• 23.04.2014 00:00
  • (2955)

 “Biz mazeret üretemeyiz, kendi adıma söylüyorum, teşkilatım adına söylüyorum, biz dünya lideri Genel Başkanımıza, 80 yılda yapılmamış hizmetleri yapan başbakanımıza, kan ağlayan İslam coğrafyasının acılarını dindirmek için çırpınan ve bunun için öncelikle çözüm süreciyle ebedi kardeşlik için varını yoğunu riske eden Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, paralel yapıyla mücadele ettiği bu önemli süreçteki 30 Mart seçimlerinde Genel başkan ve başbakanımıza layık bir sonuç alamadık.”

Bu satırlar Ak Parti Diyarbakır İl Başkanı Av. Aydın Altaç’a ait. Ne yalan söyleyeyim, seçimden hemen sonra kendisini aradığımda bin bir dereden su getirip bulacağı mazeretlerle neden daha iyi sonuç alamadıklarını anlatacağını beklerken o, vicdanının sesi olan bu sözleriyle beni şaşırttı. Çünkü bu tür durumlarda daha iyi sonuç alamamanın fatura edileceği siyasilerden biri de il başkanları olur, bu yüzden Sayın Altaç’ın başkasını suçlayıp nefsini temize çıkaracağını beklerken o dürüstlüğünü konuşturdu:

 “Öncelikle ifade etmek isterim ki hiçbir yanlışlık, hiçbir hata, hiçbir suistimal Ak Partililerin seçimlerde partisinden başka bir partiye oy vermeleri doğru değil, ahlaki değil, dürüstlük değil. Hele hele bir Ak Partilinin beğenmediği adaydan ve yukarıda saydığımız hiç de haklı olmayan gerekçelerden dolayı başka partiye çalışmasını çözüm sürecine, partimize ve Sayın başbakanımıza büyük ihanet kabul ederiz.” Bundan şunu anlyoruz:

Küçük hesaplar yüzünden yine partili oldukları bilinenlerde omurga kayması olmuş. İlçesinde başka partiye çalışan ilçe teşkilat mensupları bile varmış.

Peki,

Bizim izlenimimiz ne?

21 Mart sonrasında da yazmıştım, Diyarbekirli bir amcanın Newruz günü “Çanakkale Savaşında Boğaz’ı geçmek isteyen haçlı gemilerinin amacı, hedefi ne idiyse bugün sayın başbakana karşı yapılan operasyonun amacı ve hedefi odur” diyecek kadar paralel yapı tarafından ülkeye, kardeşliğe, Sayın Başbakana karşı yapılan darbe teşebbüsü ayan beyan ortadayken partililerin “şu milletvekili, şu teşkilat mensubu şu atamayı, şu işi böyle değil de şöyle yaptığı için” Ak Partiye oy vermemesi kabul edilemez.

Bunlar, yeniden tarihe dönüş yolundaki bir Türkiye’de söz konusu olmaması gereken mazeretler! Ancak bölgemizde bu tür hadiseler maalesef hala tepkiye neden olabiliyor.

Ama benim asıl üzerinde durmak istediğim konu asrın süreci olan çözüm sürecinin bölgede arzu edilen seviyede ve olması gereken dil ve retorikle anlatıl/a/madığı meselesidir. Bu süreçte Sayın başbakanın “sonunda ölüm de olsa, baldıran zehrini de içsem bu kanı durdururum” inancı ve söylemi yeterince anlatıl(a)madı. Çünkü son 30 yılda bölge oldukça politize olmuş, Sayın başbakanın içmeyi göze aldığı zehre rağmen BDP’liler tarafından halk ciddi oranda çözüm sürecinin PKK ve Öcalan’ın inisiyatifleriyle başlatıldığına ikna edilmiştir.Bu durumun Sayın başbakana çok ciddi haksızlık olduğuna inanıyorum.

Bu olumsuz düşünceye bir de yerel aksaklıklara (belediye ve encümenlikler gibi adaylar) tepki de eklenince Ak Partili olmakla AKP’li olmak çok kolay ayrışabiliyor.

