• 9.01.2013 00:00
  • (5559)

 

Düşmanınız sizin zayıf yönünüzü bilmemeli, zaaflarınızdan asla haberdar olmamalı. Yoksa  sizi her vurmak istediğinde bu zayıf yanınızdan vuracak, size karşı hep bu zaaf/larınızı kullanacak.

Futbolda benim gibi (şaka tabi) iyi bir golcü karşılaşacağı takımın zaaflarını, defansını ve özellikle kalecisini çok yakından tanımalıdır, yoksa iyi bir golcü olamaz.

Devletler, örgütler, liderler de bu konulardaki özellikleriyle (zaafları, zayıflıkları) düşmanları tarafından çok iyi analiz edilirler. Mesela daha önceleri ABD ziyaretlerine bizimkiler kalın dosyalarla istek ve şikayetlerini götürüyorlardı. Bu istek ve şikayetler de ABD'nin işine gelmiyordu. ABD bu istekleri geri çevirmek için de NATO ülkesi, 'müttefik' ve dost ülke Türkiye'yi incitmeden yapmanın yolunu çok iyi keşfetmişlerdi. ABD'liler bizimkilere ne mi yapıyorlardı?

ABD'liler görüşmelerin hemen başında sözlerine başlarken "dünya lideri Atatürk" ya da "Kahraman Türkler" veyahut da "bizim için çok önemli bir ülkesiniz ve modern, laik, demokratlar olarak siz islam alemine örnek ve..." ile başlayan cümleler bizim böyyük adamları küçüüültüp "dosyası koluna, herkes yoluna" yapıp gönderiyorlardı.

Bunu başka alanlarda da kullananlar oldu; PKK ile barışgörüşmeleri ihtimaline dahi bu yöntemle engel oldular. 1993'te başlayan ilk ciddi barışgörüşmeleri, bu sürecin mimarı olan rahmetli Özal'ın öl(dürül)mesinden sonraki haftalarda Bingöl baskınıyla bitirilmişti. Çünkü hamaseti sürekli tavan yapma rekorları kıran bizlere "bu hain, vahşi örgütle görüşme olmaz, hele hele barış hiçolmaz, bunlar sadece öldürülür" dedirttiler. Peki, bizler de "PKK ile görüşme ihanettir, vatan hainliğidir" sloganlarını attıktan sonra bin kere barış gelse bile bu hamaset fışkıran atmosferde hangi siyasetçi PKK ile görüşmeye cesaret edebilirdi?

Daha sonra, özellikle Ak Parti iktidarında PKK'nin silah bırakma girişimleri hep provokasyonlara kurban edildi. Gah PKK'nin derin güçleri, gah devletin derin güçleri bazen de uluslararas ıservisler barış süreçlerini kundaklayan eylemlerde bulundular. 2005 süreci, Anneler buluşması, Habur süreci, Oslo görüşmeleri, 2011 Roboski öncesi süreç, 2012 Mayıs'ıiçin Riccardone ve B. Atalay'ın açıklamaları sonrasıvs. süreçlerinde zaafımızı bilenler onların kundaklamalarına boyun eğeceğimizi de bildikleri için bir tek kirli eylemleriyle kardeşkanının akmasına devam dediler. 

 Neticede dini duyguları, hamaseti, milli gururu en kolay pik olan/edilebilen halka sahibiz. Halkın değerlerine duyarlılığı takdire şayan olmakla birlikte, kimi olaylara karşı gösterdikleri reaksiyondaki orantısızlık, barış karşıtı tarafın provokasyon iştahını kabartıyor ve bunlar da zaafımızdan hareketle barış süreçlerini kolaylıkla sabote edebiliyorlar.

Bunu çok iyi bilen malum çevreler şimdi de temkindeki haklılıkları bir yana,  yürütülen görüşmeleri peşinen mahkum ettiler. Bunları anlayabiliyoruz, neticede bugüne kadar bütün barış süreçleri provokasyonlarla sona erdilirilmişti.

Ancak,

Bu endişe var diye barış adımlarından çekinmek yerine, 'provokasyonlardan dolayı atılan barış adımlarının hiçbir şekilde provoke edilemeyeceğini' ilan etmek daha mak/b/uldur. Karşılıklı olarak taraflar "bizler kendi güçlerimize hakim olacağız, birileri provoke ederse de bunu istemediğimizi ve bunların karşısında olduğumuzu ilan ediyoruz" deyip bu karara bağlı kalırlarsa barışı sabote etmek isteyen güçlerin eli zayıflamışolur.

Ama bazılarıda her hal-u kârda süreç karşıtıldırar. M. Baransu, E. Uslu, G. Avcı, R. Mengi, A. Bulut bu konuda ümitsizlikten de öteye geçiyorlar.

Bakın Gültekin Avcı"Hükümet ısrarla "Tek amaçsilah bıraktırma, silahların susmasıdeğil"diyor.

