• 18.04.2013 00:00
  • (8239)

 Bu feryadım Ağrı Dağı ihtişamının ‘Çanakkale Geçilmez'ine selamıdır. Hasankeyf'in Kapadokya'ya hasreti, Doğubeyazıt'ın Kapıkule'ye sevdasıdır bu. Bu, Şerafeddin Dağları'nın Çamlıca’ya aşkı, Diyarbekir Surları'nın Rumelihisarı'na tutukusudur. Bu, Ahmed-é Xané'den Eyup Sultan'a uzanan nefesdir. Mem-u Zin'in Aslı ile Kerem'ine ağlayışı, Dicle-Fırat'ın Sakarya'ya akıp giden coşkusudur bu.

Ey kardeşlerim!

Bizler "ebediyen kardeşiz", dünyanın hiçbir yerinde bu kardeşliğin bir benzeri görülmedi, görülemeyecek.  Bütün dünyaya numune olacak bir kardeşliktir bizim kardeşliğimiz, bu böyle biline...

Ey kardeşlerim!

Biz bu kardeşliği Malazgirt'te ortaya koyduk. Biz bu kardeşliği Haçlılara karşı bütün savaşlarda ortaya koyduk, bu kardeşliği biz Çanakkale'de, Dumlupınar'da, Anafarta'larda da ortaya koyduk. Biz kardeşliğin ne olduğunu hiç gerek yokken Kore Harbi'nde de dünya âleme gösterdik. Kıbrıs Barış Harekâtı bu kardeşliğin unutulmaz destanlarıyla dolu. Pişman değiliz, Allah korusun gerektiğinde her hal-u kârda kardeşlerimizle omuz omuza olacağız.

Peki, bu kardeşliğe rağmen yıllar yılı ülkemizde neler yaşandı dersiniz?

Ey kardeşlerim!

Önceleri sizin kabul ettiğiniz kardeşliğe rağmen tektipçi yöneticiler Kürt kardeşleriniz için 'yoktur böyle bir halk’ dediler. İnkâr ettiler tutmadı, asimile etmek için seferber oldular sizin dualarınızla birleşen dualarımız sayesinde başarmadılar. Sonra dilimizi yok hükmünde gördüler. Yok olmayınca da bu sefer anadilimizle konuşmamıza yasak getirdiler bedbahtlar.

Ey kardeşlerim!

Onlarca yıl radyo ve televizyonlarımızda Almanca, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça, İbranice, Portekizce, Yunanca, Bulgarca, Sırpça... ne kadar dil var ise bütün dillerde şarkılar söylendi, repler yapıldı. Kikiki Kukuku'larla dans edildi. Doğrusu bazıları çok da hoş parçalardı. Ama inanın sizin bu kardeşlerinizin (ana) dilinde de çok güzel şarkılar ve halaylar vardı: Melli Melli, Şemmame, Kevoke, Oke Kaşon... oyun ve müzikleri Kikikil'erden çok daha sevilecekti ülkemizde kardeşlerimiz tarafından.

Ey kardeşlerim!

Şimdi Allah aşkına söyleyin; bu kardeşlerinizin (ana) dilinden tek bir kere, tek bir gün, tek bir tane Kürtçe şarkı çalındı mı radyolarımızda, televizyonlarımızda? Bir tane, sadece bir tane şarkıyla ne kaybederdik? Bir tane manimiz, fıkramız anlatılsaydı; bir şiir, bir masal anlatılsaydı dilimizle sevinseydi çocuklarımız me olurdu?

Bütün ömürleri boyunca haberleri anlayarak dinlemekten mahrum bırakıldı annelerimiz. Hatta yemek tarifi bile yapılmadı bu kardeşlerinizin annelerinin dilinden. Bir çorba tarifi yapılsaydı annelerimize (ana) dilimizle kıyamet mi kopardı? Kardeşlik destanları anlatılsaydı, Malazgirt'ten Çanakkale'ye; Selahaddin-i Eyyubi anlatılsaydı muhteşem seferleriyle kardeşlik mi zedelenirdi? Tam tersi kardeşliğimiz daha da ESSAH olmaz mıydı? Ama olmadı, dilimizi birileri yok saydı.  Bunun ne kadar acı-keder dolu, ne kadar izdırap verici, ne kadar aşağılayıcı; bunun ne kadar hayretten de öte hayret verici olduğunu biliyor musunuz?..

Nerden bileceksiniz ki...

Ey kardeşlerim!

