• 3.12.2012 00:00
  • (8324)

 Pek çok karanlık olayı aydınlatan DDK, Sayın cumhurbaşkanı tarafından Sivas-Madımak katliamını soruşturmak için de görevlendirildi. Bu iyi bir gelişme, çünkü bizim de yıllardır anlatmaya çalıştığımız gibi, Sivas katliamı 'Sünni Müslümanların Alevi ve sol-sosyalist kesime düşmanlıklarından kaynaklı' bir hadise değildi.

Ancak katliamı planlayanların kitlenin psikolojisine nüfuz etmeleri, araya sıkıştırdıkları eğitimli elemanlarının halk üzerinde etkili olmaları ve anlatacağımız diğer nedenlerden dolayı dindarlar da maalesef bu olaya alet olmuşlardı.

Yıllardır Sivas Madımak olayı ile ilgili çok ağıt yakıldı. Elbette ki yüreğimizi yakan bu olay için ağıtlar yakılacak. 33'ü boğularak/yanarak, 4'ü de bilahare otelde ve sokakta kurşunlanarak öldürülen 37 ‘can’ için ne kadar üzülsek, ne kadar ağlasak azdır. Ve bu girişten sonra da "fakat" diye devam edip yüreğimin sesine leke sürmeyeceğim. Çünkü hiçbir gerekçe ve hiç kimsenin hiçbir hakkı başkasının yaşama hakkından daha değerli değildir.

Öncesi ve sonrasındaki olaylarla Madımak katliamı:

Sivas katliamı öncesi ve sonrası 1993 yılında meydana gelen olayları kısaca hatırlayalım ki Madımak faciasının sebebine ulaşabilelim. Göreceğiz ki 1993’teki bütün olaylar ve cinayetler aynı karanlık güçlerce hazırlanmış. Buyurun:

24 Ocak 1993: Gazeteci Uğur Mumcu cinayeti -ki aynı günden itibaren ‘dinciler tarafından öldürüldü’ dendi- (Bu cinayetin de DDK’ya verilmesi an meselesi)

5 Şubat 1993: Adnan Kahveci ailesiyle birlikte Bolu Gerede'de “ters yola gir(diril)erek” trafik kazasında hayatını kaybetti. Bu da DDK'lık bir hadise.

17 Şubat 1993: Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis, uçağının (hazırlatılan düzmece raporlarla) "buzlanma"dan dolayı düşmesi sonucu yaşamını yitirdi.*1

17 Nisan 1993: 8. Cumhurbaşkanı Özal kuşkulu bir şekilde vefat etti. DDK’nın raporuna binaen ceset üzerinde yapılan tıbbi incelemede Özal’ın zehirlendiği kesinleşti.

24 Mayıs 1993: 33 asker şehit edildi. Bu katliam, Kürt sorunundaki olumlu gelişmelerin –ki ateşkes süreci devam ediyordu- sabote edilmesine yönelik derin devlet/ETÖ-PKK/Şemdin Sakık’ın ortaklaşa planı olduğu itiraf edildi.

2 Temmuz 1993: Aziz Nesin ve bir grup aydın ve sanatçının kaldığı Sivas Madımak Oteli ateşe verildi, 37 kişi öldü.

5 Temmuz 1993: Ve Erzincan dindarlığıyla ön plana çıkan Başbağlar'da 33 vatandaşımız hunharca katledildi.

4 Eylül 1993: DEP Milletvekili Mehmet Sincar JİTEM tarafından öldürüldü.

22 Ekim 1993: Diyarbakır’da Tuğgeneral Bahtiyar Aydın JİTEM tarafından katledildi.*2

4 Kasım 1993: JİTEM'in kilit isimlerinden Yüzbaşı Cem Ersever öldürüldü.*3 Bu olayları Sivas katliamıyla ilişkilendirmeyenler yazının devamını okumayabilirler.

