• 5.09.2013 00:00
  • (3717)

 Barış süreçlerinin güzergâhı karakteri gereği engebeli olunca bu meşakkatli yolculuğun her aşamasında yüreklerin ağızlara gelmesi kaçınılmazdır.

80 yıllık sorun son 10 yılda giderilmeye çalışılıyor. Bu samimi gayretler 2012’nin son günlerinde meyve vermeye başladı. Başbakan Sayın R. Tayyip Erdoğan’ın “zehir içme” olarak nitelediği süreç Türkiye şartlarında hakikaten ateşten gömlekti. Bu hayırlı sürecin başladığı 2013 yılının ilk günlerinden itibaren zaman zaman halkta “süreç bitiyor mu” endişeleri olmadı değil.

Özellikle son haftalarda PKK tarafından yapılan açıklamalar “PKK barış süreci konusunda kendi içinde anlaşmaya varmadı mı” kuşkusunu akla getirdi. Çünkü Öcalan’ın mektuplarında ve BDP’lilerin kendisiyle görüşmelerinden sonra yaptıkları açıklamalarında “süreçle ilgili her hangi bir koşul öne sürülmediğini” beyan etmişlerdi.

Şimdi ise,

Kimi zaman Kandil, “şu tarihe kadar adım atmazsanız” diye tehdit cümleleri kurdu, bazen de BDP yetkilileri “şu tarihe kadar şunlar yapılmazsa” diyerek tehditler savurmaya başladı. Tamam, hükümet “oh ne güzel, PKK çekiliyor, o halde her şey eskisi gibi kalsın” dememeli ve demiyor da. Hal böyleyken en son PKK eş başkanı Cemil Bayık’ın Gezi eylemleriyle ilgili söyledikleri, hele hele “ulusalcılar sorunun çözülmesini istiyor ama ‘AKP’ istemiyor” ifadesi inanılır gibi değil.

Düşünebiliyor musunuz?

On yıllarca on binlerce evladımızın kanının dökülmesi için her türlü kirliliği sergileyenler için “barış istiyorlar” dersiniz ve “baldıran zehrini içme”yi göze alan başbakan “çözüm istemiyor” diyeceksiniz. Bunu, inanarak söylemek gaflettir, ama buna inanmadan söylemek nedir takdir sizin.

Her şey bir tarafa en son akil insanlar ve bu heyetlerin ziyaret ve toplantılarıyla ilgili ulusolcuların kimi milliyetçi kesimleri de yanlarına alarak süreci sekteye uğratmak için neler yaptıklarını zerre kadar okuma yazması olanlar basından öğrendiler.

Akil insanlar heyetine ulusalcıların sözlü ve fiili saldırılarını unutan bir “başkanlık” bu süreci nasıl sürdüreceği konusu merakı hak eden bir konudur.

Şeyh Said’i aşağılayan, Seyid Rıza’yı idam eden ve on binlerce Dersimliyi fare zehiriyle katledenlerle kol kola olan ulusalcılar ne zamandan beri Türk ve Kürtlere dost oldular? Ulusalcı faşizan anlayışın 90 yıllık zulüm ve katliamları ortadayken bunları “çözüm yanlısı, Ak parti’yi de çözüm karşıtı” ilan etmek için akıl tutulması gerek.

Bu konuyu konuştuğum bölgeden hemen hemen herkes “insaf ve izan sahibi her Kürt Ak Parti’nin kardeşlik ve sulh istediğini, ulusalcıların ise asla güvenilmez” olduklarını söyledi.

Sahi neden güvensin ki?

Cumhuriyetten bu güne kadar Türkiye’de insanları ötekileştirenler ulusalcılar, inkâr edenler ulusalcılar, asimile edenler yine ulusalcılar. Bunlar yetmedi; imha, tenkil, tahkir hep ulusalcılardan geldi. Şimdi bu ulusalcılar için nasıl olur da “çözüm istiyor” dersiniz? Gezi’de Kürtlerden yararlanmak için (‘kullanmak için’ demeye dilim varmadı) M. Kemal’in posterinin yanında Öcalan’ın posterini görüntülemek bu kanaate varmaya yetiyor mu?

Çok iyi biliyoruz ki düne kadar alanlarda Türkiye’nin “zencileri” olan dindarlara, Alevilere, Kürtlere demediğini bırakmayanlar asla çözüm yanlısı olamazlar. Buna inanan varsa kendi bilir, ama kimse Türklerle Kürtleri böyle akıl dışı bir şeye inandıramaz.

Bu olsa olsa barış ve kardeşlik için namluya sürülen yeni bir kurşundur. Bu kurşun yeterince Türk ve Kürt çocuklarını vurdu, bu halk evlatlarının yeniden vurulmasına müsaade etmez.

Dersim katliamının üzerinden tamı tamına 75 yıl geçmesine rağmen hala bu katliamdan övgüyle bahseden ulusalcılar ne yazık ki yanlarına önemli bir kesim Alevi’yi de alarak ülkenin 1940’larda kalması için direniyor. Bu güne kadar söz konusu durumu izah edebilecek bir Alevi kardeşimle karşılaşmadım.

Dersim’e sahip çıkmayanlar kalkmış 30 yıldır ülkenin dört bir yanından can alan bu soruna çözüm bulacak öyle mi?

Bari PKK’liler bunu dillendirmeseler,

Yoksa bazı PKK yetkililerinin 'ulusolcu'luk aşkı hala dünyanın 1960-70'lerin dünyası olduğu kanaatinden mi kaynaklanıyor?

Oysa bizim kanaatimiz ve inancımız o dur ki 21. Yüzyılı Türklerle Kürtlerin inşa edeceği daha essah kardeşlik belirleyecek. Artık öyle ulusalcı-statükocu-19. Yy solculuğu bu coğrafyaya cevap veremez.

Cemil Bayık bilmelidir ki ulusalcıların Tayyip Erdoğan'dan kurtulma istekleri sayın başbakanın çözüm sürecini candan ve yürekten istemesidir baldırdan zehrini içme pahasına.

Twitter: @ahmetay_