• 3.05.2014 00:00
  • (3870)

 İhanetin boyutları netleşti.

İhanetin varacağı sınır/sızlık İsrail çıkarlarının sınırsızlığı kadarmış. Her şey İsrail için, her şey İsrail istediği için ve İsrail’in istediği kadar.

Bakınız,

7 Şubat 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasındaki İsrailci ihaneti yapan savcı başbakan Tayyip Erdoğan, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay hakkında fezleke hazırlamış. Hazırlanan fezlekede Sayın başbakan, Beşir Atalay ve MİT Müsteşarı “vatana ihanet”le suçlanmış.

Peki, kim bu densiz dengesiz?

Elbette paralel yargı mensubu. Böylece hangi densizlerin yaptırdığı da anlaşılmış oluyor.

Gazeteci Ömer Adıyaman’dan okuyalım:

Başbakan ve İçişleri Bakanı'nın bahsettiği ‘darbe fezlekesinin’ altından MİT Müsteşarı'nı ifadeye çağıranSavcı Görüşen çıktı.

Erdoğan, Fidan ve Atalay hakkında ‘vatana ihanet’ suçu isnat edilen fezlekeyi yeni Savcı Esen buldu. Fezlekeyi hazırlayan kişinin 7 Şubat'ta MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağıran dönemin Ankara Başsavcı Vekili Hüseyin Görüşen...

Belgeyi ise Görüşen’in yerine atanan savcı Murat Esen buldu. Olay şöyle gelişti:

Özel yetkileri kaldırılınca Hüseyin Görüşen’in yerine savcı Murat Esen getirildi. Esen, Görüşen’in baktığı dosyaları istedi. 250 dosyadan 249’una ulaşıldı. Yani biri eksikti. Görüşen’in odasına giren Savcı Esen kilitli bir çekmece fark etti. Mübaşiri çağırarak çekmeceyi açtırdı ve şok fezleke buradan çıktı.

Fezlekeye göre bir numaralı sanık Başbakan Erdoğan, iki numaralı sanık MİT Müsteşarı Hakan Fidan, üç numaralı sanık ise Beşir Atalay’dı…” Bunu kendi başına yapacak kadar zıvanadan çıkmış bir yargı mensubunu dünyanın hiçbir ülkesinde bulamazsınız. Çünkü bu çapta bir operasyona ya devletlerden daha güçlü olan bir yapı ya da kendi güçlerini bu denli abartacak kadar geri zekâlı bir yapı ancak cüret edebilir. Devamına bakalım:

“Fezlekede üç kişi için de ‘vatana ihanet’ suçu isnat edilmişti. Başbakan Erdoğan’ın karşısında ise ‘dönemin Başbakanı’ yazıyordu.” Bu savcı bozuntusu kalkacak kendi başına, hukuktan! aldığı güçle böyle bir suçlama yapacak ve dengesizler bizden buna inanmamızı isteyecekler öyle mi?

Dönemin başbakanı” hem de “vatana ihanet” eden devrik başbakan he mi?

Eğer 17 ve 25 Aralık operasyonları başarılı olsaydı fezleke devreye sokulacaktı ve Savcı müsveddesiGörüşen imamından aldığı emirle, başbakanErdoğan, MİT Müsteşarı Fidan ve Beşir Atalay başta olmak üzere birçok bakan ve bürokrat tutuklatıp cezaevine koyacaktı.

Adamlar 17 Aralık darbe teşebbüsünden o kadar eminlermiş ki başbakanı görevden uzaklaştırmışlar ve adına “dönemin başbakanı” demişler bile. Daha önce de hatta ilk önce ben yazmıştım, başbakanı 28 Aralık 2013 günü istifa etmek zorunda bırakacaklarını planlamışlardı Allah’ın planını hiçe sayarak.

Bu alçaklık, rezillik ve İsrail adına yapılan bu ihanetten sonra hala bazıları biz değiliz, biz bilmiyoruz, biz adanmış ruhlarız, sabrediyoruz, bizi bir gün herkes anlayacak…” diyecek kadar zavallı pişkinlikler sergileyecek.

Bu konuyla ilgili yazdığım yazıların haddi hesabı yok,

Aranızdaki fitnecileri görün dedik olmadı,

Sizi yönlendiren İsrail sevdalılarını fark edin dedik olmadı,

Sizin adınıza inancımıza, milletimize, ülkemize ihanet edenleri ayıklayın dedik olmadı…

Şimdi anlıyoruz ki kimsenin bir şey yapma hakkı yokmuş. Kimsenin araştırma, soruşturma, analiz etme hakkı yokmuş. Hatta hiç kimsenin hiçbir konuda hiçbir hakkı yokmuş.

İşin daha vahimi bu şartlarda kimsenin analiz etme kabiliyeti de kalmamış. İstisna dışında kitap okumayan, gazete dergi okumayan neyi soruşturacak ki? Kendilerine “bizim basın dışında basın takip edilmesin, kafanız karışır” denmiş ve o gün bu gündür durum böyle.

Bu ülkeye kast edeceksiniz, bu ülkenin en haysiyetli başbakanı Tayyip Erdoğan’ı “vatana ihanet”le suçlayacaksınız ve sonra hiçbir şey olmamış gibi davranacaksınız. Ülkesinin başını dik tutan Erdoğan İsrail’inize de ihanet etmedi, onun anlayışında ihanet etmek yoktur. Bu neyin nesi? Siz kimsiniz kim? Ne yapıyorsunuz ne?

Yaptıklarınızı dünya görüyor, Cakarta’dan eskiden Paralelci olan bir dostumla görüştüm, yeminle anlatıyor:

“Üstad burada Türkiye siyasetiyle ilgilenen yabancı akademisyenlerle konuşuyoruz. Bize Gülencilerin yaptıkları için ‘böyle bir aşağılık/inferiority görülmedi’ diyorlar ve ben yerin dibine giriyorum olayların bu duruma gelmesinde hiçbir dahlim olmadığı halde.”

Allah’ın azametine dokundurmalarınızdan dolayı 70 nesil sonraki torunlarınız bile sizden utanacak. “Kâinat benim için ayakta duruyor” bühtan ve ayıbı ile yaşayamazsınız. Yarınlarda “ben kendimi nasıl bu kadar akıldan mahrum bıraktım” diye dövüneceksiniz, lakin bu ayıp bu hayıflanmayla temizlenmeyecek kadar kara olan bu lekeyi gidermez.

Bari bunu düşünebiliyor musunuz, pardon

@ahmetay_