• 15.03.2014 00:00
  • (2952)

 Edward Said'in ulusalcılarla ilgili söylediklerizannedersiniz ki bizim ulusalcılar için söylenmiş, zira ülkede kaos çıksın diyen ulusolcuların kimlerden öğütlü olduklarını adımız gibi biliyoruz;

Emperyalistlerden.

Meydanları ateş topuna çevirmek isteyen ulusalcılaryine boş durmuyor, hem de cinayet dâhil her çirkefi göze alacaklarını göstererek. Türkiye'de darbe gerçekleşsin diye kan dökmekten çekinmeyen, dört darbeye ortam hazırlamak için çok kanlı eylemlerde başrol oynayanların solcu-ulusalcı oldukları bir gerçek. Bu, sağcıların (ülkücülerin) 1980 öncesi yaptıkları eylemleri yadsımamızı gerektirmez. Ama ulusalcı solculuk ülkede her dönem darbelerden yana oldu ve “darbe şartları olgunlaşsın” diye kan akıttı. Yani 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat olmak üzere dört kez darbecilere ortam hazırlayan ulusalcı solcular her seferinde devrim derken aslında askeri darbe kast ettiğini tescilledi.

Şimdi de öyle,

Gezi ile başlayan süreç ne ağaçla ilgiliydi ne de özgürlüklerle, Gezi'yi tertipleyenlerin tek amacı başbakan Erdoğan’ı yani hükümeti devirmekti. Tabi, solcu ulusalcılar karakteri gereği hükümeti kendileri deviremeyince çıkardıkları kaosla darbeye ortam hazırlamak istedi. Bunu rektörlerle birlikte yürürken ORDU GÖREVEsloganlarından da biliriz.

Gezi olaylarına ağaçla yola koyuldular ve yapacaklarını düşündükleri sol bir devrim sonrası başbakan Tayyip Erdoğan’ı asacakları darağacıyla çıktılar. Önceki gün de çocuğumuz Berkin Elvan’ın cenazesi için sokaklara çıktılar, sokakları savaş alanına çevirdikten sonra 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlu gencimizi öldürerek dağıldılar. 70 yıllık ulusalcı solculuk, devrimcilik darbeciydi ve el an da darbecidir. Deniz Gezmiş’i de, Hasan Cemalleri de…

Peki, ülke gençliği bu anlayış için ne diyor? Gençlerimiz kaosçu geleneğe nasıl bakıyor?

Doğrusu gençliğimizin sağduyulu olduğunu, bilinçli bir gençlik olduğunu biliyordum. Gittiğim konferans ve panellerden pek çok ilde karşılaştığım gençlerin sorularından, sorunlara bakışlarından,  sohbetlerden biliyordum. Ancak elimizde sağlam bir done yoktu. Bu konuda sağlam bir veri sunup, yarınlara daha güvenle bakmamı sağladığı için çok teşekkür ediyorum. Kime mi? Elbette Memur-Sen'e.

Gençlik ve sorunları, gençliğin yarınlara bakışı gibi konularda pek çok araştırma yapılır, çoğu da masa başında hazırlandığından kuşku duymadığımız çalışmalar bunlar. Ama,

Memur-Sen'in Türkiye Gençlik Profili Araştırması bu alanda yapılan en özgün araştırmadır. Okuyalım, siz de hak vereceksiniz:

"Araştırmaya göre, gençlerin yüzde 68’inin hiç eyleme katılmadığını görüyoruz. Toplu eylem ve protestoya katılan gençlerin oranı yüzde 22,2. Televizyon ekranlarına baktığımızda, Türkiye’deki gençlerin tamamı sürekli eylem yapıyormuş gibi bir izlenim ediniyoruz. Buradan anlaşılıyor ki,  belli bir gençlik gurubu sürekli eylem yapıyor, ancak gençlerin geneli eylemlere katkı vermiyor."Bu gençlik aynı zamanda özgürlükçü ve insan haklarına saygılı:

Araştırmada "Gençlerin, yüzde 52’si başörtüsü özgürlüğüne demokratik bir hak olduğu,  yüzde 23,3’ü gecikmiş doğal bir hak, yüzde 10.8’i bazı meslek grupları için sınırlı olarak tanınması gerektiğini düşünüyor. Bu; gençlerin yüzde 85’inin öyle veya böyle başörtüsü özgürlünü istediğini gösteriyor. Yine seçilme yaşının 18’e indirilmesi yönündeki hazırlıkları gençlerin yüzde 40’ı doğru bulurken,  yüzde 23’ü yanlış, yüzde 20’si gereksiz buluyor.  Gençlerin, seçilme yaşının 18’e düşürülmesine neden ihtiyatlı yaklaştığı üzerinde durulmalıdır.Bu kadar duyarlı olan gençliğin öncelikli sorunu da gelişmiş ülkelerdeki gençleri çok aşan bir konumda:

"Gençlerin, yüzde 26,8’i en önemli sorun olarak işsizliği, yüzde 17,4’ü eğitimi görüyor. Bunları yüzde 7,2 ile maddiyat, para, gelecek kaygısı izliyor."

Bu kalitede bir gençlik bütün kışkırtmalara rağmen darbeciliğin Türkiye'de artık kabul görmeyeceğini ve darbe riskinin olmadığını söylüyor:

"Yine gençlerin yüzde 54’nün doğrudan Türkiye'de darbe riskinin kalmadığına inanıyor."

Araştırmada dünyanın geleceği ile ilgili çok çarpıcı bir durum söz konusu. Gençler güçlü ülkelerin emperyalist doyumsuzluklarını çok iyi okuyor. Dünyanın gidişatı için:

"Gelecek 10 yılda Türkiye’de özgürlüklerin artacağına inanan gençlerin oranı yüzde 51,7,  özgürlüklerin kısıtlanacağına inananların oranı yüzde 40,4. Buna karşın Dünyada barış ve huzurun artacağına inananların oranı yüzde 42,6,  dünyada savaşların ve zulümlerin artacağına inananların oranı yüzde 50,1." diyor gençlik.

Bu çalışma ile ilgili Memur-Sen Genel Başkanı Sayın Ahmet Gündoğdu'nun yorumu şu:

"Buradan anlaşılıyor ki,  belli bir gençlik gurubu sürekli eylem yapıyor, ancak gençlerin geneli eylemlere katkı vermiyor. Eyleme katılanlar, haklarını aramak veya hak arayanlara destek vermek için katıldığını ifade ediyor. Katılmayanlar ise, eyleme gerek görmüyor ya da eylemliliği sevmiyor. Bu sonuçlara bakarak; gençlerin, büyük bir bölümünün eylemle sorun çözülmeyeceği ya da eylemlerin ülkeye zarar verdiğini düşündüğü yorumunu yapabiliriz. Dolayısıyla sivil itaatsizlik, gösteri ve protesto eylemlerinde üçüncü kişilere zarar vermemeye, eylemlerin toplumsal meşruiyetini artırmaya dikkat etmek gerekiyor."

Evet, şiddet yanlısı değil gençlik, şiddeti bir hak arama yöntemi olarak benimsemiyor.

Araştırma çok net, başvurmak isteyenler için önemli referanslar içeriyor. Bu değerli araştırma için Memur-Sen Genel Başkanı Sayın Ahmet Gündoğdu başta olmak üzere gayretlerinden dolayı değerli ekibini tebrik ediyorum.

Twitter: @ahmetay_