• 14.11.2012 00:00
  • (5873)

 Yazıdizimize başlarken öncelikle belirtmeliyim ki tarih boyunca Türk halkının Kürtlerle, Kürt halkının da Türklerle bir düşmanlıklarıolmadı. Siz saygıdeğer dostlardan ricam, Kürtler denince akıllarına Suriye sığınmacılarıgelmesin. Zira Kürtler 942 yıldır Türklerle kardeşçe yaşayan ve yılda 100-120 bin çocuğunu ülkeleri için askere gönderen halktır.

Bu yazımızdan sonra sırasıyla "Kürt Sorunu: Yeni bir Halk, Kürt Sorunu: Neden-Nasıl? ve Kürt Sorunu: Dindarca Çözüm"başlıklıüçyazıyayınlayacağız. İnşaallah daha sonraki günlerde de kardeşliğin başlangıcıve bedeli ile ilgili yazıdizimiz olacak.

Çocukluk yıllarımda uzun kışgecelerinde köylerin genişve sıcak odalarında oturulur, geçmişe dair olaylar anlatılırdı. Söz konusu olan olayın tarihini vermeleri gerektiğinde, Şeyh Said kıyamından şu kadar yıl önce-sonra, ya da muhacirlik yılıyahut da Menderes’in tahta çıkışından şu kadar önce-sonra derlerdi. Kimisi de “hacca gittiğimiz yıl”diye tarih belirtirdi.

Bölge insanıson 30 yılda yaşadıklarının sebeplerini bildiği gibi tarihlerini de biliyor.

Doğu ve Güneydoğu’da halkın % 80’i ile herhangi bir konuyu konuştuğunuzda iki, bilemediniz üçüncücümlelerine anılarından tarihler vererek sözlerine devam ederler;

“Askerlerin/PKK'nin köyümüzüyaktıklarıyıl var ya…”, ya da “JİTEM’in köylülerimizi öldürdükleri yıl…”, yahut da “Hizbullah-Menzil birbirini öldürdüğüsene…”ve yahut da “hani PKK yol kesip 11 köylüyüöldürmüştüya, işte o yıl…”gibi hatırlatıcıacıanılarla sözlerine devam ederler. Çünkühayat hikâyelerinin en önemli ve en etkili kısmıbu yaşanmışlıklardır…

Uzatmadan söylüyorum,

Bu travmatik durumun müsebbibi seküler aklın bizdeki iz düşümüolan ulusalcı-laikçi-tek tipçi cumhuriyetçilerdir.  80 yıldır binbir acıyıyaşayarak anladığımız o ki, laisizm baştan itibaren bizde tamamen din düşmanlığıolarak kurgulanıp uygulandı. Öyle din düşmanlığına tanık oldu ki bu topraklar, din adına her ne varsa suçolarak kabul gördü. Bu sebeple cumhuriyet sonrasıdökümanlarıreferans  alarak “Cumhuriyetle beraber gelişen olaylar”ıkonu alan bir yazıyıkaleme almak istediğimizde, yazıda en çok “yasak, despot, zalim, kan, inkârcılık, asimilasyon, din düşmanlığı”gibi sözcükler kullanmak zorunda kalacağız.

Bu, inancın, etnisitenin ve daha da öte farklılıkların ‘kriminalize’edilmesiydi.

Yıllar yılıKürtlerin ayrıbir halk olduğunu dile getirenleri bölücü, dindarların yaşantılarına saygıisteyenleri mürteci, kıyafette “gösterişçimodernleri”taklit etmeyenleri “devletin düzenini dini kurallara uydurmak isteyen yobazlar…”gibi hak etmedikleri sıfatlarla itham ettiler.

Geriye dönüp baktığınızda kimin hain, kimin vatansever, kimin “gösterişçimodern”, kimin uygar olduğunu fark ediyorsunuz ama maalesef geçmişe reva görülen bu. Cumhuriyetle beraber halka öyle bir (deli) gömleği giydirildi ki aradan 90 yıl geçtiği halde bu gömleği tam olarak üstümüzden çıkarıp atabilmişdeğiliz.

Dindar kızlar hala çekincesiz ve özgürce başörtüleriyle okullarına gidemiyorlar, Kürtler hala dilleriyle ne yapıp ne yap(a)mayacaklarınıbilmiyorlar, Aleviler hala nerelerde cem yapabileceklerini bilmiyorlar. Haksızlık etmek istemiyorum, Ak Partinin  “açılım”larıyla çok mesafe alındıysa da daha alacağımız çok yol var. (İnşallah yeni anayasada eşitlik temelli düzenlemelerle bu sıkıntılar giderilir.)

Osmanlıdöneminde var olmadığıhalde cumhuriyetin kuruluşundan sonra büyüyerek bu günlere kadar gelen bütün sorunlarımız, tamamen kurucu felsefenin “halka rağmen”ciliğiyle alakalıbir durumdur. Bu yüzden cumhuriyetin “gösterişçimodernleri”nin çağdışıbaskıuygulamalarıdindarlara çok acılar yaşattı.

