• 11.09.2013 00:00
  • (3907)

 PKK'nin silahlı militanlarını sınır ötesine çekmeyi durdurmasının 'sürecin süreciyle' alakalı bir karar olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü PKK sürecin ve 'sürecinin' yabancısı veya seyircisi değil, 'sürecin sürecini' çok iyi bilen taraftır.

PKK yürümeke olan sürecin özellikle bölgede Ak Parti'ye yaradığını gördü ve Mart'ta yapılacak olan yerel seçimlerde bölgenin Ak Parti’ye önceki seçimlerden daha fazla teveccüh göstereceğinden çekindi. Bunun için PKK Mart'a kadar gerginlik politikasına geçmeyi ve buna bağlı olarak halkı/seçmeni zapt-u rapt altına almayı düşünmüş olmalı. Yoksa kendi beyan/at/ları ortadayken silahlı unsurlarının sadece % 20'sini sınır dışına çektikten sonra Cemil Bayık “artık çekilmiyoruz” der miydi?

Daha önce de yazmıştım, benzer süreçler dünyanın her yerinde böyle sıkıntılı olmuş. İddia ediyorum, ne IRA ne BASK ne G. Afrika ne Moro süreçleri bu kadar olumlu seyretmişti. Ancak, 'süreçler daima sıkıntılı olur' diye biz de sıkıntı çıkarmak zorunda değiliz ki. Literatüre bundan sonra yaşanacak benzer süreçler için 'sıkıntısız süreç'leri kazandırabiliriz. Hele hele Allah korusun 'süreçlerin sıkıntılı'lığından dolayı bir tek vatandaşımız hayatını kaybederse bunun vebali çok ağır olur.

Aslında bugün bu gerekçeyle süreci zora sokan şey, sürecin başındaki yanlışlıkla alakalı.

PKK'nın himayesinde kurulan partidir BDP. Bu yüzden BDP için neyin iyi, neyin kötü olduğunu daima PKK belirledi ve BDP de bu kararlara harfiyen uydu. Şimdi de olan biten bu;

PKK yerel seçimler öncesi BDP için 'avantaj' belirleme 'yetkisini' kullanacak ve Mart'taki seçimlere kadar gerginliği tırmandıracak. Zira en basitinden BDP için polisin sıkacağı her tazyikli su yüzlerce oy demek. BDP de bunun için elinden geleni yapacak. Polisin cop kullanması için, gaz sıkması için ne lazımsa yapacak. Allah var, polis de bu bahaneye az su taşımıyor.

Şimdiye kadar bölge insanı belediyelerden hizmetleri konusunda fazla bir beklenti içinde değildi; kanın aktığı, bombaların, mayınların patlatıldığı, halkın her gün yeni bir acı haberle sarsıldığı ortamda hizmet kalitesi ve belediyecilik hizmeti çok da sorgulanmıyordu. Ama şimdi oldukça huzurlu bir ortam var, elhamdulillah 9 aydır üzücü hiçbir olay olmadı. İşte böylesine huzurlu ortamda halk nelerin eksik olduğunu, nelerin yapılmadığını yani hizmetin kalitesini sorgulamaya başlar. Halk bunca zaman oy verdiği belediyelerin yaptıklarını, yapmadıklarını alt alta koyup toplar. Kümülatif değer baz alınarak sonraki süreçlerde hizmetin kalitesine kalite katacak adaylara teveccüh gösterecek ki bu da geçmişteki kötü belediyeciliklerinden dolayı BDP'nin işine gelmiyor.

Doğrusu vatandaşın yaşadığı şehirde, kasabada hizmet veren kurumlarla ilgili kanaati önemlidir. Söz konusu belediyecilik hizmeti olunca önem daha bir anlam kazanır. Çünkü halk hizmetinden memnun olmadığı partinin belediye adayına oy vermeyecek.

Gönül isterdi ki BDP belediyelerde başarılı hizmetler üretsin ve vatandaş da seçimlerde bu hizmetlere göre oyunun rengiyle ilgili kararını versin. Oysa BDP kimi Kürtlerin duygularına hitap eden sloganik uğraşlar dışında vatandaşa hizmeti çok da esas almadı. Sadece sokaklara Kürtçe isim vererek, folklorik etkinlikler yaparak belediyecilik yapılmaz. Elbette bunlar da belediyelerin yapması gereken hizmetleridir, ancak şehircilik, imar, şehir içi geçitler gibi alt yapılar belediyelerin öncelikleridir.

PKK VE ÇEKİL(me)ME

Bütün bu anlattıklarımızı PKK adına açıklama yapan Cemil Bayık'ın "hükümet adım atmadığı için sınır dışına çekilmeyi durduruyoruz" açıklaması üzerine söylüyoruz. Bayık bu açıklamasını sürecin başladığı günlerdeki açıklamaları unutarak yapmış olamaz.

Hatırlarsınız, süreç başlarken hem İmralı görüşmelerini gerçekleştiren BDP'liler ve hem de Kandil "bu süreç pazarlıkla yapılmıyor, önderlik silahlı unsurları sınır dışına çekmemizi istiyorsa biz de önderliğin bu kararına uyarız, ondan sonra da devletin/hükümetin üzerine düşeni yerine getirmesini bekleyeceğiz" demişti. Hatta bu çekilmeyi "en geç Haziran sonu bitirebileceklerini" söylemişlerdi. Şimdi Eylül ayındayız, Haziran-Temmuz-Ağustos ayları bitti, ama çekilme % 20'lerde. Yani, PKK taahhüdünü yerine getirmeden "hükümetin adım atmadığını ve bu sebeple çekilmeyi durdurduğunu" söylüyor.

Elbette hükümet sürecin sağlıklı yürümesi için makul olan her imkanı sağlamalı ve sağlıyor da, ama sürecin en önemli ayağı silahlı PKK unsurlarının sınır dışına çıkması olduğunu süreci başından beri takip eden herkes biliyor.

PKK çekilmeyi gerçekleştirmeden böyle inandırıcılığı olmayan gerekçelerle "çekilmiyoruz" derse Kürtlerden kabul ve anlayış görmeyecek. Tıpkı 80 yıl boyunca devletin bu yöndeki hiçbir gerekçesini kabul etmediği gibi.

Peki,

Süreç ne olacak diye merak ediyor musunuz?

Süreç devam edecek, dedim ya,

Son beyanatların hiçbiri süreçle, “sürecin süreciyle” alakalı değil, öyle olsa zaten halk asla affetmez. Mart'ı kazasız atlatmamız için herkes daha duyarlı davranmalı, seçimler çocuklarımızın canından daha mı değerli?

Twitter: @ahmetay_