• 3.03.2014 00:00
  • (3409)

 Sonuncusu 17 Aralık 2014 yargı-polis darbesi olan darbecilik serüvenimiz çok eskilere dayanır. Muhtıra bir çeşidi, post-moderni başka bir versiyonu, dost modern darbe de acayip başka bir versiyonudur darbelerimizin.

Türkiye bundan 17 yıl önce 28 Şubat 1997’nin buz gibi soğuk bir gecesinde yeniden darbeyle sarsılmıştı.

28 Şubat 1997 günün ilk dakikalarında yayımlanan MGK bildirisinde sürecin 1000 yıl süreceği ilan edilmişti. Çünkü;

İrtica iflah olmaz bir suçtu! Anayasanın askere verdiği “kollama” görevini yerine getirmede hiçbir fedakârlıktan kaçınılmayacaktı.

Israrla “irticaın kangren olduğunu söylüyorlardı ve bununla mücadelede yılgınlık, bıkkınlık ve dalgınlık yaşanmamalıydı.” Çünkü “su uyur ‘düşman’ uyumazdı.” Bu sebeple sürekli teyakkuz halinde olunmalıydı ve ancak bu şekilde post modern darbe “1000 yıl sürebilecek”ti…

Ülkelerin “asıl sahipleri!” kendilerinden olmayan “taşradan” birilerinin ülke yönetiminde söz sahibi olmasına asla tahammül etmezlerdi. Hele hele bu “birileri” dindar bir gelenekten geliyor ise tahammülsüzlük 10’a katlanırdı.

İşte bu “sahip”lerimiz! 1996 yılında SUSURLUK kazasında “suçüstü beraat” ile büyük bir fırsat ele geçirdiler. Rahmetli Erbakan Hoca eğer “fasa fiso”  ile geçiştirmeseydi durum nasıl olurdu bilemeyiz, ama gerçek o ki Susurlukçular üzerinden darbecilere iyi bir ortam hazırlanmıştı!

Nasıl olsa bu ülkede darbe yapmak ayıp değildi,

Ne de olsa bu ülkede darbe yapmak suç değildi,

Üstelik darbeciler her dönem devlet başkanı, başkanlık konseyi, cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, parti başkanı oluyorlardı. Darbe darbecileri ve yandaşlarını ihya ediyorsa neden yapılmasındı?

İşin garip tarafı post modern darbe masa başında üretilmiş, konu mankeni kişiler kullanılıp görüntüleri medyaya servis edildikten sonra bu görüntüler darbeye gerekçe gösterilmişti. Ali Kalkancı’nın Fadime’si,Emire’si, elleri sopalarla “cihada çıkan” Aczimendilerin Müslüm’ünün Fadime’yle basılması, Çarşamba sokakların çarşaflandırılması vs. masa başında fizibilitesi yapılan çalışmalardı. Bu çalışmaları bizzat derin devlet yürütüyordu. Konu mankeni kişilerin asıl kimlikleri ve yaptıkları iş o günlerde dile getirildiyse dedarbenin paydaşı “malum basın” buna iltifat etmedi. Yıllar sonra Ali Kalkancı’nın uyuşturucu hap üreten bir atölye çalıştırdığı, SiSi’nin yetiştirdiği Fadime’nin pavyon kadını olduğu doğrulandı.

28 Şubat da diğer darbeler gibi tarihin kara sayfalarına kapkara bir leke olarak geçecektir. Hem çağdışı anlayışın ürünü olması hem de masa başında hazırlanan iğrenç haberleriyle utanılacak bir darbeydi 28 Şubat post modern darbesi.

Dindarların Türkiye’de hükümete ortak olmalarına zerre kadar tahammülü olmayanlar en alçakça planlarla darbeye gerekçe hazırladılar. Oysa ileri demokrasilerde, saygın ülkelerde hiçbir şey darbeye gerekçe olmaz, olamazdı. Bizim ülkemizde darbeciler masa başında, pavyon kadınlarından destek alarak bizlere post modern darbeyi reva gördüler. Hem de 2000’li yıllara 3 kala…

Bir diğer konu ise, ülkede saygın olarak bilinen bilim adamları, aydınlar! yazarlar, gazeteciler, iş adamları, sivil toplum örgütleri, sanatçı ve bürokratlar bu süreçte darbecilerin “emir ve görüşlerine hazır”dılar. En çok da hukukçuların, yüksek yargı temsilcilerinin “esas duruş”a geçmeleri incitici ve zarar vericiydi.

Bir ülkede, bir toplumda hukuk adamları siyasallaşmış ise üstelik darbecilerin düdüğüne göre karar verir duruma gelmiş ise o toplum her türlü musibete müstahak olur.

Kadere bakın ki,

“İrtica” 28 Şubat post modern darbesinin tek gerekçesiyken bugün irtica tehlikesi diye bir tehdit bulunmuyor. Kırmızı Kitap, EMASYA irtica tehdit ve tehlikelerinden arındırıldı ve ülke halkı tehlike olmaktan çıkarıldı. Şimdi ise,

Artık darbeler de değişti, çağa ayak uydurmuş! Haftalardır yazıp çizilen 17 Aralık darbesi askeri değil, devlet içinde paralel yapı kuran bürokrat ve medyanın öncülük ettiği ve başbakan Tayyip Erdoğan’ın şahsında ülkeyi hedef alan bir darbedir. Bu süreçte cübbe, polis, yazarlar, entelektüeller ve beddualar kurşun, tank ve üniforma olarak kullanılmakta.

Bu kez 17 Aralık darbesi “bin yıl sürme” hedefini tutmasa da 100 yıla hükmedecek ciddiyette bir darbedir. Çünkü daha önceki darbeler hükümetleri devirmeyi amaçlarken 17 Aralık darbesi top yekûn ülkeyi devirmeye yöneliktir.

Başbakan Erdoğan’ın ülkeye kazandırdığı şahsiyete yönelik bu darbenin 28 Şubat ile benzeşen yanları-yönleri yok değil, lakin bu sefer durum çok çok ciddi. Bu sebeple toplum olarak yaşamakta olduğumuz 17 Aralık darbe sürecinin karşısında durmak zorundayız,

Yoksa Allah muhafaza bu teşebbüs-süreç darbeye dönüşür ise asırlık bir kayba uğramamız kaçınılmazdır.

Kaybeden sadece biz değil, bölge, ümmet olur biline.

Twitter: ahmetay_