• 20.11.2012 00:00
  • (6170)

 Birkaç yıl önce herhangi bir konu ile alakalı bir ayet, bir hadis veya bir müçtehidin görüşü dile getirilse birileri derhal, ‘ne yani, Orta Çağ kanunları geri mi geliyor, 1400 yıl öncesine mi dönüyoruz’ diye dünyayı ayağa kaldırırdı.

Bize bunları reva gören sistem, ‘üzerine kurulduğu yapısal sorunlarından dolayı ortaya çıkan toplumsal muhalefetleri de hep baskıyla önleme yoluna gitmiş, sorunun kendisiyle ilgili olan esas kısmını çarpıtmış ve görmezden gelmiştir.’

Oysa halkımızın, kutsal kitabı Kur’an-ı Mübin’den, Hadis-i Şeriflerden, dini metinlerden, önderlerinin söz ve söylemlerinden; dertlerine, sorunlarına deva olacak çıkarsamalarda bulunmaları kadar makul bir şey olamazdı.  Bizim toplumumuzu bir arada tutan en önemli unsur manevi değerlerimizdir ve İslam bu ülke insanı için en yüce değerdir. Bundan gafil kalanların Kürt Sorununa, Alevi Sorununa, dindarların sorunlarına ve diğer “öteki”lerin sorunlarına adil çözüm bulmaları mümkün olamazdı?

% 99’u Müslüman olan halkın dini hassasiyetlerini dikkate almamak, direkt halkı ilgilendiren sorunlarda bu değerlerden yararlanmamak Türkiye sosyolojisine yabancılıktı.

Karşılaştığımız bütün sorunlarımızda durum maalesef bu minvaldeyken, özellikle Kürt Sorunu söz konusu olduğunda “İslami çözüm” konusunda ‘helikopterlerden atılan ayet ve hadisler’ dışında bir şey yapıldığına tanık olmadık. Yıllarca köylere yukarıdan atılan broşürlerde ‘PKK’lıların dinle ilgilerinin olmadığına kanıtlar’ getiriliyordu. Ama göz ardı ettikleri bir gerçek daha vardı;

Ayet ve hadisleri uçaklarla attıkları köylerin imamları “12 Eylül darbe anayasasına HAYIR dedikleri için” sürgün edilmişti. Geçmişte de bu köylerin Şeyhleri idam edilmiş, kalanları da sürgün edilmişti.

Sadece dini içerikli kitap okuduğu için o köylerin gençleri günlerce işkencelerden geçiriliyordu. Memur olanları ise işten atılıyordu. (bu satırların sahibi ve rahmetli müderris pederi de bu kıyım ve sürgünlerden nasibini almıştır)

Şimdi ise;

Rahmetli A. Melik Fırat’ın dediği gibi “80 yıldır seküler Kemalist ideoloji ile 27 yıldır (şimdi neredeyse 30 yıl oldu A. Ay) seküler PKK ideolojisi arasında şiddete mahkûm edilen Kürt sorunu”nu, kendi dini değerlerimizden hareketle çözüme kavuşturulabiliriz.

Din Ne Buyuruyor?

Kur’an-ı Mubin, Peygamber efendimizin hayatı (sîret) ve sünneti (kavli-fiili) başta olmak üzere nice referansa, örnekliğe, kaynağa sahibiz.

On yıllarca mahrum bırakıldığımız ve Türküyle-Kürdüyle-Arabıyla-Lazıyla, Müslümanı-Hrıstiyanı-İnanmayanıyla bizlere hayat bahşeden değerlerimize müracaat edebilseydik 60 bine yakın insanımız bu şiddet yüzünden hayatını kaybetmeyecekti.

Değerlerimiz derken bizi birleştiren, eşitleyen, adalete ve hakkaniyete sevk eden değerlerimizi kastediyorum.

Mesela “Dillerimizin, renklerimizin farklı oluşunun Allah’ın ayetlerinden (ilahi belge)” olması, 

Sizler bir tarağın dişleri gibi müsavisiniz” ilkesi mesela.  

Mesela “Kendimiz için istediğimizi başkaları için de istemediğimiz müddetçe iman etmiş sayılmayacağımız” anlayışı, 

Mesela “Bütün insanların ya dinde, ya da Âdem’de kardeş olmaları” gerçeğimiz…  

Hiçbir kişi ve/ya ırkın başka bir kişi ve/ya ırka üstünlüğünün olmadığı ve fakat üstünlüğün Allah’a, insanlara ve tabiata karşı sorumluluklarının bilincinde olup bu espriye uygun yaşamada (taqwa) olduğu” inancı mesela. 

