• 13.12.2012 00:00
  • (5854)

 Rahmetli Cem Karaca Namus Belası şarkısında "toplasam bu öğütleri burdan köye yol olur" diyordu. Benim sitem dolu "ama"larım ise buradan İki Telli'ye, Bab-i Ali’ye otoban olur.

T.C anayasasında en çok kullanılan sözcük 'ama'dır. Bu sebeple anayasa olarak da bilinir kanuni esasi. Mesela 'herkes özgürdür' dedikten sonra 'ama' diyerek özgürlüklerin büyük bir kısmını geri alıyor. 'Bütün vatandaşların hakkıdır' der fakat onu da 'ama'layıp tanıdığı ve hakları bir bir  geri alıyor.

Bu 'ama'cı anlayış yüzünden doğan Kürt sorunu ilk günden beri medyada adilane ve kardeşliğe yakışır bir şekilde ele alınmadı. Sorunun medyada yorumlanması, tartışılması bugün de hakkaniyete uygun olduğu söylenemez.

Geçmişten bugüne ulusal medya bilhassa Kürt Sorunu, Kürtlerin hakları konusunda ayrıbir hassasiyete sahip olmalıydı. Ne var ki bu süreçte hiçbir hassasiyet gösterilmediği için 942 yıllık beraberliğimiz çok ağır yaralar aldı. Bu yaraların oluşmaması için Türkler de Kürtler de sorunu en essah şekliyle, birinci elden öncelikle biz Kürtlerden dinlemeli, duymalıydılar. Zira Türk kardeşlerimiz isteklerimizi, derdimizi genellikle bizi hiç dinlemeyen, bizi anlamayan ve bizim doğrumuza doğru, hakkımıza hak demeyen, hatta çoğu kez bizi Kürt kabul etmeyenlerden dinlemişlerdi.

Kürtler 1990'lıyıllara kadar sadece ve yalnızca Ertürk Yöndem’in “Anadolu’dan Görünüm”programında yutkunarak, kızararak, bozararak, utanarak ve ancak programcının istediği gibi konuşabilirlerdi. O programda da 'hepimiz Türk'üz' denilecek, PKK için 'bunlar Ermenilerdir' denilecek, 'güvenlik güçlerinin müşfik ellerinin öpülesi olduğu' söylenecek ve askerlerin çocuklara dağıttıkları(mağara devrindeki Kürtlerin! henüz görüp yemedikleri) gofretlerin halkın damağında bıraktığı müthiş tad anlatılacaktı. Ha, bir de korucuların ne kadar kahraman oldukları…

Allah için söyleyin; Kürt Sorununa böyle mi çözüm bulunacaktı? Devlet, 90 yıllık Cumhuriyet döneminin 3’te 1’inden daha fazla zamandır (1978-2012) Talebeler-APO’cular-PKK ile mücadele ediyor. Öyle mi? Öyle. Sonuç?

Hayatını kaybeden 60 bin insan... Peki, böyle mi olmalıydı? Bizim paylaşamayacak neyimiz vardı? Kim bizi çözümsüzlüğe mahkûm etmişti?

Aslını sorarsanız bizi 'ama'lar bu hale getirdi, medyanın ‘ama’ları…

Bir medya düşünün, hepimizin yüreğini yakan bu sorunla ilgili haberleri doğrusuyla-yanlışıyla hemen hemen her gün ya manşetten ya da 1. sayfadan veriyor ama,

Bir ülke medyası düşünün ki 30 yıldır 60 bine yakın insanımızın canına mal olan bu soruna yaptığıyayın ve programlarıyla çözüm arıyor ama,

Aynı zamanda bu ülkenin medyası30 yıldır süren kirli savaşın kızıştığı o meş’um 6 yılda (1990-1995) yakılıp yıkılan 4 bin köyütartışıyor ama,

Bir basın dünyası düşünün, 2 milyon insanın bu sorundan dolayı zorunlu göçe tabi tutulduğunu haklı olarak -hala- her gün haber yapıyor ama,

