• 4.06.2013 00:00
  • (4513)

 Gezi Parkının geleceği için masum ve sivil olduğunda şüphe duymadığımız eylemlerin başlamasından sonraki iki günde polisin de müdahalesiyle olaylar çığırından çıktı ve masumlara provokatörler de karışma fırsatı buldu.

Hangi eylem olursa olsun provokasyona açık hale geldikten sonra o eylemin seyri başladığı gibi masum ve sakin süremez. Nitekim polisin müdahalesinden hemen sonra sırtı parçalanmış insan fotoğrafları sosyal medya üzerinden ‘işte, polis panzeri vatandaşı ezdi’ yalanlarıyla servis edilerek eylemle uzaktan yakından alakası olmayan binlerce kişinin galeyana gelmesini sağladı. Sadece bu mu?

Bakın, dünyayı rol modeller yönetiyor.

Bu rol modeller (ki çoğu dizi sanatçıları ve şarkıcılardır) masum olan hayranlarını ekranların sihirli gücüyle aline (alinasyon) ederler. Bu rol modeller 'gelin' der, 'aline olan masum hayranları' giderler, 'vurun' derler yine kimi 'aline olan bu masum hayranlar' vururlar. Bu rol modeller 'aline olmuş masum hayranlarına' her şeyi mubah kılabilirler, hatta (Aşk-ı Memnu gibi) dizilerde 'amcalarının hanımıyla gayri meşru ilişkiye girdiklerinde’ 'aline olmuş bu masum hayranlar' bu sahnenin bir tv oyunu olduğunu bilikleri halde büyük bir görevi ifa eder gibi “aman birileri gelmesin” diye dua ederler ekranların başında.

İşte bu rol modeller o gece iş başındaydılar.

O gece sabaha kadar bu rol modeller Twitter ve Facebook gibi en güçlü iletişim araçları (ki sadece bir kişinin 3 milyon takipçisi/izleyicisi/okuyucusu var) üzerinden yalan, iftira ve kışkırtmalarla eylemi terörize etmeye çalıştılar. Masum başlayan ve çevreci ruhla devam edeceği kesin olan eylem birden bire hükümet karşıtı eyleme dönüştü. Bu saatten sonra artık Ergenekon’dan tutun küresel sermayenin el atından yönlendirdiği uluslar arası lobilerin desteğiyle olaylar dalga dalga büyüdü. Böylece de yalancılığın önü açılmış oldu.

Bir yandan bu rol modeller adına sahte/fake hesaplar açılarak sosyal medya üzerinden ahlaksızca provokasyonlar yapıldı, öte yandan CHP milletvekilleri televizyonlarda “evet, bir gösterici öldürüldü” deme pervasızlığını göstererek halkı galeyana getirmiş oldular. Bir TV kanalı spikeri de ‘keşke, birkaç ölü olsaydı ne iyi olurdu’ diyerek insanlıkla bağının kalmadığını göstermiş oldu.

Olay kısaca böyle,

Ancak eylemleri 2. günden sonra domine edenlere baktığımız zaman iş Gezi Parkı, polisin şiddet uygulamasından çıkıp, çok tehlikeli ve yalanlarla kaos alanına sürüklendiğini gördük.

Kabul ediyoruz,

Polis ilk eylemi bastırmayacaktı,

Polis çadırları yakmayacaktı,

Polis daha erken geri çekilecekti.

Ama dediğim gibi artık olan oldu ve maalesef olay bu noktaya geldi.

İşin sevindirici yanı, eylemlerin asıl sahipleri provokasyoncu ekibi erken fark edip bu durumu istismar etmek isteyen siyasilere prim vermedi. Bu aklı başında eylemciler kimi sanatçı bildiğimiz provokatörlere ve siyasilere kırmızı kart gösterdi.

Bugün itibariyle (03 Mayıs 2013) durum daha da farklılaştı;

Eylemciler ard niyetlileri yavaş yavaş dışlayarak Taksim oturmalarını sivil bir eylem rengine geri döndürdüler. Döndürdüler ama provokatörler bunu sindiremeyince bu eylemlerden ayrılarak kendi oluşturdukları kirli ve ‘tahrik gücü yüksek’ provokasyonlara başvurdular.

Önce sosyal medya üzerinden CHP milletvekilleri Sayın başbakana çirkin ifadesinin gözyaşları içinde ve yetersiz kaldığı küfürlerle küfrettiler. Adına şakadan da olsa insan diyebileceğiniz hiç kimsenin ağzına alamayacağı bu küfürler biliyoruz ki Ak Partiye gönül verenleri sokaklara dökmeye yönelikti. Elhamdulillah bu çirkeflik tutmadı derken bu sefer başta dindarlar olmak üzere dinlere saygısı olan herkesin nefretine pik yaptıran camiye içki şişeleri ve ayakkabılarla girme küstahlığı çıktı. Aldığım habere göre önce Tayyip Erdoğan’a çirkin küfürler yüzünden, sonra da bu cami haberi üzerine pek çok eylemci ‘bu iş artık bizim eylemimiz olmaktan çıktı’ diyerek 5. güne giren eylemlerine son verdiler.

Düşünebiliyor musunuz?

Siz tamamen masumane bir eylem olan park ve çevre eylemini, 76 milyonun dokunulmaz bulduğu camiye içki ve ayakkabılarla girilecek hale getirin. Tek amaç 76 milyonun damarına basmak ve bu 76 milyon içinden birkaç bin kişiyi sokağa çekmeye çalışmak...

Ama şükür ki bu aziz millet sağduyulu davrandı ve Bizans’ı aratmayan kirli tezgâha gelmedi. Allah korusun sağduyu hakim olmasaydı tam da kaos severlerin istediği iç kavga olacak ve aklımızın alamayacağı olaylarla Türkiye tekrar 50 yıl gerilere gidecekti.

Peki,

Bu kime yarayacaktı?

Türkiye PKK’nın silahlarını susturmasından sonra, barış sürecinin de başarıyla tamamlaması ile tarihin 100-200 yılda dahi sunmadığı bir fırsatı 2-3 yılda yakalamış olacak ve Türkiye bölgesinin en gözde ülkesi olacaktı.

Ee…

Ee’si bu birilerini fena rahatsız etti. O birileri zaten faiz kurlarına verilen ayardan da çok rahatsız olmuştu.  Bunlar Türkiye’ye “bak görüyorsun, sen Ortadoğu ile ilgilenemezsin, sen yüzünü Batı’ya çevir ve kapımızda oyalan dur” dedi.

Kimin üzerinden?

Şu anda Taksim’de oturanlar üzerinden değil,

Camilere içki şişesiyle girenler, CHP'li kimi vekiller üzerinden.

Nasıl mı?

Bunların Pazartesi günü elinde şişelerle, ayakkabılarıyla camiye gidenler üzerinden Sayın başbakana önemli bir mesajı vardı: “Bak Tayyip Erdoğan, bu ilk, ama son olmayacak. Eli şişeli on grubu on ilde daha camilere gönderirsem cami cemaatini kimse tutamaz, o zaman ayıkla ayıklayabilirsen” dediler.

Mesaj alındı mı?

Görelim…

Ancak milletin her ferdi bu oyunu bozmalı,

Kaos isteyenlerin oyunlarına gelmemeli, tahrik olmamalı, provokasyonlara sırtını dönmeli. İşte o zaman biz kazanırız, hepimiz, sadece 76 milyon değil, bize umudunu bağlayan bütün geniş coğrafya halkı…

Twitter: @ahmetay_