Mesela “Bir kavme olan kinimizin adaletsiz olmamıza izin vermeyişi”, “Aleyhimize de olsa hak ve hakikati ayakta tutmamızın gerekliliği” prensibi gibi.

Ayet ve hadislerde inanan, inanmayan ve dil, renk, bölge, sınıf ayırımı yapmadan herkesin doğuştan/varoluşsal haklarının teminat altına alınmasıyla ilgili yüzlerce emir ve ilke mevcuttur. 

O halde kendi ‘değerlerimizden, inancımızdan, geleneklerimizden hareketle bu sorunu çözmek mümkün mü’ sorusuna verdiğimiz EVET cevabının detaylarına geçilebilir.  

Kaynaklardan Çözüme Doğru:

İslam’ın bütün ırkları ayet/ilahi belge kabul ettiğini ve kardeşliği, adaleti, eşitliği esas alarak dini referanslarımızın ışığında olaya bakabiliriz:

Rabbimiz Kur’an’da bize “inananlar kardeştir” (Hucurat/10) diyor ve; “Ey iman edenler! Öz benliğiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun.” (Nisa/135)

Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. (Rum/22)   

Dinimizi bize sunan-öğreten Peygamber as. “insanlar bir tarağın dişleri gibi/eşit/dirler” buyuruyor. Keza Peygamber as. “kendiniz için istediğiniz bir şeyi kardeşleriniz için de istemedikçe iman etmiş olmazsınız” (Buhari, İman; 7) buyuruyor.Sadece bu beş (ayet ve hadisten) hareket edilebilirse ciddi bir sorunun kalacağına ihtimal vermiyorum.

Hepimizin kardeşçe yaşaması için söz konusu buyruklara uymamıza “kimler engel oldu, kimler bizi bu güzellikten mahrum etti” tartışmasına girmeyeceğim. Ama birileri bu değerlerimizi de kendi istedikleri gibi yorumladı. Oysa dini değerlerimizden çıkarılacak sonuç;

1. Bütün insanlık ailesi (dili, ırkı, rengi, bölgesi vs. farklılık taşısa da) Allah’ın azametinin ilahi belgeleri, ayetlerindendir. Burada Allah’ın “Türk/çe (dili) ayetini neden Allah’ın Kürt/çe (dili) ayetine üstün kılalım? Ya da neden bir dili diğer dillerden daha çok önemseyelim? Netice itibariyle ikisi de ayet.  

Ama bir dilin (Türkçe'nin) dominat olması, devlet işlerinde daha çok kullanılması “demografik-sosyolojik, konjonktürel, siyasi, anlama-anlaşma” gerekçeleri yadsınamaz.

 2. Bütün insanlar “bir tarağın dişleri gibi müsavi/eşit ise” neden bazılarının (Türkler) diğer bazılarından (Kürtler) daha fazla hakları olsun?

 3. Kendinize (Türklere) istediğiniz dil, (dilin her türlü serbestîsi; eğitim-öğretim, basın-yayın-yayım, yerel ölçekte kimi konularda yazışma dili vs) kültür, (edebiyat, sanat, örf-adet) ve kimlik haklarını neden başkaları (Kürtler) için de istemeyelim? Eğer bu insani ve kardeşlik hukuku gereği hakları esirgersek “kendimiz için istediğimizi kardeşlerimiz için istememekle” düştüğümüz durumun vahametini düşünebiliyor muyuz?

Resul-i Ekrem’e kulak verelim;

Kendiniz için istediğinizi kardeşiniz için de istemediğiniz müddetçe iman etmiş olmazsınız” buyuruyor.

Kürt kardeşlerinizin dili ile ilgili (Kültür bakanlığının yaptığı son tercümeler hariç) 80 yılda tek bir tane eser bile basılmamıştı. Hatta bu şaheserler Türkçe de basılmadığı gibi Kürt düşünürler, bilgeler ve uleması görmezden gelindi. Bu tek tipçi anlayış yüzünden Ahmedé Xanî gibi İslam dünyasının yıldızlarından bir bilgeyi Kürtler gibi Türk kardeşlerimiz de tanımaktan mahrum kaldılar. Mela-é Cizîrî gibi bir deha tanınmadı ve hala tanınmıyor. El-Amidî gibi bir bilgenin Kürt olduğu bilinmedi, bilinmiyor. Faqiyé Teyran, Ali Hariri gibi bilgeler, şairler görmezden gelindi. İslami camia olsun demokrasi havarileri! olsun buna bir kere “etme”yin deme gereği duymadılar. 

