• 3.06.2013 00:00
  • (4354)

 1923'te kurulan Türkiye 1920'lerden sonra Osmanlı'nın mirasına sahip çıkmayıp "Yeni Devlet, Yeni Medeniyet" kurmak istediklerini açıklamıştı. Bir projesinin olup olmadığı hala belli olmayan bu yeni medeniyet savı! ‘saf Türk’ (nasıl olacaksa) kodlamasına dayanacaktı.

Tarihten bağımsız, Selçuklu, Osmanlı medeniyetinden azade ve hiçbir yerli kodifikasyona sahip olmayan bu anlayışla bir asır kaybedildi. Adeta kendine yabancı olan bu zihniyet elbette ki mesafe alamayacaktı. Çünkü bu zihniyet kafatası ölçülerini esas alarak gelişebileceğini düşünmüş, ölüleri kabirlerinden çıkarıp aradıkları kemik ölçülerine başvurmuştu.

Xzosa (Zosa) kabilesinin dahi aklına gelmeyen yöntemlerle kendine yabancılaşmanın bütün maharetleri sergileniyordu. Xzosa kabilesinin hikâyesi çok uzun, 'ölülere uyarak dirileri göz göre göre ölüme sevk etmektir' Xzosa kabilesinin yöntemi. Bunu başka bir yazımızda ele alacağımız söyleyip kendi kabilemize, pardon devletimizin uygulamalarına dönüyoruz.

Ne mi yaptı(k)?

Bu yıllardır birarada ve kardeşçe yaşamayı esas alacağımıza ölüleri mezarlarından çıkarıp kafalarının ölçülerini aldık. Sadece 'Türklerin kafatası ölçümünü' kıstas alıp bütün vatandaşların kafasını bu ölçülere göre ‘Türk kafası’ olup olmadığını belirleyecektik.

Şaka sandınız değil mi?

Asırlarca önce vefat etmiş büyük usta/d Mimar Sinan’ın kafatası ölçümü bu ırkçı uygulamadan sadece bir örnek.

Gerçekten bu kafasızlığı yaptılar mı?

Bakalım:

 “1 Ağustos 1935 günü Sinan’ın Süleymaniye Camii’nin yanındaki mezarı Atatürk’ün direktifiyle Türk Tarih Kurumu’ndan bir heyetin huzurunda açılır. İskelet büyük oranda bozulmuştur (bazı gazetelerse sağlam çıktığını yazar). Kafatası yassı-geniş (brakisefal) çıkarsa ‘Türk’, uzun (dolikosefal) çıkarsa ‘öteki’ olacaktır. Neyse ki, Mimar Sinan ‘Türk’ çıkar.”(Cumhuriyet, 5 Ağustos 1935)

Olur ya, hani insan merak eder! Böyle bir dâhinin ne’ci olduğunu öğrenmek ister!

Gözü dönmüşlük, aklın da müşevveş olmasını gerektirir ki bu saçmalık bununla sınırlı kalmadı.

Kur’an’ın ifadesiyle “soy sopla övünmenin yersizliği” çılgınlığa varacak boyutlardaydı:

 

“20 bin 263’ü kadın olmak üzere toplam 64 bin kişi üzerinde pergelle yapılan kafatası uzunluğu ve genişliği, küçük alın, yüz ve alt çene açı genişliği ölçümleri, Prof. Eugene Pittard’ın dediği gibi o zamana kadar Türkiye’den başka ‘hiçbir zaman, hiçbir devletin’ başaramadığı müthiş bir fişlemeydi.” Bunun maksadı üzerinde durmuyorum, ırkçı temelli bir zihniyetin resmidir der susarız. Ama basiret ve ferasete sahip olmayınca asla hikmet sahibi olunamazdı. Hikmetsiz bütün plan ve projeler kim tarafından yapılırsa yapılsın ebter kalırdı ve nitekim bu halkın başına örmeye çalıştıkları bütün çoraplar sökük kaldı, çözüldü.

Geç olsa da anladık kardeşliğimizin essah olduğunu. Bin yıllık kardeşliği (ki Malazgirt’ten önce başlamıştı) bozmak için ellerinden geleni yaptılar. İnkârsa inkâr, imhadan çekinmediler, zulmün alasını yaptılar hem Türklere, hem Kürtlere.

Türklere uygulanan zulmün gerekçesine baktığımızda, karşımıza öylesine sinsi bir proje çıkıyor ki akıllara ziyan. Türkiye devletinde Türk olmak yetmiyordu. Devletini sevmek, yurduna feda olmak da yetmiyordu. Tek tip istiyorlardı; Herkes Türk ve de Türkçü, herkes laik (oysa birey/şahıs laik olamazdı), herkes Kemalist, herkes vesayetçilere muti olacaktı.

Ta ki Ak Parti iktidarına kadar.

Şimdi R. Tayyip Erdoğan'a karşı kümelenen muhalefet aslında 80 yıllık ayıbın takipçileridir. Bunlar bu gün farklı bir muhalefet sergilemekte. En ufak bir olayı kaosa dönüştürmeyi hedefliyorlar. PKK silah bırakınca moralleri bozulanlar bu yöntemlerle dezenformasyona başvurarak amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar.

Cumhuriyet mitingleri, Danıştay baskını sonrası olaylardan sonra şimdi de Reyhanlı sonrası oluşturulmak istenen kaos da tutmayınca Gezi Parkı eylemleri aynı amaca hizmet ediyor. Bugün (masum amaçla eyleme katılanlar hariç) Gezi Parkı eylemine öncülük edenlerin kahir ekseriyeti Dersim katliamına kör ve sağırdırlar. Dersim'in binlerce dönüm ormanını daha birkaç yıl önce yakan derin güçlere tek laf etmezler. Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen adına yapılan Havaalanı için katledilen ormana dair bir cümleleri yoktur.

Bunlar ucu Silivri'de bulunan derin güçler-JİTEM tarafından yakılan 4 bin köy için 'oh olsun' diyenlerdir. Ve bunlar 28 Şubat'ı kutsayan ulusalcı faşist Ergenekoncuların maşalarıdır.

Adına sanatçı dedikleri ETÖ artıkları 'dert Gezi Parkı değil, anla' ve 'burası Tahrir olmalı' diye halkı provoke etmek için sosyal medya üzerinden haysiyetsizce mesajlar yolladılar. Ama unuttukları bir şey vardı:

Millet artık oynanan oyunların tümünü hükümet karşıtı eylem olarak görüyor. Bu ETÖ'cü tayfanın bütün inandırıcılığını yitirdiğinin tescillenen resmiydi.

Polisin hiçbir olaya gereğinden fazla sert müdahalesini tasvip etmiyoruz, eylemci şiddet kullanmadıkça onlara karşı daha insani davranmalı.

Tabi eylemcilerin derdi başka olunca siz ne yaparsanız yapın tutumunu değiştiremezsiniz. Ama herkesin kafası değişecek,

Halkın seçtiklerini halk götürür, ETÖ değil.

Twitter: @ahmetay_