• 26.08.2013 00:00
  • (4011)

 Mısır'da ve Suriye'de beklenen oldu, beklenen oldu diyorum çünkü 'Batılı'ların gözünde bizim 'bir kişi/'the person' bildiğimiz onların gözünde 'bir kişi' değil, bir 'şey'dir. R. Tayyip Erdoğan’nın da sitem ettiği konu bu. Bu sebeple öldürmeler, yakmalar bizim gönlümüzü yaktığında onların yanacak bir şeyleri yoktur. Anlayacağınız bu 'insan' olmakla alakalıdır. Neyse bu kısmı ontolojik-kelami-felsefi alana kaymayalım diye kesiyorum.

Şimdi koltuklarınıza yaslanın ve dikkatsizce okuyun. Dikkatsizce diyorum zira yazı o kadar sade ve akıcı ki en dikkatsiz halinizle okusanız bile “way be!” diyeceksiniz, bu kadar yani.

"Mursi laik biri, askerler ise İslamcı olsaydı Batılı ve Türkiyeli ‘liberaller' hâlâ böyle mi yazacaklardı? Kesinlikle askerin darbe yaptığını söyleyecekler ve özgürlükler adına darbeye karşı çıkacaklardı" diyorTürkiye'ninvicdanıEtyenMahcupyan.

Peki, ya darbe sonrası saldıranlar İhvan, ölenler darbe yanlıları liberal Mubarek-Sisi'ci laikçiler olsaydı bizim Batı/cı yazar çizerlerimizin tepkisi ne olurdu?

Onu da geçtim,

Mısır'daki darbeye 'devrim' diyecek kadar islama, 'Müslüman'a, Müslüman demokratlara' kin ve nefret kusan yazarlarımız ya da Cengiz Çandar geçen gün Mısır'da yapılan katliama katliam derken suratında biraz kızarıklık oluşmalı değil miydi? Çünkü darbeyi devrim olarak kutsayıp destekleyen kendileriydi.

Dünyanın her yerinde darbeler halka karşı yapılır, Mısır'da da halka karşı yapıldı, ama Mısır halkı şanlı direnişle darbeye karşı durdu. Durdu ama bu direnişi bir türlü Cengiz beylere beğendiremedik. Çünkü ancak ABD ister ve B. Yeltsin karşı çıkarsa darbe karşıtlığınız makbuldur, yoksa siz dünyanın en sivili, en demokratı da olsanız Müslüman kimliğinizden dolayı Batının desteklediği darbeye karşı olunamaz! Olunursa mı?

Mısır olursunuz, ihvan olup kanınız bir bidon mazota feda edilir.

Şimdi merak ediyorsunuz değil mi?

Neden Cengiz beye çatıyorum diye,

Bakalım nedenmiş?

Cengiz Çandar darbe günlerinde darbeye destek verenlerin önde gideniydi, bir farkla;

Darbeye ABD ve diğer Batılı patronları gibi darbe demedi. O darbeye müdahale de demedi, ya?

O 'devrim' dedi. Evet, Sisi'nin seçilmiş cumhurbaşkanını tutuklayıp başkasını cumhurbaşkanı yapıp bakanlar kurulunu atamasına darbe ve müdahale demedi, o, Sisi'nin yaptığı 'işi' devrim olarak kabul etti. Bunları nerden mi çıkarıyorum?

Ahan da buyurun:

Aslında bunların, yani Cengiz Çandar’ından Hasan Cemal’ine, Nuray Mert'inden Murat Belge’sine kadar pek çok gazeteci-yazarın darbelere karşı duruşları sizi aldatmasın. Bunlardan zamanında darbelere destek olanları da vardı, darbeye selam çakanları da. Şimdi de darbeyi “sivilleştirerek” ya da "devrim"leştirerek makbul görenleri var.

Mesela C. Çandar’ın Mısır’da 14 milyon insanın Tahrir’e aktığını, 22 milyon imzanın 25 milyon oy olduğunu (Bahçeli'nin hesabını da geçti) ve bu sebeple Mursi’nin "sandıkta!" kaybettiğini ve yine bu sebeple çekilmesi gerektiğini, çekilmeyince de Mısır'da 'devrimin devam ettiği'ni savunuyor:

"… Mursi’nin iktidardan gitmesi de gelişinden önceki halk hareketinin iki misli büyüklükteki gösterilerin sonucunda oldu. Bu da bir ‘devrim’ sayılmaz mı?..” günahını almayın, üstad darbe demiyor, Sisi’nin yaptığına “devrim!” diyor. (Bu pasajın kestiğim bölümlerini ilerde paylaşacağım)

Bunlar gününü bekleyen Aydınlıkçı liberal-demokrat solculardır, günü geldiğinde Batı'daki derin babaları tarafından namluya sokulan çok pahalı kurşunlardır ve zamanı gelince de harcamaktan çekinmezler.