Ama KCK'nın 1 numarası Murat Karayılan, "Silah bırakmamız değil silahlıgüçleri sınır dışına çekmemiz isteniyor"dedi.

Karayılan'ın açıklaması'yeni İmralı süreci'ne en büyük darbeyi indirdi bile. Sayın Avcı pekala biliyor ki adı üzerinde, devlet henüz Öcalan'la görüşmelerde. Yani olmuş bitmişbir şey yok ki  Karayılan farklıbir şey söyleyince "sürece darbeyi indirdi" diyebilelim. Bunlar daha yeni yeni Öcalan'la görüşülüyor.

İkincisi, sayın Avcı"Karayılan, "Esas olan silahlı güçlerdir"diyerek Kandil'in Öcalan'dan önemli ve belirleyici olduğunu söyleyerek müzakerecilere ikinci bir hayal kırıklığı yaşattı…Bunlar müzakere sürecinin sonuçsuz kalacağını baştan gösteren parametreler..." Allah aşkına siz bu açıklamadan Sayın Avcı'nın çıkardığı sonucu çıkarabiliyor musunuz? "Esas olan silahlı güçlerdir" ifadesi sadece süreci bitirmeye mi yarıyor?

Sayın Avcı hayallerimizi çizmiş"KCK ayaklarının diğer 3'ü dururken hedeflerine en çok yaklaştıklarıTürkiye'de, örgütün silah bırakmasını beklemek koyu bir ütopyadır" yani, yanisi şu;

Boşverin şu görüşmeleri, daha çok öldürün ve tabi ölün, sonra PKK barış için gelip size yalvaracak. Örnek de İran'ın dandik PEJAK'ı. Allah'ım aklım sana emanet.

M. Baransu ise Umut” yazısı yazmak üzere bilgisayarımın karşısına oturmuştum ve okuduğum ilk haber Erdoğan’ın bu açıklamaları oldu. Umudum başlamadan bitiyordu. Zihnimde bundan sonra yaşanacaklar belirmeye başladı.

Üzgünüm ama umuda direksiyon kırdığım yolculuktavardığım durak burası. Umut pompalayamam. Yanılmayı çok istesem de."

Barış sanki başka bir bahara kaldı”gibi. Yanlıştan doğru çıkmıyor çünkü" demiş.

Peki, Sayın Baransu'yu bu kadar ümitsizliğe sevkeden Sayın başbakanın hangi açıklamasıdır dersiniz?

"Kılıçdaroğlu'na sen kim, kredi tanımak kim?" demiş Sayın başbakan. Ha, bir de "genel af yok" demiş. M. Baransu da bu açıklamadan dolayı"barış sanki başka bir bahara" kaldı sonucuna varıyor. Allah'ım aklıma mukayet olamıyorum.

Yalnız  Sayın Avcıve Baransu da değil, Ruhat Mengi Hanımefendi de süreci beğenmeyelerden. Silivri sakini kimi Paşaların kızları Sayın Mengi'ye "Apo kahraman da babamız hain mi?" demişmiş. Vallaha kimse kimsenin kahraman adayıdeğil, ama birilerinin babalarının darbeci olduğunu "Türk milleti adına" karar veren devletin bağımsız yargısı-savcısı söylüyor.

Diyor ki Sayın Mengi:

"... Yine pazarlıklar yapıldı, vaatler verildi, PKK referandum öncesinden seçim sonrasına kadar eylemsizlikkararı aldı, BDP referanduma katılmıyor gibi yaparak Güneydoğuda oylarının iktidar partisine dönmesini sağladı…”Demek ki sizin oralardan bu bölge b/öyle görünüyor öyle mi? Şimdi neden halkımız on yıllarca inim inim inletildiğini daha iyi anlıyoruz. Halkından haberdar olmamak böyle bir şey işte. Sayın Mengi bu bölgede referandumda oy kullanmak istediği halde halkın büyük bir kısmının BDP ve PKK'nin baskısından dolayı sandık başına gidemediğini bilmiyor. Ama eğer biliyor da "BDP referanduma katılmıyor gibi yaparak..." diyorsa o zaman bunun adıbaşka bir şey olur.

Peki Sayın Mengi, 2010 Eylül'ünde, PKK’nin ateşkes kararı sürecinde, referanduma 3 gün kala, Ramazan Bayramına 1 gün kala ve halkın BDP boykotunu delerek sandığa gidip referanduma sunulan anti vesayetçi maddelere EVET oyu kullanmayı düşündüğü bir sırada eylemsizlik gereğmağaradaki 9 PKK'liyi öldürenler bunu neden yaptılar dersiniz? Bu sorumun cevabını BEN BİLE veremem! Ama o olaydan dolayı binlerce insanın sandığa gitmediğinin bilgisini verebilirim. Ayrıca o "paşaların kızları" babalarına bir sorsalar da biz de öğrensek; o paşalar o dokuz PKK'liyi, bölgede BDP'ye rağmen halkın Ak Parti lehine olan anayasa referandumuna evet dememeleri için öldürtmüşolabilirler mi?..

