• 1.05.2013 00:00
  • (4620)

 13 Aralık akşamı Tvnet’te Muhalif Programında söylediğim bir cümleden dolayı çok duygulandıklarını söyleyenlerin sayısı oldukça fazlaydı.

“Silahlar sussun konuşalım, tartışalım, bir ay, bir yıl, üç-beş yıl tartışalım, varsın sonuçta anlaşmayalım ne kaybederiz?

Hiçbir kaybımız olmaz, ama beş yıl boyunca bir tane kardeşimiz ölmüyorsa bundan daha büyük mutluluk-kazanç olabilir mi? Beş yıl boyunca hiçbir evladımız ölmeyecek, bu az mı?” demiştim.

Ve süreci hepimiz hatırlıyoruz, Sayın Tayyip Erdoğan Ocak ortalarında Öcalan ile görüşüldüğünü ve bu sulhun gerçekleşmesi için, yeni şehitlerin olmaması için, akan kanın durması için “gerekirse zehir içeceğim” diyerek kararlılığını sergilemişti.

Şimdi PKK çekiliyor,

Silahlar toprağa gömülecek,

Askere yollanan Mehmetçiğine annesi sadece ‘ayrı kalacağı sayılı günler için özlemle sarılacak' ve yavuklusu 'ellerim kınalı mı kalacak' endişesi taşımayacak artık.

Bir polis bölgeye atanınca annesi 'yavrum istifa et gitme' diye gözyaşları dökmeyecek.

Kürt anne çocuğunu okula, çalışmaya gönderince 'acaba bir şekilde dağa çıkacak mı' diye yüreği ağzında yaşamayacak.

Artık işsizler ordusuna yenileri eklenmeyecek, bombalara harcanan milyar dolarlar bize hepimize iş ve aş olarak dönecek.

30 yıldır samimi olarak 'bölündük-bölünüyoruz' diye endişe edenler artık yataklarında rahat uyuyabilecek...

Bildiğiniz gibi annelerin gözyaşlarına yürek dayanmaz,

El-hak doğrudur da,

Unutmayın ki babalar ağlayınca babaların gözyaşlarının önünde hiçbir güç ve kuvvet duramaz. Babaların gözlerinden düşen bir damla yaş, dünyanın bin katı büyüklüğündeki bir gök cisminin dünyaya çarpmasından daha büyük hasara sebebiyet verebilir. Tıpkı 1930'lu-40'lı yıllarda Türkiye'de olduğu gibi.

Peki, bu ülkede son dönemlerde artık babalar da ağladı duydunuz mu?

Duymadıysanız Google'ı, gazeteleri, Tv haberlerini değil, kalbinizi, vicdanınızı yoklayın.

Babalar ağlıyor ve siz duymuyorsanız sizden uçup giden ve sizler-bizler için hayati değeri olan bir şey yitirmişsiniz demektir.

Bütün bunlara rağmen hala samimi ve gayri samimi 'taviz verdiler, ülkeyi bölecekler, Kürdistan kurulacak" vb. safsata yayanlara inanıyorsanız dinleyin:

Hanımlar, Beyler,

Öncelikle insanlardan söz ederken ırklarına göre Türk-Kürt-Laz-Çerkez tasnifinden sonra her unsurdan etnisitelerine göre söz etmek istemezdim. Ama gelin görün ki bizi bu kullanıma mecbur ettiler.

Kasem olsun ki NATO-SENTO-CENTO-BM-AB-ŞANGAY-İKÖ ve bilumum uluslararası örgütler gelse dahi bölemezler bizi. Bir kere bölünme şıkkını geçin. Ne olur şu 'bölünürüz' yutturmacasını geçin lütfen. En ince yerinizden kendinizi vurdurmayın.

Aslında bizim bölünmeme sorunumuzu bölünme sorunu olarak yutturmaya çalışanlar var.  Kim, kimi, kimden ve nasıl bölecek?

