• 23.11.2012 00:00
  • (7195)

 (Yazımı hayatını Filistinli bebelere adayan Filistinlilerin gelini sevgililer sevgilisi Dr. Şayma H. Ş. kardeşime ve zulüm altında yaşama mücadelesi veren tüm bebelere ithaf ediyorum)

Kutik goweşti kutik niwonu/İt itin etini yemez" (Zazaca)

Türkçede "it iti ısırmaz" diye bir deyim vardır, benim anadilim olan Zazaca’da ise "kutik goşti kutik niwenu/itin itin etini yemez" diye söylenir.

Siyonistlerin 1878 yılından beri Filistin'i işgal etmeye başlamasıyla birlikte Filistinlilere sistematik olarak uyguladıkları katliama bir yenisi ekledi. Sevgili Rachel Corrie'nin dediği gibi “Gördüklerimi tarif edebilmek için hâlâ çok az kelime biliyorum.” Gerçekten de insanlık ailesinin oluşturduğu sözcük dağarcığı Siyonistlerin katliamlarını anlatmaya yeterli gelmiyor. Keza sözcük dağarcığımız bu katliamlara sessiz kalan uluslararası örgütlerin ikiyüzlülüğünü ve pespayeliğini dile getirmede de acz içinde.

Korsan devlet İsrail’in son olarak mazlum Gazze halkına ölüm kusturan saldırıları haftayı doldurdu. (Az önce "taraflar arasında ateşkes sağlandığı" haberi medyaya düşen) İsrail saldırılarında 136 şehid ve 1000’i bulan yaralı var.

İsrail, Arap uyanışından sonra Mısır’ı test ediyor. Katil devlet İsrail’in Gazze saldırısı, hem seçimin yaklaşması sebebiyle “Filistinli öldür iktidarda kal”mak için ve hem de Mısır’ın Camp David teslimiyetinin devam edip etmediğini öğrenmek için başlattı. Saldırılarıyla yeni füzelerinin gücünü test etme imkânını da elde etti. İsrail'in saldırı gerekçelerine yeniden seçilen Barak Obama'ya "geçen dört yıl kayıp yıllarımdı, bu dört yılın hesabını iyi yapman lazım" mesajını da ekleyebiliriz.

Saldırılardan hemen sonra ABD her zaman olduğu gibi İsrail’in yanında olduğunu ifade etti malumu ilan misali. BM de İsrail’in savunma hakkına vurgu yapınca “küfrün tek millet” olduğunu ifade eden ayeti yeniden hatırlayıp “sadaqalahulazim” dedik.

Şunu öncelikle belirtmeliyim ki, bu çağda Yahudi olan İsrail'in Müslüman olan Filistinlilere uyguladığı -adete yıllara yaydığı- soykırım türü katliamlar, Batı'nın rızasına uygun olmasaydı asla sürmezdi. Şayet Müslüman değil Yahudi ya da Hıristiyan bir halk olsaydı Batılılar bu kadar süren işgal ve saldırılara kesinlikle izin vermezdi.

Tamam, beraber yaşamanın koşullarına uyarak dinlere, inançlara saygılı olmak şart, ama bugüne kadar Batı İslam’ı terörle, Müslümanları da barbar olarak andı. Batının "İslamofobia, İslami terör" gibi art niyetli söylemleri bu düşüncelerinden kaynaklanıyor.

Uluslararası kuruluşların Filistin katliamına sessizliğini veya cılız sesini bu minvalde değerlendiriyoruz. Yoksa İsrail'i durdurmanın "315 (üçyüzonbeş) yolunu" ben biliyorum da Batı mı bilmeyecek!?

Gerçi bugüne kadar korsan devlet, aleyhindeki hiçbir BM kararına uymadı. Zaten İsrail'in aleyhindeki pek çok kararı ABD veto etti, geri kalanlarını ise İsrail BM'nin kararlarını tanımadığını ve bu kararlara uymayacağını ilan etmişti. Tabi, BM de bu aşağılanmaya razı olmuştu. Yoksa BM, kararlarına uymayan ülkelere neler yaptığını, hangi müeyyideleri reva gördüğünü hepimiz biliyoruz.

Ve işin enteresan boyutu İsrail BM'nin kararlarını tanımadıkta güçlendi, güçlendikte daha çok işgal etti, işgal için daha çok katliam yaptı... BM seyretti.

