• 7.09.2013 00:00

 (Pek adetim olmasa da gündemden ve güncelliğinden dolayı yaklaşık 1 yıl önce yazdığım bir yazımı az değişiklikle paylaşmak istedim)

Her yer buz gibiydi demiyorum düpedüz buzdu her yer; 1 metreye yakın kar,  zemheri vardı.

Bingöl Zazaca konuşur, Zazaların böyle soğuk havalar için;

'Serdvera erdu ezman zelikyevi piyara/soğuktan yerle gök birbirine yapışmış'tı.

Bingöl -25 derece,

Televizyonla yeni yeni tanışan Bingöl bu anı kaçırmamak için televizyonların bulunduğu kahvehane, lokanta ve otellere hücum etmişti, biz de.

Siyah beyaz televizyonlardan az sonra sunulacak haberleri yüzlerce Bingöllü kaldığımız otelin camlarından seyretmek için bekliyordu.

Soğuktan buzlanan otelin camlarını kâh atkılarıyla, kâh nefeslerinin buharlarıyla eritiyorlardı.

Haberler başlamamıştı, ama tekbirler çoktan başlamıştı Bingöl’de sıkıyönetime rağmen.

Şimdi sona gelinmişti zaferi islamın.

Aylardan beri beklenen o an gelmişti, sabırsızlık had safhadaydı. 2-3 saattir bu anı bekleyenler vardı dışarıda.

-25 derece soğuğa rağmen hiç kimsenin şikâyet yoktu buz tutan nefeslerinden. Ne de çok nefes alıyorduk tempoyla.

Bir uçak bekleniyordu, bizden binlerce kilometre ötelere inecek, içinde hiç tanımadığımız, görmediğimiz birileri vardı. Tâ Bingöl’den bu uçağın inişini bekliyordu bu mahşeri kalabalık, bu soğukta ve bu saatlerde ve saatlerdir…

Aslında uçak belki inmişti inmesine, de bizim için henüz inmemişti!

Ne bilelim canlı yayını, paket yayını?

Bekliyoruz, nefeslerimizi daha sessizce alıp veriyoruz.

Kalbimizin ritmi bozulmuştu heyecandan.

Oh! Uçak göründü, yabancı ama çok tanıdık, uzak ama çok yakın bir ülkenin semalarında,

Uçağı havada gördüğümüzde ne çok korkmuştuk öyle?

Ya havadayken düşürürlerse!..

Neyse, bereket versin kazasız iniyordu süzüle süzüle alana. Başımız uçağa eşlik ediyordu, kavis çiziyorduk yukarıdan aşağıya uçakla beraber inişe geçtiğinde.

Alana inişini tekbirlerle karşılamıştık, ağlayarak.

Tekbirlere gözyaşlarımız eşlik ediyordu,

Sevinçten ağlayan gözlerinden akan yaşlar -25 derece soğuğun etkisiyle donmuştu Arif amcanın sakalının üstünde.

Dışarı çıktık Hamitle, haberleri halkla izlemek daha keyifliydi,

Bir bir izliyoruz dışarıdakileri. Sevgili Hamit’e Arif amcayı göstermiştim;

“Bak sakalında ağlarken düşen gözyaşı donmuş” dedim.

Güldü Hamit, kahkahası ta Hacı Hıdır Camiinde duyulmuştu.

Ortalık buzdu ya, beterinden buz kesildi millet.

Herkes dönüp bakmıştı ama Hamit aldırmamış, atkımın tüylerine yapışan gözyaşımın boncuk gibi donduğunu gösterdi eliyle.

Az sonra uçağın kapısı açılmıştı, yüreğimiz ağzımızda,

Hamit endişesini, korkusunu dışarı püskürttü gayri ihtiyari,

Kekemeydi Hamit aslında.

Ama nasıl bir çırpıda söyleyiverdi takılmadan o cümleyi;

‘Ya tam uçaktan inerken vururlarsa’ diye bağırdı ağlamaklı.

Allah'ım, uçakların kapakları ne zor açılıyormuş!

Bir türlü kapı açılmıyor, kalplerimizin vuruşlarını anlatamam. Herkes daha net, daha iyi görsün diye ayak parmaklarının ucuna basıyor, sürekli pozisyon değiştiriyordu.

Derken kapısı açıldı uçağın,

Görevliler selama durmuşlardı alanda, sonra komutanlar.

Ve tekbirler Bingöl’den Tahran’a ulaşmıştı.

Uçaktan heybetli, pir-i fani, ağırlığı bakışlarında hissedilen ve bizim bildiğimiz imamlara benzemeyen, ama adına İmam Humeyni dedikleri ak sakallı, cübbeli, sarıklı bir 'İmam' iniyordu tekbirler ve salâvatlar eşliğinde. Bizler de eşlik ediyoruz tekbir ve salâvatlarla.

Allahu Ekber,

Allahumme selli ela Muhammed we ali Muhammed.

O, mazlum (mustaz’af) halkının imdadına yetişmiş 'bir rehber' olarak merdivenlerden iniyordu.

Bizler de birbirimize sarılmış ağlaşıyorduk sevinçten, gözyaşlarımızın buz damlacıklarına dönüşmesine aldırmadan. Anlamını bilmesek de duyduğumuzu tekrarlıyorduk;

"HüdayaHüdaya, ta inkılâbı Mehdi…" diye sloganlar atmıştık. Sonradan öğrendik ki;

“Ya Rabbi, Mehdi gelinceye dek Humeyni’yi aramızda alma” demekmiş, iyi de duaymış.

