• 21.07.2013 00:00
  • (3863)

 Bir önceki yazımızı şu sorunun cevabını aramaya ayırmıştık:

“Türkiye’de son bir yılda ne oldu da kimi liberal aydınımız hükümeti, ama özellikle sayın başbakanı bu kadar insafsızca eleştiriyor? Sonra soruyu şöyle bitirmiştik:

Ne oldu diye sorunca cevap alamıyoruz, soruyu değiştirip ‘doğru soru’ soralım:

Ne olmadı da ALDs (Aydınlıkçı-liberal-demokratsolcular) "...Ne yapıp edip, zaten söz konusu olan “otoriter tek adam yönetimi”nin “faşizm rotası”na girmesine engel olunmalıdır...” deme noktasına geldiler?

Evet, sahi ne olmadı da Tayyip Erdoğan'a içerden ev dışarıdan böyle saldırılar başladı?

Önce 'ne olmadı da böyle oldu' sorusuna çok sade bir cevap verelim, sonra asıl mesele üzerinde kafa yoralım:

Tayyip Erdoğan 'teslim olmadı…'

Tayyip Erdoğan bunların isteklerine teslim olmadığı için.

Bugünün Türkiye'si 10-15 yıl önceki Türkiye'den her yönüyle daha iyi yerde mi?

Evet,

Özgürlüklerin önündeki engeller bir bir kalkıyor mu?

Evet,

Bireyin, cemaatlerin, sivil örgütlerin, ticari kuruluş ve SİADların-sendikaların hakları her geçen yıl daha iyi mi?

Evet,

Sorun ne peki?

Sorun ne ki Mao'cu aydınlık grubu ve kimi liberal demokrat başbakan Erdoğan’a böyle insafsızca saldırıyor?

Aslında sorun ‘öte’lerde, çok ‘öte’lerden kaynaklanıyor; derin iş, derin dünya işi. Gezi olaylarında ağız birliği ederek ‘Tayyip Erdoğan diktatör oldu’ diyen derin dünya.

Şimdi birileri buna komplo diyebilir, desin, zaten “derin güçler” de bu oyunlara 'komplo' diyenleri severmiş.

Peki, “bu derin iş kimin işi” dediğinizi duyar gibiyim, anlatacağım, az sabır.

Bildiğiniz gibi dünyanın bütün ülkelerini kendi hegemonyasına almak isteyen CFR’nin de içinde yer aldığıTavistoc bütün ülkelerde sözlerinden çıkmayacak 'elemanlar' bulur, öğütür, eğitir ve günü gelince de o ülkenin yönetici kadrosuna dâhil eder. Bu ‘elemanlar' GAZETECİ-AKADEMİSYEN-İŞ ADAMI,asker-sivil bürokrat, parti başkanı, başbakan, cumhurbaşkanı yapılır. Ancak bir gün ülke ‘istisna’ dediğimiz ‘ülkesinin menfaatlerini uluslar arası güçlerin menfaatlerinin önünde tutan’ yöneticinin inisiyatifinde bir seyir izlerse (eksen kayması)o zaman bu derin güçlerin emrindeki ‘elemanların’ blokajı-engellemeleri devreye girer. Nasıl mı?

Bu engelleme ülkenin şartlarına göre değişse de bize uygun olanlarından bahsedeyim:

Önce bürokratik dille uyarılır, buna “ikna” denir,

İkna olmazlarsa basın üzerinden mesajlar verilir, buna şantaj denir,

Şantaj yeterli gelmezse hem bürokrasi ve hem de basın üzerinden mesaj verilir, buna tehdit denir,

Tehditten sonra güvenlik sorunu çıkarılır, buna ‘eleman’ları olan iş çevresi, bürokrasi ve basın alet edilir, buna kuşatma denir,

Kuşatma da fayda vermezse anarşi ve teröre başvurulur, buna bir şey denmiyor! Çünkü muktedir olmayan hiçbir siyasi iktidar bu sürece dayanamaz. Ha, eğer direnirse o zaman da kaos, ‘uluslar arası diplomasi dışı faktörler’ devreye girer ve buna da artık o iktidarın sonu denir.

Tayyip Erdoğan bu süreçlerin tümünden geçti, geçti ama neticede hala başbakan Tayyip Erdoğan’ı yerinden edemediler, neden?

Kesip atmıyorum, ama Allah’ın hesabıyla milletin hesabı birbirine uyuyor, bu yüzden süreç Sayın başbakanın lehine seyrediyor. Ama konuyu biraz daha açıklarsak, bu süreçte iç ve dış güçlerin lehine bir şey olmadıysa, bu onların kalburüstü adamlarının şu an Silivri’de yatmasıyla alakalıdır. Eğer Silivri’dekiler dışarıda olsaydı Tayyip Beyin düşmesi için gerektiğinde ülke kan gölüne dönüştürülürdü. Hamdolsun ki küresel güçlerin asıl ‘elemanları’ el an Silivri’de mahkûm-tutuklu.

Peki,

Mademki uluslar arası karanlık güçler devrede, o zaman Sayın başbakanın gitmesi için bunların devrede olmalarının ciddi bir sebebi olmalı değil mi? Uluslar arası güçler boşuna mı Sayın başbakanla bu kadar uğraşıyor? Nedir sorun, ciddi sebebi var mı? Sayın başbakanın teslim olmaması’ ne anama geliyor?

Yukarıda değinmeye çalışmıştım;

Tayyip Erdoğan bu küresel güçlerin işini bozacak hamleler yaptı:

1-Sayın başbakan onların kurulu düzenini tanımadığını açıklayarak bundan sonra (ki yıllarda) başka ülkelerin de bu kurulu/müesses nizamı, yani BM’in derin güçlere hizmet eden yapısını eleştirmesini beraberinde getirecekti. Erdoğan ‘cezasız’ kalırsa bundan cesaret alan ülkeler artabilir, güçlenebilir ki bu durum küresel karanlık güçler için kabul edilebilir bir durum değil.

2-Sayın başbakan onların ‘tutmaz, olmaz, olmamalı’ dedikleri halkı Müslüman olan bir ülkede demokrasiyi, demokratik teamülleri, demokratik kültürü geliştirdi. Erdoğan bununla halkı Müslüman monarşik ülkelere model oldu, üstelik bu ülkelere ‘demokrasi ihracı’na başladı. Bu durum derin dünyayı rahatsız etti. Zira demokrasinin yeşerdiği hiçbir İslam ülkesi Batı’nın çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutmaz. Artık acı da olsa kabullenelim ki Batı İslam dünyası için demokrasi falan istemiyor, bu sebeple Batı için bu ülkelerde en zalim diktatör/lük, en iyi demokrasiden yeğdir.

Yazımızın bu bölümünü bitirmeden şu soruyu soralım:

En son 27 Nisan 2007 e-muhtırasında ABD’nin nasıl bir duruş sergilediğini hatırladınız mı?

Mao’cu ALDs’cilere yine sıra gelmedi, ama bir sonraki yazımızda devam edeceğiz…

Twitter: @ahmetay_