Şahsen başta da belirttiğim gibi hiçbir şey siyasi, sosyal, kültürel, iktisadi devrimler yapmış ve demokraside, insan haklarında çıtayı son 90 yılın en tepesine çıkarmış bir Ak Partiye oy vermemeyi haklı kılmaz. Ama ne var ki herkesin bu bilinçte olmasını beklemek gerçekçilikle hiç de bağdaşır bir durum değil.

Diyarbakır’da paralel yapının etkili olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu, paralel yapının Diyarbakır’da Ak Parti aleyhinde çalışmadığı şeklinde anlaşılmamalı. Tam tersine varı yoğuyla Ak Parti aleyhinde oldular, hem de düşmanından beter bildikleri halde “BDP’ye oy verin yeter ki Ak Parti’ye oy vermeyin” diyecek kadar.

Paralelcilerin etkisizleştirilmesi ile ilgili başta Diyarbakır Ak Parti İl Başkanlığı olmak üzere kimi adayların dirayetli davranmaları sayesinde oldu. Mesela Diyarbakır’da yalan ve iftiralarla dolu montaj kayıtların dağıtılması haberini alır almaz kirli olay bertaraf edildi. Keza evlere gidip “Ak Partiye oy vermeyin” diyenlere karşı önceden önlem alınmış, paralel görevlilerin gittikleri evlere kadın kollarını iki kere gönderen de İl Başkanlığı ve kimi adaylar olmuştur.

Bu basiretli davranış paralel yapı elemanlarının “hizmetini!” etkisiz kılmıştır.

Sonuç yerine:

1.      Diyarbakır, 30 Mart seçimlerinde bazı ilçe teşkilatlarının basiretsiz ve etkisizliğinden dolayı daha iyi bir sonuç alamamıştır. Yoksa BDP’nin % 10’luk oy kaybı daha fazla olabileceği gibi Ak Parti’nin % 4-5 oranındaki oyunun önemli bir kısmı HüdaPar’a gitmeyebilirdi. Kabul etmeliyiz ki en az üç ilçede oylar HüdaPar’a ve kısmen de SP’ne gittiği için belediyeler kaybedildi.

2.      Çözüm Süreci Ak Parti için en önemli seçim propagandası olmalıyken Ak Partinin bölgede yerele seslenen kadroları böyle bulunmaz bir fırsatı BDP kadar değerlendir(e)medi,

3.      Bir de etkisi kırıldığı halde paralel yapının ne yapmak istediği seçim propagandasında halka daha iyi anlatılmamasından dolayı Ak Parti Diyarbakır’daki oy artışı belli oranda kalmıştır. Paralel yapının darbeciliği yerelde daha iyi işlenseydi oy kullanmayan kesim olsun, paralel yapıya tepkili olan kesimler olsun daha farklı siyasi tercihte bulunabilirdi.

4.      Dolayısıyla seçim sonuçlarına bakarak “günah keçisi” aramak yerine Ak Parti karoları hataların telafisi ile ilgili olarak çalışma başlatılmalıdır.

İl başkanının dediği gibi “paralel yapı cumhurbaşkanlığı seçimleri için adayımızın aleyhinde kampanya başlatacakmış, teşkilat olarak şimdiden Ağustos’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve bir yıl sonra yapılacak milletvekili seçimleri hazırlıklarına başlamalı. Bu konuda da hem çözüm süreci ve özellikle paralel yapı çok iyi anlatılmalıdır.” İnanıyorum ki bu cevval kadro hem cumhurbaşkanlığı seçiminde ve hem de milletvekili genel seçimlerinde daha iyi bir oy oranı yakalayabilecek azim ve gayrete sahiptir.

@ahmetay_

Not: Seçim sonuçları ve sonrası ile ilgili olarak ilerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Mehdi Eker Bey ve belediye başkan adaylarıyla röportaj yapabilirsem konuya deva edeceğiz.