ABD, Avrupa, BM dünyanın pek çok ülkesinde en küçük insan hakları ihlali için yönetimleri devirip değiştirebilirken Siyonistlere destek demeçler vermelerini artık iyi anlıyoruz. Bunlar, Siyonistlerin Sabra'da, Şatilla'da, Cenin'de Filistinlileri karınca gibi ezip öldürürken de sessiz kalarak desteklerini sürdürmüşlerdi. Ama Irak için, İran için karar ve müeyyideler jet hızıyla bu uluslararası örgütten çıkabiliyordu. Zazaların ataları asırlar önceden boşuna "kutik goşti kutik niwenu" dememişlerdi, doğrusu biz de hiçbir zaman yediklerini görmedik. 

BM'nin tarihinde buna benzer pek çok kara leke bulunuyor. ABD ve "Batı" bu hayâsızlıklarını daha önce de pek çok kez sergilemişti. Çeçenistan'da, Bosna’da, Afganistan'da, Suriye'de, Irak'ta, Kıbrıs'ta ve daha nice ülkede.

Ama prestiji İsrail'in ayakları altında paspas olan uluslar arası bu örgüt, yıllar önce Deir Yasin Katliamının baş sorumlusu M. Begin'e Camp David Nobel Barış Ödülünü de vermişti. İşin garipsenmeyen tarafı, Türkiye'nin de yıllarca İsrail'in yanında yer almasıydı.

Yıllarca Türkiye'yi karakolu gibi gören İsrail, son yıllarda kulaklarına inanamıyor. Bir kere bile İsrail'in tavuğuna kış demeyen Türkiye, yüksek sesle ve "terör devleti" diyerek İsrail'i azarlıyor ve İsrail “ihanete uğradığına” inanıyor.

Çünkü korsan devlet, uzun yıllar bizi en büyük “işbirlikçisi”, hatta Çevik Bir gibi hayranları yüzünden en sadık jandarması gibi gördü. Neden görmesin ki, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı ve İsrail için en hayati anlaşmaları Ç. Bir zamanında yapıldı. İsrail'le askeri, stratejik ve güvenlik alanındaki anlaşmaların en önemlilerinin imzalandığı dönem 93-96 yıllarıdır. Demirel cumhurbaşkanı, Çiller başbakan ve Ç. Bir de en etkili general...

Ayrıca tarihte ilk kez cumhurbaşkanı sıfatıyla Demirel, başbakan sıfatıyla Çiller ve genelkurmay başkanı sıfatıyla da Karadayı ve sonra da Başbuğ İsrail'i ziyaret eden Türk yetkililerdi. Bu yetkililer, bizleri, İsrail korsan devletiyle kanka eylediler. Dönemin başbakanı Çiller’in İsrail’i ziyareti sırasında “vaat edilmiş topraklarda bulunmaktan onur duyuyorum” dediğini de unutmadık.

Peşinen belirtelim ki asla bir dine, ırka düşmanlığımız söz konusu olamaz. Söyleyeceklerim, ithamlarım, yergilerim bütün Yahudileri değil, ama kahir ekseriyetini kapsamaktadır. Çünkü Yahudilerin ezici çoğunluğu, İsrail katliamlarını destekler, bu katliamları teşvik eder, Ard-ı Mev'ud ve Tanrı Krallığı inancı gereği kendileri dışındaki herkesi "kötü, öteki köleler" olarak görür.

Okuyucularımız arasında bilmeyenlere yardımcı olmak için öncelikle Ard-ı Mev'ud'un ne olduğunu çok kısaca izah edelim.

Yahudilerin kahir ekseriyetinin inancına göre;

Arz-ı Mev'ud, Allah'ın Hz İbrahim ve onun soyundan gelenlere vermeyi va’d ettiği toprakların adıdır. Ve "Ahde riayet etmeyen Arz-ı Mev'ud’dan mahrum kalacak ve lânetlenecektir" (Yeremya 11/3)

Tevrat'ta, Arz-ı Mev'ud yani 'va'd edilmiş toprak' düşüncesinin dayanağı: "Mısır ırmağından (Nil) Fırat ırmağına kadar uzanan bu toprakları torunlarına veriyorum..." ifadesidir.