En büyük Kürt şehri İstanbul. Dört milyon Kürt İstanbul'da, iki milyon Kürt Bursa, Ankara ve Kocaeli'nde yaşıyor. İki milyonu aşkın Kürt Antalya, İzmir, Mersin ve Muğla'da yaşıyor. Kürtler bu kentleri bırakıp sonra da bu şehitlere pasaportla gelmeyi göze alacak öyle mi? Bu yaygaracıları bilmem ama Kürtler bu kadar saf değil.

Biz Irak, Suriye, İran Kürtleri gibi bölgemize hapsolup kalmadık ki,

Biz rahatlıkla ülkenin her ilinde ikamet edebildik, yerleşebildik. Zalimliği dillere destan İnönü döneminde bile İstanbul'a, İzmir'e, Antalya'ya göç engellenmiyordu. Oysa diğer üç ülkede bu serbesti yoktu.

Ayrıca kimileri zaman zaman alaylı şekilde dile getirse de gerçekten de Türk-Kürt evlilikleri öteden beri çok yaygın.

Yaklaşık 5 (beş) milyon evlilik var Kürtlerle Türklerin gerçekleştirdikleri. Çoluk çocukları var. Daha geçen sonbaharda ben kızımı bir Türk ile evlendirmekten, Türk aile de benim kızımı gelin almaktan mutluluk duyduk. Kim kimi bölecek ve nasıl bölecek?

Hiçbir kültürel ve kimlik insanı can'ından ayıramaz. Kültürel haklardan dolayı bir anne ya da baba çocuklarından, bilmem ne hakkından dolayı dede torunundan ayrılacak öyle mi?

Bu saçmalıklara Türk kardeşlerimin inanmasını bekleyen 'proje analistleri' olacak tabi.

Fakat bilelim ki bugünkü “ipli-ipsizler” bizlerle 80 yıl boyunca kedi fare oyunu gibi oynadılar. Şimdi de aklımızla, zekâmızla oynuyorlar.

Hala 'bölünüyoruz, al bayrağımız gitti' gibi saçmalıklarına inanmamızı beklemeleri Türk kardeşlerimizin aklıyla, zekâsıyla alay değil de nedir?

Bu ‘ahlak özürlüler’ ortaya kusup 'biz bölünüyoruz' diyecekler ve bizler de aman aman bölünmeyelim diye sokaklara döküleceğiz, yok öyle yağma.

Son olarak diyorum ki;

Eğer bu ülkenin başbakanına,

Sizi bugüne kadar kandırmayan,

Size bugüne kadar yalan söylemeyen,

Ülkesinin saygınlığı için,

Sizin için, refahınız için, haysiyetli yarınlarınız için kendisinin, çocuklarının, yakınlarının, dostlarının canlarını defalarca suikastlara, zehirlenmelere hedef haline getiren R. Tayyip Erdoğan'a değil de;

Ne içtiği belirli

Ne idüğü belirsiz

Ne yaptıkları malum

Kime dost oldukları aşikâr olan ve bugüne kadar bu ülke için ciddi gayri ciddi hiçbir şey yapmamış “BORDO KLAVYELİLERE” inanıyorsanız,

Bu güne kadar yazdıklarımı şahid tutarak diyorum ki,

Ya Rab!

Şahid ol. Çünkü sen bize, "aleyhinize de olsa adil şahidler olun" diye ayeti kerimeyle ferman buyurdun, işte, ben lebbeyk diyorum ve sana yazdıklarımı arz ediyorum.

Ve Ya Rab,

Senin halkını yeryüzünde fitne üretim merkezleri sulh ve selametten uzaklaştırmak istiyorlar, biz de buna mani olma gayretindeyiz, bu fitnecilere fırsat vermeyeceksin değil mi?

Kardeşliğimizi öldürerek emperyalist amaçların kuklası olanlara yenilmemiz,

Afrika’daki bebelerin açlıktan ölmü,

Ortadoğu’daki mazlumların katledilmesi,

Asya’daki çocuk yaştaki kızların pazarlarda satılması demek,

Sana sığınıyoruz.

Twitter: @ahmetay_