Günlerce zihnimizde o görüntülerin tekrarı vardı ve her haberde yeniden izlemek istiyorduk doymaksızın. Çok sevmişit İmamı ve “İslami” İran’ı.

Hatta sonraları Saddam’ın BAAS’ını İran İslam cumhuriyetinin üstüne saldıklarında, gidip İranlı kardeşlerimizin yanında Iraklı kardeşlerimizi öldürmeyi isteyecek kadar “İrancı” ol-

muş-

tuk-

ki,

Saddam’ın ikizi Hafız Esad’ın bir gecede Hama ve Humus’ta İhvan-ı Müsliminli kardeşlerimizden on binlercesini katlettiğini öğrendik.

Uzatmayacağım,

Acımız derindi, dayanılmaz gibiydi. Gözlerimiz İran’da;

Bize teselli verecek bir seda bekliyoruz Kum Kenti'nden,

Sonra R. Humeyni’den zayıf bir tepki ve yönetimin Hafız’ı desteklediğini duyuyoruz, yıkılıyoruz. Gerçekten de zalimlerin Müslümanları katletmesine destek mi vermişti İran ve “İmam” Humeyni? Buna nasıl inanılırdı?

Hadi biz kulaklarımıza, gözlerimize inandık diyelim,

Peki, ya duygularımız?

Tarafı Hafız’ın BAAS'ının tarafıydı 'İslami İran'ın. Gerekçe mi?

Said Havva Rahmetli söylemişti söyleyeceğini de biz bir turlu inanmak istemiyorduk.

Rabbim mekânını cennet eylesin babam iyi bir müderristi,

Bana “Ahmet, 1982’de mazlum Hamalı Müslümanlar katledildi ama sen dirildin, zira şii olmana birkaç adım kalmıştı” derdi sonraki yıllarda hep.

Elhak doğruydu, Hama katliamı ‘devletlerin dinini-imanını’ sorgulamayı beraberinde getirmişti. Sorguladık, Şii olmaktan vazgeçmiştik, iyi ki 30 yıl önce bu sorgulamayı yapmışız, yoksa günahımızın ağırlığından belimiz asla doğrulmazdı. Şimdi,

Sayın Hamaney,

1982 Mart’ında Hafız’ın Suriyeli Müslümanları topluca katletmesine göz yuman ‘İslami İran’, o tarihten sonraki 33 yıl boyunca da BAAS rejiminin Suriye’de insanları katletmesine göz yumdu. Başka bir Arap ülkesinin vatandaşına zulmetmesine sizler haklı olarak karşı çıkarken, 40 yıldır halkını katleden Hafız ailesine 33 yıldır destek veriyorsunuz 'İslami İran'. Bu katillere desteğinizi İslami hangi gerekçeye sığdırdığınızı merak etmiyorum.

Şimdi yine BAAS’a karşı direnen mazlum Suriye halkını, 'İslami İran' olarak Hafız’ın oğluyla beraber katlediyorsunuz. Kimyasal Gazlarla yüzlerce bebekle beraber binler katlediliyor ve siz sadece “şaşırıyorsunuz.”

Sayın Hamaney,

Sizler 1982 Hama katliamında Hafız’ı desteklerken de, bugün Hafız’ın oğluna destek verip beraberce Suriye halkını katlederken de aynı gerekçelere sığındınız.

İnsanların kanının akmasının mazeretlerine!.. Sizi asırların Şehin Şahlığına karşı ayaklandıran şeyi (zalim-Firavuni yöneticilere baş kaldırmayı) neden Suriye halkına çok görüyorsunuz?

Halkınızın geleceği için! öyle mi?

Peki,

Suriye halkının gelecek hakkı yok mu

Neden Suriye halkının geleceğini ve milyonlarca insanın hayatını hiçe sayıyorsunuz?

Sayın Hamaney,

Sizleri zalim, katil Esad ve BAAS'ına verdiğiniz destekten vazgeçmeye davet ediyorum. Bu günahı, bu zulmü, bu cinayetlere ortak olmayı, benim de dedelerim olan Ehl-i Beyt'e bağlı olduklarına inananlara asla yakıştırmıyorum. Dedemiz İmam Huseyn pak ehl-i Beytiyle, Kerbela'da zalimlere destek verenler tarafından şehid edilmişti (zibh-i azim) unuttunuz mu? Bugün dedem İmam Huseyn yaşasaydı zalimlere verdiğiniz destekten dolayı sizden nasıl kaçardı bilmiyor olamazsınız.

Sayın Hamaney,

O GÜN SEVİNÇ GÖZYAŞLARIMIZIN BUZ TUTMASINA SEVİNİRKEN BUGÜN ESED AİLESİNE VERDİĞİNİZ DESTEKTEN DOLAYI YÜREĞİMİZ BUZ TUTUYOR. Çünkü "kullu yewmun Aşura..." en çok Suriye'de görülmekte. VE

Sizlere son sözüm;

Bu zulme destek vererek neler kaybettiğinizi biliyorsunuz ve bir şeyi daha çok iyi biliyorsunuz ki, buna rağmen katil ve zalimlere desteğiniz devam edecekse;

Wellahu la yuhibbuzzalimin. Vesselam…

Twitter: @ahmetay_