ki bu tür eylemler her istediğinizi alabileceğiniz eylemler değildir. Yarın başkaları da tam ters taleplerle açlık grevi yaparsa işin nerelere varacağını iyi hesaplamak lazım. Her şeyi tadında bırakmak evladır. Zira bu ülkede hiç bir talebin asla yerine getirilmemesini isteyen ezici çoğunluk da yaşıyor. Bunun yerine bugün Diyarbekir’de yaşanan kaşık-tencere eylemi daha masum, daha sivil ve daha etkileyici olur. Ölüm olmasın…

Burada şu hususu belirtmezsem içime dert olur;

Biz 2010'da "kimse ölmesin" diye açlık grevi yaparken Türkiye'nin aydın, yazar ve çizerleri bizi pas ve es geçmişlerdi. Şahsi meseleye dönüşmemesinden dolayı konuyu uzatmayacağım ama bu bağlamda 'aydın' kesimin tarafgirliğine not düşmek de hakkımızdır.

Tekrar ediyorum,

Bir süreç başlamıştır, ölümler bu sürece ciddi zarar verecek ve kimse kazanmadan kaybetmiş olacak. Allah korusun sürecin sekteye uğramasının kimlere yarayacağını bilmeyenimiz yok.

Barış ve esenliğe dair teşebbüslerden hemen sonra süreç kundaklanıyorsa, bunun "bilinen birileri” eliyle süreci sabote etmek amacıyla planlandığını biliyoruz. Rahmetli Özal döneminden beri kardeşlik ve adalet amacıyla atılan adımlar ERGENEKONvari yapıların gerçekleştirdikleri insaf ve insanlık dışı eylemlerle yetkililere mesajlar yollanır ve bu korkak siyasetçiler de kararlarından çark ederlerdi.

Maalesef yıllarca Kürt Sorunu ne zaman çözüm sürecine girmişse görünmez bir el her şeyi yerle bir etmişti. Aslında sadece Kürt sorununda değil; AB sürecinde, Kıbrıs, özgürlükler ve başörtüsü ile ilgili bir adım atıldığında aynı merkez "düğmeye basıyor" ve süreç kesintiye uğruyordu.

İnanıyor ve diliyorum ki sorumluluk makamında bulunan herkes sürecin ülkeye getireceği ebedi yararları geçici töhmetler hatırına terk etmez.

Reaksiyoner, edilgen ve özne olmaktan ürken politikalara değil; asil, aksiyonu esas alan, özne olmayı hedefleyen bir siyaset tarzına sahip olunmalı. Büyük devlet olmanın şartı tepkilerden dolayı ülke insanının menfaatlerini göz ardı etmemektir.

Son zamanlarda özellikle muhalefetin agresif ve çözümsüzlüğü dayatan tutumu da ülkeye zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramadı. Ama buna rağmen büyük ülkeler benzeri sorunlarını nasıl aşıp çözmüş ise Türkiye’de başta Kürt sorununu olmak üzere özgürlüklere dair bütün sorunlarını en kısa sürede çözmek zorundadır. Yeni süreçle yeniden görüşmelere başlanmalıdır, Öcalan’sa Öcalan, yeter ki ölümler dursun.

Buna açlık grevlerini sona erdirip konuşarak başlayabiliriz. Artık 'birileri'nin oyununu bozmamız lazım.

Twitter: @ahmetay_

 

Not: 14 Kasım 2012’de yayınlamaya başlayacağım “Yeni Bir Halk, Kürt Sorunu GİRİŞ, NEDEN ve İSLAMİ ÇÖZÜM” başlıklı dört bölümlük yazımıza ilgilerinizi bekliyorum.