Din ve dindara bunu reva görenler, on yıllarca- en önemsizine varıncaya kadar- hiçbir konuda “dindarlar ne düşünüyor”deme gereği de duyumadılar. Üstelik her sorunda çıbanbaşıolarak da dindarlarıgördüler, gösterdiler.

Daktiloyu dindarlar engelledikleri ve şapka takmadıklarıiçin uzaya gidemedik. Bayanlar örtülüoldukları, erkekleri 99 tespihli olduklarıiçin ihracat gelirlerimiz sürekli diplerdeydi! Göbeklerini kaşıdıklarıve çember sarıklarından dolayıasker darbe yapmak zorunda kalıyor ve demokrasimiz gelişmiyordu!.. Kürt sorununu da dindarlar çözüm üret(e)medikleri için bir asırdır çözememişiz! Bilmeyen de zanneder ki Kürt sorununda dindarlara "çözüm için bir bildiğiniz var mı" diye sorulmuştu da dindarlar çözüm üretemeyince bunlar basımıza gelmiş!

Dindarların çözüm önerileri vardıveya yoktu, ama kendilerini devletin sahipleri gören asker-sivil hiçkimse bir gün dindarlara bu konu(lar)da "din ne diyor? dindar ne düşünüyor" diye sorma tenezzülünde bulunmadı. Bunlar böyle bir soruyu kendilerine ar, cumhuriyete ihanet telakki ettikleri için bizi de yıllarca çözümsüzlüğe mahkûm ettiler.

Ülkedeki bütün sorunların İslam dininden ve Müslümanlıktan kaynaklandığınıiddia eden ceberut devletin seküler aklıvarken, hiçbir konuda Müslümanların düşüncesine tahammül edilmezken, sorunlara ve özellikle de Kürt Sorununa Müslümanların müdahil olmalarına izin verilmezken, olup bitenlerin Müslümanların tutumundan kaynaklandığınıiddia etmek ciddiye alınacak bir tespit olmasa gerek.

Bu işin bir boyutu, diğer bir boyut ise cumhuriyet sonrasında dindarlarımızın -özellikle Kürt sorunu konusunda- devletin resmi görüşüdışında bir anlayışı/görüşüolmamıştı. Dolayısıyla dindarların Kürt Sorununa bakışlarının, algılarının çok da hakkaniyete uygun olmadığınıbelirtmek istiyorum. Dindarların kültür mirasında bu sorunun çözümüiçin sayamayacağımız kadar çok referans vardı. Osmanlıbu anlayıştan, bu tutumundan dolayıciddi bir sorunla karşılaşmamıştı. Ancak Osmanlının çöküşyıllarında ulusalcı/milliyetçi akımın nevşu nema bulmasıyla, cumhuriyet sonrasıKürtlerin başkaldırılarıart arda gelince cumhuriyetin kimi hakkaniyetten uzak  kurucularıinkâr ve asimilasyonu, olmazsa imhayıçare olarak kabul etti.

Soğuk savaşyıllarında hem inkâr, hem asimilasyon planıuygulandı. Bu plan tutmayınca C planıolan imha süreci başlatıldı. Genç“cumhuriyetin batıcısahipleri”inkâr politikalarına tepki gösteren halkları“işbirlikçi, satılmış, hain, isyancı”gibi yaftalarla suçlamaları-Türk kamuoyunun gerçekleri bilmemesinden dolayı- büyük oranda kabul görüyordu. Ne de olsa -özellikle Balkanlarda- Osmanlıya başkaldıran halklar olmuşve bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı. Savaştan yeni çıkan bir halk doğal olarak bu tür propagandalardan etkilenirdi.

Bu sebeple halkın bilinci parçalanmışve bu parçalanmanın oluşturduğu 'defekt'ten dolayısırayla zulme uğrayan dindarlar, Marksistler, Aleviler birbirlerinin dertlerine sağır ve dilsiz kaldılar. Ancak;

Dindarlar, inançlarıgereği Kürt Sorunu ve diğer konularda çözüm için daha bir gayret göstermeleri gerekiyordu. İşte biz de 30 yıldır kardeşkanına sebep olan bu meseleye dindarca/müslümanca çözüm derken, ülkemizde Kürt Sorununa uzun süre sessiz kalan, nominalist yaklaşan dindarların bu soruna kardeşlik borçlarının olduklarınıdüşünerek "dindarca/müslümanca çözüm" diyoruz. Zira istisnalar hariçyıllardır dindarlar Kürtlerin haklarınıdert edinecek bir pratik geliştirmemişlerdi. O Kürtler ki yılda 120 bin çocuğunu ülkeleri için askere gönderiyorlar. Bu sebeple ısrarla “biz dindarların sorunu yeniden düşünerek, kendi öz değerlerimizden alacağımız ilham ve güçle sorunu çözmek için taşın altına elimizi koymamızın gerekli olduğunu”inanıyoruz.

 

Cuma günü"Kürt Sorunu ve Yeni Bir Halk" yazımızla devam edeceğiz…

Twitter: @ahmetay_