• 2.01.2013 00:00
  • (9277)

 Bundan önceki yazımızda Uludere olayının derin devlet ve dış destekçilerinin ortaklaşa planları olduğunu yazmıştım. Kimi zaman Türk çocuklarının (33 askerin vurulduğu Bingöl baskını, Göktepe baskını), kimi zaman da Kürt çocuklarının (Lice, Kulp, Uludere baskınları) kanları üzerinden yürütülen bu “kirli savaş” sadece barış olmasın, hükümetler militarizmin vesayeti altında kalsın içindir.

Şimdi umuyor, diliyor ve biliyoruz ki kanın akmaması için yapılan görüşmeler ciddi bir aşamaya gelmek üzere. Ebedi kardeşlik ve barışa birkaç adım kalmışken bu sürece bir damla da olsa katkımız olsun istedim.

Bu yazıyı hazırlamadan çok önceden beri Roboski’ye üç kere gittim. Pek çok aydın, akademisyen, yazarla olduğu gibi, seyda, esnaf, öğrencilerle de konuşup tartıştık. Ayrıca Doğu'da Diyarbakır, Batman, Bitlis, Siirt, Mardin, Bingöl, Şanlı Urfa, Van, Hakkâri, Şırnak, Elazığ, Erzurum, Muş, Batı'da ise başta Bursa, Kayseri, Kocaeli, Antalya, İstanbul, Kütahya, Eskişehir olmak üzere 38 vilayetten STK'lar, kanaat önderleri ve bireylerle dertleştik. Bu dertleşme ve görüşmelerden sonra onların adına olmasa da onlarla yaptığım görüşmelerden çıkardığım ‘yekûndan’ hareketle bu yazımı hazırladım. Ayrıca bu görüşmelerden Roboski meselesinde büyüyen acının dindirilmesine yardımcı olacağına inandığım önerimi takdirlerinize sunuyorum.

Sayın başbakan -kimi zaman- sitemle; “Uludere hadisesini iki de bir gündeme getirenler PKK’nın değirmenine su taşır” dese de bizim ‘sucu’ olmadığımızı dünya âlem bilir ve eminim ki Sayın başbakanımız da bunu çok iyi biliyordur.  Hem o kadar şeffafız ki karşıdan göğsümüze bakan sırtımızı görebiliyor. Bu sebeple Uludere/Roboski ile ilgili düşüncelerimizi hiçbir zaman ‘acaba’ endişesiyle yazmadık.

Doğrusu her kesimiyle insanımızın, askerimizin, polisimizin, sivilimizin, dağda ölen çocuklarımızın ölümleri bize acı verir. Bingöl’de pusuya düşürülen askerlerin, Foça’da öldürülen köylülerin, Bingöl-Ilıcalar’da el bombalarının pimini çekip ölen PKK’lilerin ölümleri acı. Roboski de her 'kalb' taşıyan insan için büyük ve unutulmaz bir acıdır. İnsanlık ayıbıdır, kardeşliğe, birlikteliğe yapılan bombalı saldırıdır. Bu olayla kardeşliğe bomba atanların amaçlarına ulaşmaması için hepimize ve en çok da hükümete, sayın başbakana büyük iş düşüyor.

Roboski ile ilgili bugüne kadar çok şey yazıldı, söylendi;

Resmi olarak Roboskililerin 'yanlış alınan (milli/yerli) istihbarattan dolayı 'hataen' bombalandığı' sayın başbakan ve sayın genelkurmay başkanı tarafından açıklanmıştı. Ve Sayın başbakan 'davanın Ankara'nın dehlizlerinde kaybolmasına izin vermeyeceğiz' demişlerdi. Bu ümit bizde hala canlıdır ve davanın Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmamasını bekliyoruz.

Ve,

Olay bütün yönleriyle ortaya çıkmadığı sürece diyorum ki;

Olayın kasten/taammüden olmaması temennimizdir. Hataen olması da çok acı olsa da kasten olması 'insanlığımızı' bombalamak isteyenlerin amacına da hizmet etmesi açısından çok daha acıdır. Hem taammüden olmayınca acıyı hafifletmek de mümkün. Mümkün, ama bizler de bu mümkünata imkânlar sunmalıyız ki açılan yara daha da kapanmaz hale gelmesin, getirilmesin.

Bugüne kadar -istisnaları saymazsak- hem "oldu kardeşim, uzatmayın. Savaşırsanız böyle olur"cuların, hem de "siz bilerek öldürdünüz, buna sevindiniz katiller"cilerin sesleri üzerinden olay tartışıldı. Üzüm yemek isteyenlerden çok bağcıyı dövmek isteyenlerin fikirleri geçer akçe oldu.

Bu yazı ile bugüne kadar çözümü istemeyenlerin ve/ya çözümü erteleyenlerin söylediklerini söylemeyip, ille de çözüm, ille de mak(b)ul çözüm diyoruz.