Madımak katliamından birkaç gün önce:

* Katliamdan hemen önce PKK Divriği civarında görülür ve PKK'nin eylem hazırlığında olduğu haber alınır. Bu gerekçeyle polis gücünün büyük kısmı Divriği'ye kaydırılıyor.

* Yıllar yılı Banaz'da yapılan şenlikler, İnönü'nün özel kalemi iken SHP kontenjanından Sivas’a vali olarak atanan Ahmet Karabilgin tarafından il merkezine alınır ve program 7 güne çıkarılıyor. Bunun yanlış olduğunu söyleyenleri ise vali sert bir şekilde tersliyor.

* Olaydan bir gün önce vali, “Pir Sultan'ı seviyorum, çünkü Osmanlıya başkaldırmıştı. Siz de başkaldırındiyor ve Sivas çalkalanıyor.

* A. Nesin o günlerde yine dine hakaretler ediyor, Sivas’ta katıldığı panelde ‘O sizin Allah’ınız, benim değil’ diyerek tepkilere pik yaptırıyor. Bunu katliama mazeret üretmek için değil, Nesin’in sözlerini katliamı planlayanların işini kolaylaştırdığı için anlatıyorum.

* Madımak faciasından bir gece önce “Atatürk heykelini kırdılar”şayiası halkı tedirgin ediyor. Hâlbuki olay tamamen bir “gizli el” operasyonudur. Bir tarafı askeriyeye, öteki tarafı emniyete bakan ve bu iki kurumun kontrolünde olan 2 metrelik platformun üstündeki Atatürk heykeli 'kırılmadan, vidaları sökülerek' yere yatırılıyor. Bunları alt alta koyup topladığımızda çirkin planın harfiyen işlediğini görüyoruz. Sadece bunlarla kalsa işin içinde çok da hinlik aramayabilirdik.

Olay Günü:

Sabahı durumun kritik olduğu valiye söylenmiş, buna rağmen vali gerekli tedbirleri almak yerine törene gidiyor. Dönemin alay komutanı "yetkili vali beydi, vali beyin bizden bir talebi oldu mu ki biz yerine getirmedik" demiş.

Dönemin Sivas emniyet müdürünün ithamlarına bakalım:

"Saldırıları önlemeye çalıştık. Durumu vali'ye en az 20 kere ilettik ve ek kuvvet istedik. Buna rağmen kuvvet gelmedi" diye ifade vermiştir.

Anadolu Ajansı ve emniyetin kamera çekimlerinin neden buharlaştığını, dahası bu görüntülere takılan ve “bölgeye sevk edilen ikinci ve daha kalabalık olan askeri birliğin Madımak Oteli yerine ilgisiz bölgelere yönlendirilişi”nin gerekçesini hala öğrenebilmiş değiliz. Ve yine “bir albayın askeri araçtan inip bazı göstericilerle konuştuğunu, konuşması bittikten sonra aracına binip olay yerinden uzaklaştığı”nın da hala sebebini bilmiyoruz. Kimdi albay? Konuştukları kimdi ve onlarla ne konuştu?

Ya olay başladığında otel dışında olan Aziz Nesin'in görevlilerce otele getirilmesinin bugüne kadar bir açıklaması oldu mu?

Yine, “Görgü tanıklarının ifadesine göre vilâyet önündeki gösteri esnasında elinde telsiz bulunan bazı şahısların ‘Aziz Nesin Madımak'ta’ şeklinde kalabalık içinde açıktan sözler sarf ettiği duyulmuş." Kim bu telsizli görevliler?

Peki, "yüzleri maskelilerin halkı sürekli provoke ettiği”ni herkes bildiği halde bu maskelilerin kim oldukları ve neyi senkronize ettikleri biliniyor mu?

Oral Çalışlar Erdal İnönü'nün "ben de MİT görevlisine sordum, neden müdahalede gecikildi? O MİT görevlisinin bana söylediği ‘bu tip olaylarda toplumun gazını almak için hemen müdahale edilmez' oldu" demiş.