"Dindar Yahudiler, Nil'den Fırat'a vaat edilmiş kutsal toprakları 'Tanrı Yehova'nın kutsal kitap Tora'da kendilerine va’ad ettiği bir hak olarak görüp bu toprakların fethini' talep ederler ve bu uğurda her yola başvururlar."

İsrail eski Dışişleri Bakanı M. Dayan dünyaya şöyle seslenmişti; 'Hiçbir Yahudi Arz'ı Mev'ud'dan (Tanrı'nın va'd ettiği topraklar) taviz veremez.' Bu arada Hahamlık eğitimi alan Yigal Amir, barış görüşmelerinde bulunarak Yahudiliğe ihanet ettiği gerekçesiyle Başbakan İzak Rabin'i öldürdüğünü de unutmayalım.

Ard-ı Mev’ud, Tanrı krallığı İsrail’in bütün ders kitaplarının girişinde bizdeki Gençliğe Hitabe, İstiklal Marşı, İlke ve İnkılâplar gibi, hatta daha fazla yer alıyor.

Yani,

Yahudilerin kahir ekseriyetinin inancı-imanı bu. Ve bu inancın gereğinin yerine getirmek Yahudiler için farzdır. Şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim;

Yukarıda bahsettiklerimiz dindar Yahudilerin inancıdır. Ancak dindar olmayan seküler, ateistler de Yahudiliğin bu boyutu ile ırkçı, milliyetçi "Siyonist" emellere daha kolay ulaşacaklarını düşündükleri için bu inanca destek vermektedirler.

Yani İsrail'in bu zalimliği Sayın başbakanın ifade ettiği gibi bir "şımarık oğlan"lık durumdan değil, dinlerinin en kutsal istek/emirlerinden biri için asırlarca verdikleri ve verecekleri mücadeleden kaynaklanmaktadır. "Şımarık oğlan"lığı var elbette İsrail'in, ama İsrail Devletinin "imanı" bu katliamları gerektiriyor. Biz ileriki yıllarda hiçbir kriz istemesek de, asla gerginliğe yanaşmasak da yukarıda ifade ettiğim sebeplerden dolayı Türkiye, İsrail ile telafisi imkânsız bir mücadele içine girmek zorunda kalacaktır. Zira İsrail'in amacını, hedefini, bu amaca-hedefe ulaşmak için başvuracağı yol ve yöntemlerini biliyoruz.

İsrail, iman ettiği ve bütün inanç ve değerlerinden daha üstün tuttuğu TANRI KRALLIĞI-ARD-I MEV'UD'unu kurma inancından dolayı şu an Türkiye'nin Güneydoğusu, bir kısım Akdeniz illerini de kapsayan (Nil-Fırat arası) bölgeyi elde etmek mecburiyetindedir, İsrail’in imanı bunu emrediyor. Hatta imanında samimi olanlar için "Tanrı Krallığı" ve "Ard-ı Mev'ud/vaad edilmiş topraklar" Yahudilerin bir nevi "iman testi"dir.

 İsrail halkı ve yöneticileri, iman ettikleri bu "emre!" uymadıklarında ise Yehova’nın lanetine uğrayacaklarına inanıyorlar.

"Bizim var olma hakkımızı, 4000 yıl önceden bizlere atalarımızın tanrısı verip tanıdı. Bu varoluş hakkımız nesilden nesile Yahudi kanı ile kutsallaştı. Hiçbir ulusun tarihinde, eşi görülmemiş bir bedel ödedik." (Menahem Begin, İsrail eski başbakanı)

Bugün artık Müslüman Filistin halkına uygulanan katliamları, BM gibi aciz kuruluşların durdurmasını beklemek vebaldir. Tayyip Erdoğan'ın çırpınışı bu vebalden kurtulmaktır. Ve tabi bizler de iktidarın yanında olduğumuzu, İsrail’in yaptıklarını asla kabul etmeyeceğimizi her platformda dile getirmeliyiz.

Son söz;

İsrail çark edecek, ancak yukarıda zikrettiğim gibi İsrail imanı gereği bizleri ve Mısır’ı vurmak zorundadır. Tabi, savaşsız bir şekilde Arz-ı Mev’ud’u ellerimizle İsrail'e teslim edersek başka… O zaman da ‘kölelik’ kavgası başlayacak, yani İsrail varsa kavga-savaş bitmez.

Twitter: @ahmetay_