İşin güzel yanı bu çözüm yolunu kendi şanlı tarihimizin değerli ve en değerli şahsiyetlerin pratiklerinden arayıp bulabiliriz. Zira biz Müslümanlar şanlı ve şerefli tarihimizde de çok acılar yaşamışız. Uhud okçuları ganimete saldırmasalardı Mekke müşrikleri tepeyi arkadan dolanıp Resulullah as.'a saldırabilirler miydi? Hamza ra. öyle kolay şehid düşer miydi?

Böyledir, büyük fetihler sadece büyük mutluluklara ve medar-i iftiharlara vesile olmadı, aynı zamanda büyük hatalara ve bedellere de yol açtı. Biz de bu yazımızda İslam Tarihindeki bir hadiseden yola çıkarak Roboski'yi kardeşlik duygularıyla ele alıp, yine adil ve kardeşliğe yakışır şekilde çözmek isteyenlere hakkaniyete dayalı mütevazi bir katkı sunmak istiyoruz.

İslam Tarihinde, Peygamber as. döneminde Roboski olayına benzeri olaylar yaşanmış mıdır? Yaşanmışsa Resul-i Ekrem sav. bunu nasıl karşılamış, ne yapmış ve nasıl yapmıştır? Sözü uzatmadan o döneme, Asr-ı Saadete gidip bakalım:

Tamam, kabul ediyorum ki tıpa tıp benzemiyor, aynı olay değil, aynı gerekçe ile de değil ama bizim için ciddi bir paradigmadır. Daha açık ifadeyle bizim için sünnet-i Rasulullah yani Nebevi metod/uygulamadır. Bu benzetmede, analojide eğer bir kusur varsa ve/ya olacaksa peşinen itiraf ederek diyorum ki, kusur şahsıma aittir ve kusurumu ellerimin üstüne alıp başta Resul-i Ekrem sav.’in sonra da sizlerin affınıza sığınıyorum. Zira bir yandan ümmetin en değerlisinin aziz hatırası, diğer yandan da cennetin ayaklarının altına serilen annelerin yürek acısı var. Bu sebeple varsa kusur şahsıma aittir.

Tarih 630 Mekke:

"İzaca'e nasrullahi wel feth" müjdesinin zamanı gelmiş, Mekke'nin şanlı fethi gerçekleşmiş ve Resul-i Zişan ile ashab-ı kiram Medine'ye dönüş hazırlığındadır. Ama Peygamber as. önce çevre kabileleri islama davet etmek için elçilerini göndererek tebliğ görevini yerine getiriyordu. İlk olarak da zamanında müşriklerle işbirliği yaparak Müslümanlara büyük zararlar veren Mekke civarındaki kabilelere elçilerini gönderiyor, islamla şereflenmeleri için islama davet ediyordu.

Resulullah sav.  yol üstünde bulunan ve stratejik konuma sahip (Mekke'nin güneyinde Yelemlem-Gumeysa'daki) Ben-i Cezime kabilesine Halid B. Velid'i görevlendirmişti. Diğer kabilelere tebliğ için giden elçiler iman etsin-etmesin kimsenin kılına zarar vermeden dönerken, Halid bin Velid gönderildiği kabileye tarihe büyük acı olarak geçen Ben-i Cezime katliamını yaşatmıştı. İslama davet için giden Halid B. Velid kan dökmüş ve büyük bir acıya sebep olmuştu.

Halid, tebliğe muhatap olan bu kabilenin“teslim ve/ya Müslüman olmadığını, Beni Cezime kabilesinin Müslümanları gördüklerinde silahlandıkları ve bazılarının bütün ısrarlara rağmen silahlarını bırakmadıklarını...” Ve ilk fırsatta Ben-i Cezimelilerin Müslümanlara saldıracaklarını düşünmüş. Bu sebeple Halid'in emriyle bütün kabile esir alınır ve bu esirler "... bakım ve güvenlikleri için askeri birlik içinde(ki farklı kabilelere A. Ay)paylaşılır. Sabah olunca Halid’in (Ben-i Cezime kabilesinden olup esir alınan 350 kişi için A. Ay) 'öldürün' emrini sadece Süleymliler yerine getirmiş, diğer kabilelerden oluşan birlikler ise Ben-i Cezimeli esirlerin hayatlarının kendilerine emanet olduğunu söyleyip Halid'in öldürme emrini yerine getirmemişlerdir."[1]

Ve maalesef "Halid'in emrine uyan Süleymliler 30 kişiyi öldürmüştür".[2]