Pir Sultan Abdal Derneği eski Başkanı Kazım Genç; "Dava sonrasında ilginç bir şoför ortaya çıktı. Şoför, arkadaşlarımıza olay günü Sivas’tan alınarak Romanya’ya bırakılmak üzere bir otobüs dolusu insanı götürdüğünü söyledi.” Aydınların bunların kim oldukları, o tarihte Sivas’ta ne aradıklarıyla ilgili dönemin yetkililerine bir tane soru sormamalarını normal karşılamamız normal mi?

Olaydan sonra görgü tanıkları "O gün otelde kurşunlanarak öldürülen/ler de vardı" dediklerihalde yargının hiçbir şey yapmaması çok mu normaldi?Peki, "olay günü ve gecesi jandarmanın sokaklarda vurduğu siviller vardı ve bunlar sessizce gömüldükten sonra bu cinayetlerin üstünü de örttüler.”  Diyen maktullerin yakınlarının sesini duyan bir yargı mekanizması oldu mu?

1993’ten 2003’e kadar Atatürkçü-‘sol’cu partiler iktidarda olduğu halde yargılamanın olay esnasında orada bulunan birkaç kişiyle sınırlı kalması normal mi? Bir de olay sonrası kimlere sessiz kaldığımızı görelim de anormalliği ‘derin’leştirelim.

Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş” S. Demirel.

Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir!.. Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi.” T. Çiller, başbakan.

Oteli sahibi kundaklamıştır” diyen M. Gazioğlu, dönemin İçişleri Bakanı.

Kemalistler, Erdal İnönü’nün iktidarda olmasına rağmen olayın faillerini bulmak için bir şey yapmamasını nasıl yorumladılar?

Peki, çoğu fakir ailelerin çocukları olan tutukluların davalarının İzmir gibi uzak bir ile taşınması ve bu yüzden pek çok ailenin duruşmalara gidememesi normal mi? Borçlanarak çocuklarının duruşmalarına giden ailelerin mahkeme başkanı tarafından duruşma salonuna alınmamasına, salona alınanların ise heyet tarafından azarlanmasına ve salondan atılmasına ne demeli?

Son olarak,

Bendeniz de dâhil, bildiğim pek çok dindarın o faciada orada olup, yangının çıkarılmasına engel olmayı, engel olamıyorsak yanarak can verme pahasına yangını söndürmeye gayret etmeyi arzula(r)dık olmadı.

Bizleri birbirimize düşman etmek için devletin bütün imkânlarını bu katliamın gerçekleşmesine amade edenlerin günahını dindarlara yüklemek hukuka ve vicdana sığmaz. 20 yıldır dindarlara ağır hakaretlerde bulundukları halde hükümetlerden, cumhurbaşkanından, ilin valisinden, jandarmasından, emniyetinden, MİT’inden hesap sormayanlar bu elim olayı, faillerini, planlayıcılarını ve bunların maksatlarını yeniden düşünmelidirler.

Acıları yarıştırmadan;

Başbağlar katliamıyla Madımak katliamının aynı güçler tarafından planlandığını düşünmeyecek kadar saf mıyız?

Sünni ve dindar Başbağlar, Madımak için haklı olarak feryad-u figan edenlerin nesi olur? Bunların Başbağlar için de ses vermemelerini nasıl karşılayalım?

İşte tam da bu süreçte, ‘Sivas örtüldü, dosya kapandı’ diye sevinenlerin ve bunun üzerine dindarlara küfredenlerin hevesi kursaklarında kalacak. Çünkü DDK bu işi en ince ayrıntısına kadar soruşturacak. Bekleyin, biz de beklemekteyiz.

Twitter: @ahmetay_

*1-2-3 “Bu Subayları Kim Öldürdü?” başlıklı yazımızda okuyabilirsiniz.