Devamında Sayın Mengi soruyor: "Eğer bugün Öcalan terör örgütüne 'silah bırakın' çağrısı yapıyorsa, örgüt de kuzu gibi bu emre uyacaksa bundan önce neden yapılmadı...”Araştırmasız gazeteciliğe doktora tezi konusu soru!

İşte Sayın Mengi'nin bu sorusuna cevap verebiliyorum, ama bir soruyla: Sayın Mengi, Öcalan 1999'da bütün PKK'lileri sınır dışına çıkarmak isterken “yok 500 kişi kalsın, lazım olur”diyen Saygunlar Öcalan'dan neden bu talepte bulundularsa Öcalan’a bunu da yine aynı Saygunlar yaptırmadılar. Saygun Paşanın kızı belki yaşı, belki başı gereği bilmiyordur, ama biz çok iyi hatırlıyoruz: "Tutuklu Öcalan PKK'li bütün güçleri Kandil'e gönderme talimatını Kandil'e bildirirken kimi Paşalar gidip Öcalan'a 'hayır, 500 silahlı militanınız kalsın, ilerde lazım olabilir' diyen Paşalarımız herhalde bunu kendi bahçelerinin temizliği için istememişlerdi. Neden o kızların Paşa babalarının böyle bir talepte bulunduklarının cevabını Silvri'deki duruşmalarda öğrendik ve daha çok şey öğreneceğiz.

Aslan Bulut da barışıve umutlu olmayıçok istediği halde! umutsuz gazetecilerimizden... Ama Sayın Bulut daha "derinden" yazıyor, yaranın derininden; "Türk halkının oylarıyla seçildiği iddia edilen Tayyip Erdoğan" buyurun, etraftan rast gele adam toplayıp köşe verirlerse olacağıbu işte.

"Türk halkının oylarıyla seçildiği iddia edilen Tayyip Erdoğan" Anteplilerin bir sözüvar: "Ala sana bir kaya, nereye dayansan daya" diye. Ya hu hangi gezegen size tahammül edemedi de?sizi buraya fırkattıki hala bu halkı tanımasınız ve bu halkın değerlerine, tercihlerine saygı duymuyorsunuz? "Türk halkının oylarıyla seçildiği iddia edilen Tayyip Erdoğan" bu ne yani? Bu cümle mi oldu şimdi? Her harf yığınını sözcük, her sözcük kalabalığı cümle mi olur? Hadi diyelim ki cümle oldu, anlamlı, doğru, aklı başında cümle olur mu? Asla ve kat'a.

Aslan Bulut bu laflarınıda halkını öldüren alçak bir katilden hareketle Öcalan'la görüşülmemesinin önemine! bağlıyor:

"Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad da son konuşmasında, teröristlerle muhatap olup olmama konusu ile ilgili şu sözleri söyledi: 'Siyasi diyalog kurmak istedik ama karşımızda bir muhatap bulamadık. Biz kuklalarla (Suriye muhalefeti ile) değil kuklaları oynatanlarla (Batıile) diyalog kurmak istiyoruz. Batı diyalog kapısını kapattı. Ülkelerini yabancılara satmayanlarla diyaloğu sürdürürüz' .. Öcalan'la görüşülmez”diyor Aslan Bulut.

Anlaşılıyor ki "Görüşmeleri kesin, savaşalım" diyorlar. Sanki bu kirli savaşta babalarının çocukları ölüyormuş.

Amaaa, Rabbim merhametini bu halka layık görmüşse analar böyle evlatlar doğurur. Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Adana Şube Başkanı Ersin Gülaçar: "Yüreğinde vatan sevgisi olan, oğlu şehit olunca vatan sağolsun diyen insanlarımız varken, öte yandan da terörün bitmemesi için devletin attığı adımları farklı lanse edip, polemik haline getirilmesini biz anlamsız buluyoruz. Bu süreçte hep beraber üzerimize düşeni yapıp, ülkemizi terör belasından kurtarmamız gerekiyor" diyerek 'acı nedir bilenlere' derman olmuş, acıyı başkalarının yüreğinde izleyenlere de dert olup onlara ders vermiş.

Sayın Erdoğan doğru yoldadır. Allah korusun şayet sonuçalınmazsa da "kim savaş, kim barış istiyor"u bütün halkımız görsün bilsin. Ve tabi, geçen sürede evlatlarımız da ölmüyorsa ne büyük kazanç ve bu anlamlı süreç barışiçin bir tecrübe olarak kalacak.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi de sürece destek verdiğini açıkladı ve sürecin başarılı ve sulhla sonuçlanması için dua etti. Demek ki bu konuyu daha çok yazacağız, hayırla ve barışa vararak inşaallah.

Twitter: @ahmetay_