Bu bizi yok saymaktı, biliyorduk. Dilim varmıyor ama bu bizi ‘hiç'lemekti. Kardeş bildiğimiz tektipçi yöneticiler tarafından biz kardeşleri ‘yok' muamelesine tabi tutuluyorduk. Oysa bizler ilkokuldan beri "Varlığımızı Türk Varlığına Armağan Etmiştik". Ama buna rağmen bu tutum "sizler varla yok arası"sınız demekti bize. ‘Yaşıyorsunuz, vatandaşsınız... Türk, doğru ve çalışkansınız;' diliniz hepimize ait olan radyolarımızda, televizyonlarımızda, gazete ve dergilerimizde, dairelerimizde, tören ve şölenlerimizde; hatta hatta pavyon ve gazinolarımızda da yasaklamışlardı bu size de düşman olan tektipçiler...

Ey kardeşlerim!

Bizler ilkokulda öğrenci iken (kimi zaman evlerde bile) Kurmanci-Zazaki konuşamıyorduk biliyor musunuz? Çünkü öğretmenlerimiz anadilimizi konuşmamızı yasaklamışlardı. İşin acı tarafı biz de yıllar sonra bir süreliğine de olsa öğretmen olduğumuzda aynı şeyleri yaptık ilk dönemlerde. Ne trajikomik değil mi?

Ey kardeşlerim!

Bizim birbirimizle hiçbir hesabımız yoktu biliyorum, çünkü vanan kardeştik. Ama birilerinin bizlerle akıl almaz hesapları vardı. Bunun için de kardeşlerden birisinin giyim kuşamı, dili, sevdiği renkleri, tarihteki kahramanları ile ilgili yazıları vs. kimi zaman sansürlendi, kimi zaman yasaklandı, kimi zaman da görmezden gelindi... En çok görmezden gelmeler ağırımıza gitti biliyor musunuz? Sanki bir kardeş kardeşinin mutlu olacağı, sevineceği, sevdiği güzelliklerini yok sayarak ve/ya tepkisiz kalarak (adeta yerin yedi kat dibine batırarak) cezalandırıyordu. Ne kadar acı bilir misiniz ey kardeşlerim? Nerden bileceksiniz ki...

Ey kardeşlerim!

Gün geldi bu yükü artık çekemez olduk, ağırlaştıkça ağırlaştı. Dayanacak takatmiz kalmamıştı. Bir yandan çocuklarımıza sahip çıkmak için, öte yandan siz kardeşlerimize derdimizi anlatmak için çırpınıyorduk.

Peki, siz ne yapıyordunuz/ne yapıyorsunuz kardeşlerim? Bunlara niçin izin veriyordunuz/veriyorsunuz? Yükümüzü hafifletmenizi beklerken niçin hiçbir şey yapmadan bekliyordunuz/bekliyorsunuz kardeşlerim?

Ey kardeşlerim!

60 bine yakın insanımızı kaybettik. Siz sadece "evlatlarınız olan evlatlarımıza" ağlarken biz hepsi evlatlarımız deyip 60 bin defa ağladık. Askerlerimize, polislerimize Kürtçe ne ağıtlar yakıldı biliyor musunuz?

Nerden bileceksiniz ki?..

Ya Kulp'ta öldürülen on bir köylüye, Uğur Kaymaz’a, asit kuyularına atılan çocuklarımıza ağlayanınız..? Vazgeçtim, bunu sormadım kabul edin.

Ey kardeşlerim!

Bütün Kürtçe isimli köylerimizin isimleri değiştirildi. Hem de Türkçe isimlerdeki güzellik gibi dünyanın en güzel isimleri anlamsız, boş, aceleye gelen abuk-sabuk isimlerle değiştirildi. Bu ne kadar zorumuza gitti biliyor musunuz?

Allah sizin de çocuklarınızı bağışlasın, kızım ‘’Dilan’'ın adını uzun süre yazdıramadım nüfus kütüğüne. "Şenlik, düğün, şölen" anlamına gelen “Dilan” ismini ‘yasak'; Kürtçedir deyip yazmadılar Kürt olan memur kardeşlerimiz.

Çünkü öyle emir almışlar. Çünkü "yeni genelge gelmiş"miş “Kürt kökenli” içişleri bakanın bakanlığından. Günlerce bekledim biliyor musunuz? Dahası kimi yerlerde çocuklarına bu tür sakıncalı! isimleri koyan ebeveyne "bölücü" damgası vuruluyordu. Olmaz demeyin, vallahi oldu kardeşlerim. Zeyneb, Muhammed, Esra diğer çocuklarımın isimlerini kolay yazdırırken Dilan ismine takıldı Kürt memur kardeşlerim.

Ey kardeşlerim!

Bütün bunlar olurken biz ne mi yaptık?

Merak ediyorsanız yarın devam edecek.

Twitter: @ahmetay_

 

(Bu yazımdan sonra iki yazım daha yayınlanacak, birincisi bu yazının devamı, sonuncusu bir mukayese. Bu yazıları okuduktan sonra karar vermenizi istiriham ediyorum)