Bir ülkenin gazetelerini düşünün, her gün 500 milyar doları bomba, kurşun, mayın yaptığımızı ve bu bombaları dağlarımıza-taşlarımıza yağdırdığımızı yazıyor ama,

Bir ülkenin gazetelerini düşünün, hemen hemen her gün birkaç köşe yazarı bir şekilde bu sorunu kendi penceresinden gördüğü gibi kaleme alıyor ama,

Hakkını yemeyelim, basınımızda bu sorunu her zaman kaleminin hakkını vererek yazan bir avuç insan oldu ama,

Bir ülkenin TV’lerini düşünün, her gün birçok kanalda bu soruna çare bulmak için çeşitli tartışma programları yapılıyor ama,

Bu yayınlarla kimileri bizi yakan bu yangının ateşin çemberini genişletse de, bazılarıda sadece adaleti, eşitliği söylemeye yazmaya özen gösteriyor ama,

Son yıllarda 'Kürtlerin PKK sorununu' bilmeden sürekli 'Kürtler PKK'ya sesini yükseltmiyor' diye sitemler ediliyor ama...

Ve bu sitemleri onlarca TV, gazete ve dergi söylüyor, yazıyor...

Ama gelin görün ki bu gazetelerde 5 tane Kürt köşe yazarı yok, olmalı değil mi(ydi)?

Ama bu televizyonların program yapımcılarından, sunucularından bir tanesi bile Kürt değil, olmalı değil mi(ydi)?

Ama bu basının hiçbir genel yayın yönetmeni Kürt değil, olmalı değil mi(ydi)?

Ama bu gazetelerin bir tanesinin bile yazıişleri müdürü Kürt değil, olmalı değil mi(ydi)?

Ama bu Tv’lerin hiç bir tanesinin haber sunucusu Kürt değil, olmalı değil mi(ydi)?

Değil mi, değil mi, değil miydi..?

İşte azizim,

Sizin/bizim Kürt Sorunu adını verdiğimiz şey yasalarımızda, kurumlarımızda, sosyal hayatımızdaki bu adaletsizlik, dengesizlik ve eşitsizlikten doğdu.

Allah için, gazetelerinizde Kürt yazarlardan, aydınlardan yazabilecek hiçmi kimse yoktu? Kendimi anlatmıyorum, İslamcıya rezervlisiniz hem bakın ne zorluklar çekiyorum devrik bir cümle kurmak için. Tabi, bunları anlatırken kimi dönemlerde ve el an medyada yazan Kürt yok/tu demiyorum. Var, hem bunların varlığına da seviniyoruz, ama 2-3 kişilik sevinç. Budur olay sayın patronlarım ve  genel yayın yönetmenlerim. Önemli olan, dert ettiğim şey yasaların bana verdiği "yasalara uygun gazete çıkarabilirsin, gazetelerde yazabilirsin" hakkıdeğil, size ait medyada sizin bize sunduğunuz (aslında sunmadığınız) imkânlarısorguluyorum.

Bundan önceki dönemlerde savaş çığırtkanlarının yaptığı gibi yalan-yanlış, kirli-kanlıikinci el ve tarafgir haberler değil, bizler kara propagandadan arındırılmış, birinci ağızdan doğruları söyleyerek-yazarak kardeşliğe kalıcıkatkılar sunardık. Doğru bilgi, doğru ağızlardan ve dosdoğru anlatılınca doğru sonuca varışı kolaylaştırırdı. Bunu neden önemsiyorum biliyor musunuz? Çünkü bu bölgede yaşayan ve sorunu en iyi izleyen ve bilen bizler, bölgemizde meydana gelen olayların basında haberlerde, köşe yazarlarının kaleminden, tv progamlarında sözümona analistler tarafınan nasıl çarpıtıldığına şahit olduk ve maalesef bu çarpıtmalarla kardeşliğe nasıl kastedildiğini bir bir gördük ve hala görüyoruz... da kime, ne ile ve nasıl anlatsak..?

Orhan Miroğlu geçen gün bir televizyon programında dile getirdi; 'bu sorunun çözülmesini istiyorsanız Kürtlerin ulusal medyada yazmalarına imkan tanımalısınız' diye, ama...