Olay Resulullah sav.'a intikal edince Rahmeten lil’âlemin as. üzüntüden uzun uzun secdeye kapanıyor, secdede gözyaşları dökerek "Allah'ım, Halid'in yaptığından beriyim, Allah'ım Halid'in bu yaptığından beri olduğumu sana arz ederim" diyordu. Halid'in kafilesi dönünce Resulullah kafilede bulunanlara Halid'i engellemedikleri için sitem edip; “aranızda hiç mi Halid'i durduracak merhamet sahibi biri yoktu? Allah'ım Halid'in bu yaptığından beri olduğumu sana arz ederim" diye yakarmıştır.[3] Olay üzerine çok sevdiği komutanı Halid’i sorgulamış, azarlamış, kınamıştır. Hiç beklemeden kendisinin ve halkın en sevdiği şahsiyet olan amcası oğlu, damadı İmam Ali’yi (ra) Ben-i Cezime kabilesine gönderir. İmam Ali ra. Resul-i Ekrem as'ın selam taziye ve üzüntülerini kabileye iletir. Ayrıca Halid'in yaptıklarının Resul-i Ekrem'in emir ve talimatları olmadığı gibi, bu menfur olaydan Resulullah sav.'in büyük üzüntü duyduğunu, Halid'in hatalı olduğunu kabul ettiğini belirtir. İmam Ali kabile ve maktullerin varislerinin gönlünü alır. Sonunda kabileye “diyet ödenmiş, öyle ki 'köpeklerinin kırılan su kaplarına kadar' tazmin edilmiştir. Hatta kaynaklar İmam Ali’nin helallikten sonra 'daha bizim bilmediğimiz ne kadar zarar ve ziyan varsa' onlar için diyet ve tazmini fazlasıyla vermiştir"[4] dediğini belirtmiştir.

Şimdi,

Bizler bu bilgilerden hareket ederek şu sorularla Roboski için Ben-i Cezime hadisesinden çözüm arayabilir, üretebiliriz:

Uludere'de insanlarımız hataen katledildiklerinde devlet olarak neyi yapmadık veya neyi eksik yaptık?

Devlet olarak yapmadıklarımızın mazereti olabilir mi?

Bu aşamadan sonra ne yapılmalı?

Soruları bir cümleyle cevaplamak mümkün ama biz bir kaç cümleye sığdıralım;

Devlet olaydan 13 saat sonra olayı sıradanlaştıran açıklamasıyla eksik ve yanlış yapmıştır. Normal bir operasyonmuş, alelade bir hata-kazaymış gibi yansıtıldı.

Devlet, güvenliklerinden sorumlu olduğu vatandaşlarını uçakla bombalamış ve fakat cesetlerini orta yerde bırakmıştır. Devlet, hataen de olsa öldürdüğü insanlarının, vatandaşlarına ait cenazelerin karda kışta atlarla, katırlarla, traktörlerle üst üste istif edilerek taşınmasına seyirci kalmıştır.

Devlet oraya önce 'Ali'sini göndermeliydi. (İlk günlerde taziyeye gönderilen bakanların gittikleri ev -olayla alakası olmayan- korucu başının eviydi.)

Daha sonra geç olsa da Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi, kızları Sümeyye Erdoğan ve heyetinin ziyareti çok değerli ve anlamlıydı.

Bundan sonra yapılması gerekenler sırasıyla:

Sayın başbakan geçmişte bu olayı kendilerinin asla arzu etmediklerini söylemişlerdi. Ve eminiz ki Sayın Erdoğan bu olayın olmasını asla istemediği gibi, bu müessif olaydan dolayı son derece üzülmüştür.

Bu sebeple başlangıç olarak Sayın başbakanın (uygun bir zamanda ama gecikmeden) üzüntülerini yeniden dile getirmesi çok olumlu olur kanaatindeyim. Dersim için özür dileyen başbakanın Uludere için (zıtlaşma olmasaydı çoktan özür dilerdi) dilemeyeceğini düşünmüyorum. Uludere'yi ziyaret etmesi, 'devlet adına' özür dileyip yine 'devlet adına' maktullerin ailelerinden helallik istemeleri anlamlı ve değerli olur.

Sonra da sivil inisiyatif, STK'lar, yazarların öncülüğünde bir kampanyayla 'faillerin ortaya çıkarılmasının hızlandırılması' talep edilmelidir.

TSK, bu olayda dahli bulunanları idari ve yargı süreci sona erinceye kadar açığa almalı ve olayın faillerini bir an önce yargı karşısına çıkarmalıdır.

Demem o ki;

Sayın başbakan Roboskili kardeşlerine “bombalama hataydı, beraberliğimizi ve kardeşliğimizi bombalayanları bulduk, cezaları da yargı ile alakalıdır, 'hakkınızı helal edin’ beraberce aşacağız bu zorlukları” dedikten sonra 'tazminatı köpeklerin su kaplarının tahribine varıncaya kadar' yani 'katırların üzengilerine kadar' ödüyoruz derlerse, derdi üzüm yemek olanların yaraları sarılır. Bağcıyı dövmeyi esas alanları da ne yaparsanız yapın memnun edemezsiniz, dertleri başka.

Tabi, anlatmaya çalıştığım şekilde ya da başka mak(b)ul yollarla bu katliamın yaraları sarılmaz ise o zaman da olay başka anlaşılır ki çabamız 'başka'lıklar olmaması içindir.

Twitter: ahmetay_

 

 



[1]M. Hamidullah, İslam Peygamberi; c. 1, s. 480.

[2]Sîret Ansiklopedisi, c. 1, 562.

[3]Doç. Dr. M. Azimli, Siyeri FarklıOkumak II- 212-213.

[4]M. Hamidullah, age, s. 480.