• 28.06.2014 00:00
  • (2972)

 İslam coğrafyasında yüreklerimizi yakan anlamsız, ilkel, uyduruk mezhep savaşları olmasaydı son yüzyılın en muhteşem aylarını ve Ramazan’ını yaşayacaktık.

1984 ve sonraki 28 yıl,

Allah’ım! Ne acı ve zor günlerdi öyle?

Her zaman söyledik,

Silah, mayın, bomba patladığında hiçbir avaz, hiçbir feryat duyulmaz ve o yıllarda da sesimizi duyan olmadı.

Ya 1990 sonrası?..

Sadece bu yıldan sonra 40 bin kişi hayatını kaybetti,

Hem PKK acımasızca saldırıyor, karakollarda 20 günlük askeri kurşun yağmuruna tutuyor, hemJİTEM diğer kolları ile devlet, güvenliğinden sorumlu vatandaşını vahşi yöntemlerle katlediyor ve köylülere dedelerinden kalan asırlık dört bin köyü ateşe vererek küle çeviriyordu insafsızca.

Tam bir akıl tutulmasıydı,

Asırlarca kardeşliğin en samimi örneklerini sergileyen Türklerle Kürtler birileri tarafından neredeyse asırlık düşman haline getirilecekti. Hamdolsun lütuf ve ihsan-ı ilahi sayesinde buna mani olundu ve 30 yıl süren çatışmalardan sonra bin yıllık kardeşliğimiz Tayyip Erdoğan öncülüğünde “dünya durdukça kardeşlik”e dönüştü.

Şimdi ise 19 aydır silahlar sustu, bütün “ecnebi” teşebbüslere rağmen Çözüm ve Kardeşlik Süreci devam ediyor. Yıllarca kardeşkanı Ramazan aylarında da durmuyor, iftar yemekleri için yakılan ocaklarda yüreğimizi köz oluyordu. Ramazan ayına son iki yıldır kansız giriyor ve muhterem aya layık olmanın güzelliğini teneffüs ediyoruz.

Dediğim gibi, bizim değerlerimizde muhterem olan, yani hürmette kusur edilmemesi gereken günler, mekânlar olur. Bu günlerin başında da Ramazan ayı geliyor. Ramazanda tutulan oruçtan öte, bu ayda nazil olmaya başlayan ve orucun da farz olduğunu bildiren Kur’an-ı Kerim’in ağırlığına uygun bir ihtiram söz konusu Şehr-i Ramazan’a.

Ama gelin görün ki bu ihtirama en layık olan aya girdiğimiz şu günde İslam coğrafyası cayır cayır yanıyor. Uyduruk taassublar sebebiyle savaşlarla binlerce insan en acımasız şekilde katlediliyor. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in dediği gibi “insan her gün daha derin biçimde yalnızlaşıyor, merhametin kaynağı olan dinler bile merhameti kaybediyor…”

Doğrusu bugün İslam dünyası asrısaadetten sonraki en zor süreçten geçiyor. İslam Havzasının 19. Yüzyıldan itibaren içine düştüğü acınası durumu bu kanlı süreçle daha da zorlaşacak.

Türkiye’nin bu acı duruma müdahale etmesi tarihin üzerimize yüklediği mirastır. Bunun için önce ülkemizde 30 yıl boyunca akan, ama hamdolsun 19 aydır duran kardeşkanını tamamen durdurmamız şart. Çözüm Süreci bu anlamda çok değerli bir süreç.

Gazeteci-yazar Mustafa Kılıç’ın hazırlamış olduğu ve bizim de görüş belirttiğimiz Çözüm Sürecisöyleşileri kitabında da söylediğimiz gibi Türkiye yakaladığı iç barışı heba etme lüksüne sahip değildir. Bütün ırkçı dezenformasyonlara inat bilinmeli ki Kürtler Türklerle ebedi kardeşlikten hasbi ve harbi mutluluk duyuyor.

Bu yüzden mübarek aya girerken Çözüm ve Kardeşlik Sürecinde yeni bir aşamaya gelmemiz hem Ramazan ayının bereketi ve rahmeti olarak tecelli ediyor hem de YENİ TÜRKİYE’nin aydınlık yarınlarına yepyeni bir ışık oluyor.

Toplumun her kesiminden destek gören ve CHP’nin “biz de karşı çıkmıyoruz” dediği Çözüm ve Kardeşlik Süreci çerçeve yasası bu mübarek Ramazan ayının ilk gününden itibaren milletimiz için bayram oldu.

Devlet resmen “kardeşlikten âlâ ne ola” diyor.

Çözüm ve Kardeşlik Süreci yasa tasarısında kardeşliğin essahlaştırılması için yapılan ve yapılacak olan görüşmeler yasal zemine oturacak.

Dağda ömrünü çürütüp gelemeyenlere “gelin ailenize kavuşun” denilecek. İşte bu millete layık klas duruş budur.

Sadece bu mu?

Dağdan inenlere sosyal ve ekonomik destek,

Görüşmelerde karar verme, görevlendirme ve sulh ve selamdan yana olanlara yasal güvence,

Gerekli görülmesi halinde, yurtiçindeki ve yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verecek ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirecek.

Kamuoyunun gelişmelerle ilgili doğru bilgilendirilmesi,

Demek oluyor ki Çözüm ve Kardeşlik Sürecinin sahibi bundan böyle MİLLİ İRADE yaniTBMM’dir.

Elbette sorumluluk hükûmette olacak. Çözüm süreci kapsamında yapılan çalışmaların koordinasyonu ve sekretarya hizmetleri Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütülecek. Bundan böyle 'adım at' bahaneleri ortadan kalkmış olacak.

Anlayacağımız süreç bir mevzuata sahip olarak peşinen bütün ihmallerin önüne geçmiş oldu.

Ve daha ne güzellikler?.. Her maddesi Osman Gazi’nin, Fatih’in, Abdulhamid’in, Şeyh Edebali’nin torunları ile Salahaddin’in, Ahmedi Hanî’nin, Şeyh Said’in ve Üstad Bediüzzaman’ın torunlarını ilahi şefkate, ilahi ikrama doğru götürecek maddeler.

Bakınız, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve İçişleri Bakanı Efkan Âlâ’nın açıklamasında ki samimiyete:

"…Bu sorunu çözme noktasında devlet görevlilerinin aldığı inisiyatifin Meclis'te adının konulması ve bunun yasal zemine kavuşturulması sürecidir… Bu düzenlemeyle 'bu sorunu biz çözeceğiz' iradesi Meclis tarafından da inşallah yasalaştırılarak tamamen ortaya konulmuş olacak.

Süreç artık durmaksızın devam edecek ve birilerinin 'Tayyip Erdoğan, Ak Parti giderse çözüm biter' bahaneleri geçersiz olacak.

Sürece aktif olarak Sivil Toplum Kuruluşları da katılacak…

Evet,

Artık İslam dinine uygun barış ve selamet bizi bekliyor, yeterince düşmanımız var. İki kardeş halkın tarihi beraberliği Çözüm ve Kardeşlik Süreciyle taçlanması düşmanlarımızı daha da öfkelendiriyor.

Olsun, biz hakkın yanında olalım, Hak bizden yana olsun varsın âlem bize diş gıcırdatsın.

Ramazan ayı bütün İslam âlemi için huzur ve selama vesile olsun.

@ahmetay_