Geçen gün bir toplantıda katılımcılardan biri olmasından dolayı Cengiz Çandar'ıörnek göstererek söyledim:

"Biz (özellikle islamcı/dindarlar) sorunu, olayları, kargaşayı, halkın nabzını velhasıl olan biteni en doğru ve tarafsız bir şekilde yazıyoruz, ama Cengiz Çandar sabah erkenden çıkan yazısında -bizim bölgeden olmamız hasebiyle- bütün doğrularımızı kendisinin az doğrularıyla -ulusal basında yazdığıiçin- yerle bir edebiliyor, nasıl çözüme katkı sunabiliriz ki?" Sanki sizin de "ama" dediğinizi duyar gibi oldum...

Dedik ya bu yazımızda “ama”larla gideceğiz, işte bir “ama”daha;

Ama siz bunu bize çok gördünüz, bize güvenmediniz.

O gün medya patronu olup hala bu patronluğunu sürdürenlere sesleniyorum;

Hassasiyetlerinize kurban edildik biliyoruz, ‘dünyalık’ hassasiyetlerinize…

Çekincelerinizi biliyorum; söyleyeceklerimiz, yazacaklarımız ya gazetelerinizin-Tv’lerinizin yayın politikalarına uygun değilse... Ya bu yüzden yayın organınız bir sıkıntıyaşarsa, ya bankalarınıza bir zarar gelirse, değil mi? Çünkü savaşın derin ve karanlık lobisi güçlüydü. Tamam, ama bankalara, petrollere, santrallere, borsa hisselerine gösterdiğiniz hassasiyetin onda birini bu ülke evlatlarının akmakta olan kanıiçin gösteremez miydiniz?

TV programlarına tartışmalar için davetleriniz bile ayırım kokuyor. Bu konuyu (KIZAN KIZSIN SİZİYAZDIM) başlıklıyazımda detaylandırmışım.

Şimdi gördünüz müadaleti, eşitliği, hakkaniyeti? Şimdi gördünüz mümedyadaki çok sessizliğin görmemizi engellediği zenginliğimizin ne kadar değerli ve gerekli olduğunu?

Geçen dönem sadece Aydın DOĞAN’ın medyasında iki yüzüaşkın köşe yazarıve tv programcısıvardı? KaçıKürt’tü, şu an kaçıKürt?

Bunu nasıl anlamamızı, karşılamamızıbeklersiniz?

Ne yapalım, böyle gerekli görülmüşdeyip unutmamızımı? Yoksa takdir-i ilahi deyip sineye çekmemizi mi? Ya da büyüklerimizin takdiri! basitliğine düşmemizi mi?

Hayır,

“Statükocu ve bundan nemalanan patronların, darbe sever genel yayın yönetmenlerinin, savaştamtamlarıçalan yazarların istedikleri bu'’dedik.

20-25 gazete de ortalama 120-150 arasıköşe yazarı, 25 editör, 25 genel yayın yönetmeni, 25 yazıişleri bulunur. Bunlardan kaçtanesinde Kürt yazar, editör, genel yayın sorumlusu var?

Bir bu kadar televizyonun haber tartışma-analiz programlarından kaçtanesi Kürt gazeteci, yazar, aydına ayrılabilmiş/ti?

Zor biliyor musunuz, çok zor…

Üzüldünüz mü?

Biz 30 yıldır üzülüyoruz;

Zaman, Star, Yeni Şafak, Taraf, Akit, Bugün, Türkiye, Hürriyet, Milliyet, Sabah, Akşam, Posta, Haber Türk, Sözcü, Güneş, Vatan, Radikal, Takvim, Milli Gazete, Yeni Asır, Yeni Çağ, Cumhuriyet, Milat…

Ve bir bu kadar televizyon.

Doğru ya, Kürtler bir Ahmet Hakan, bir Cüneyt ÖZDEMİR, bir NazlıILICAK, bir Hilâl KAPLAN çıkaramamışlardı. 'Her nerede, nasıl ve hangi imkânlarla' diye bir soran olsaydıbari.

Twitter:@ahmetay_