Peki,

Cengiz Çandar mağduru olduğu! 28 Şubat’ın Demirel’inin çizgisine nasıl ve neden geldiğini merak ediyor musunuz? Çandar, Demirel’in meş’um "bunların sayısal çoğunluğu var ama, siyasal ağırlığı yok" zırvasını amentü gibi kabul etmiş. 28 Şubat 1000 yıl sürecek diyen paşalar gibi darbeye “amacına ulaşıncaya kadar süren bir devrimdir” diyen Mısırlı İslam ve demokrasi düşmanı darbe yanlısı feministin “Demokrasi, seçimlerden daha fazla bir şeydir. Meşruiyet seçim sandığından daha büyük bir anlam taşır; halkın iktidarı anlamına gelirsözünü kabul etmeden önce, "meşruiyet' dediğiniz şeyin ölçüsü anayasa ve halkın sandığa net bir şekilde yansıyan iradesinden başka bir şeyle mi ölçülür" diye sorabilirdi. Sağlık olsun, Cengiz ağbi 'meşruiyet'i sormayı değil lafı o şekliyle bayraklaştırmayı uygun görmüş.

Bu nasıl iş ki sadece feminist yazar ile bizim ALDs ekibi 'meşruiyeti' belirleme hakkına sahip oluyor? Neyse... Abiler ablalar karar vermişler, 'Mursi meşruiyeti olmayan bir cumhurbaşkanı'ymış! Çünkü Mısırlı feminist hanım böyle söylüyormuş, ama bakın Tükiye'nin insanisti Etyen Mahcupyan ne diyor:

"... Mısır'da yaşananlar bir günde gelişmedi. Darbe süreci Mursi'nin başa geçmesiyle başladı. Aynen AKP'nin 2002 Kasım'ında iktidara gelmesinden birkaç ay sonra Balyoz darbesinin hazırlık çalışmasının başlaması gibi...Mısır'da yargı Mursi'nin yeni anayasa çalışmasını ilk günden itibaren engelledi. Anayasa Komisyonu'nu feshetti. Mursi ise buna komisyonu yeniden kurarak cevap verdi. Ardından Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde Mısır Halk Meclisi'ni lağvederken, Yüksek Askerî Konsey de cumhurbaşkanının yetkilerini daralttı ve en önemlisi parlamento feshedildiği takdirde onun yetkilerinin cumhurbaşkanına değil, askere geçmesini garanti altına aldı." (Vurgular bana aittir. A. Ay)

Sayın Çandar dünyanın hiçbir ileri, hiçbir geri, hiçbir zengin-fakir, İslam-Hıristiyan ülkesinde 80 yıl boyunca diktatörlükle yönetilen ve askeriyesi, bürokrasisi, medyası, burjuvazisi bu diktatörlüğün eseri olan bir ülkede demokrasiye geçildikten birkaç ay sonra tarihinde ilk kez halkın özgür oylarıyla seçilen cumhurbaşkanının, başbakanının o ülkeyi demokrasi, insan hakları ve özgürlükler alanında on yıllarca demokrasiyle yönetilen bir ülke konumuna getiremeyeceğini bilmez mi? Bilir bilmesine de, muska gibi sarıldığı şu cümlelere bakın:

Mısır'da Müslüman Kardeşler tecrübesi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Nerden mi biliyor?

Yılın ilk ayı idi. Beyrut’ta birlikte olduğum Arap dünyasının kimi kalburüstü entelektüellerinin tüm dikkatleri Mısır’ın üzerindeydi. Hemen hemen tümü ‘Müslüman Kardeşler tecrübesinin başarısızlıkla sonuçlandığı’ kanısındaydılar” diyor Cengiz Çandar. Ve “Mısır’daki bu başarısız tecrübeye de çok üzülmüşlermiş!” Bu kalburüstü entelektüel Araplar…

Ama Allah var, Sayın Çandar o kalburüstü adamların yanıldıklarını düşünecek kadar insaflı imiş, de, sonra kendisinin yanıldığını anlayacak kadar mütevazı olduğunu kabul etmiş.

Aslında Sayın Çandar, ta 2001’de “İhvan’ın kaybettiğini” yazmıştı. Müslümanların 'Kızılderili'lerin durumuna düşeceklerin de, birbirleriyle savaşacaklarını da...

Ama bir başka yazımızda.

Twitter: @ahmetay_