Müslümanca Çözüm Önerileri:

Artık olaya “müslümanca” bakıp yine “müslümanca” çözmeye talip olursak biiznillah teferruatları çok kolay aşabiliriz. Paranoyaya dönüşen “bölünme, taviz ve hamasetlerden kaynaklı çekinceleri” bir tarafa bırakarak soruna yaklaşalım ve mesela, 

* Hazırlanacak olan yeni anayasada etnik vurgu veya vurgusuzluk, beraberliğimize yaraşır olmalıdır. (Kimlikte Eşitlik)  

* Anayasa, 75 milyon insanımızın bütününü; inanç/sızlık özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, kültürel özgürlüğünü kucaklayacak şekilde hazırlanmalı. (Haklarda Eşitlik)

* Kürt dili ve ülkede diğer yaygın dillerle ilgili kısıtlamaların olmamasına dikkat edilmeli. Dillerin eğitim-öğretimde kullanılmasına imkân tanınmalı ve dahası, bunca zaman kaybı desteklerle telafi edilmeli. Kürt edebiyatına ait eserler hem Kürtçe hem de Türkçe basılmalıdır. Kürt kahraman, bilge ve ulemasına ait biyografi çalışmaları hızlandırılmalı ve bu, teşvik edilmelidir. (Kültürde Eşitlik)

* Daha önceleri Kürtçe olan köy, dağ, ova vb yerlerin isimleri ya iade edilmeli ya da vatandaşların kendilerinin belirleyecekleri yeni isimlerle değiştirilmesine imkân verilmelidir. (Resmiyette olası ‘kargaşa endişesine binaen’ bir süre iki isim beraber de kullanılabilmeli)

* Her şeyden önemlisi bütün insani ve vatandaşlık haklarının anayasal ve yasal güvencelere kavuşturulması sağlanmalı. (Hukukta Eşitlik)

* Kürtlerle Türklerin birlikteliklerini binlerce yıl daha sürdürmelerinin sağlanması için bölgesel statü, yerel yönetimlerin özerkliği, federasyon gibi adına ne denilecekse yeni bir yapılanmaya gidilmesinde sakınca görülmemelidir.

* Özellikle K. Irak Bölgesel Kürt yönetimi ile anlaşmaya varılarak, sınırların hem güvenli ve hem de serbest olması sağlanmalıdır. (Komşuluk Hukuku

* Bu yapılacakların yanı sıra her ne sebeple olursa olsun eline silah alıp PKK saflarına katılanların -Türk ve Kürt kamuoyunda sıkıntıya düşülmeyecek bir formülle- ailelerine kavuşmaları sağlanmalıdır. Siyasi tutuklular, affedilmeli, “Habur kazası” benzeri bir zorluk yaşanmadan barışın, ebedi barışın siyasi ve ekonomik adımları atılmalıdır. (Kardeşlik İnşası ve Hukuku

Kimse on asırlık kardeşliğimizi bize çok görmemeli; bu sebeple saydığımız eksikliklerin zaman kaybedilmeden tamamlanması kardeşliği pekiştirecektir.

Göz ardı edilmemesi gereken husus, PKK bu sürecin sağlıklı yürümesi için her türlü eyleme son vermeli ve sınır dışına çekilmelidir. Tabi ki operasyonlar da durmalıdr.

Bizler “insanın yaşama hakkını” belirleyen Ayet-i Kerime’nin vermek istediği mesajdan hareketle, yani “bir insanı öldüren bütün insanları öldürmüştür. Kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları/insanlığı kurtarmıştır” ilkesinden yola çıkarak “bir insanın hakları da bütün insanlığın hakları gibidir” şeklinde algılasak Kur’an-ı Mubin’in oluşturmayı hedeflediği bilince ve topluma çok yaklaşmış oluruz.  

Evet,

Bizler dinimizin prensiplerinden yola çıkarak Kürt Sorununu “kimsenin ciddi rahatsızlık duymayacağı şekilde” çözüp, onca yıldır yaşadığımız ızdırapları ebedi barış ve kardeşliğe dönüştürmemiz mümkündür.

Din de, evrensel normlar da, akl-ı selim de, vicdan da ve (Türk-Kürt) halklarımız da bu sorunun hak-hukuk-adalet-hakkaniyetle çözülmesinden yanadır. İstemeyenler vebal altındadır.

Rabbim şahidsin…

Sahi, ne/yi bekliyoruz?

Twitter: @ahmetay_