• 4.09.2014 00:00
  • (2889)

 ESKİ DÜNYA’NIN YENİ TÜRKİYE İLE SAVAŞINIgeçen bölümde yazmaya başlamıştık. Bu savaşın bir de Türkiye ayağı var ki bu da ESKİ DÜNYA’dan azade değil hatta tamamen ESKİ DÜNYA’nın güdümünde hareket ediyor.

Globalizm,tahakkümü altındaki ülkede 'distribütörleri' üzerinden siyaseti etkiler. 28 Şubat Post-Modern darbe süreci bunun en canlı örneğidir.

Hafızalarımızı tazelersek “beşli çete” dediğimiz TİSK-DİSK-TOBB-TESK ve TÜRK-İŞgibi iş dünyasının önemli kuruluşları Refah-YOL iktidarına karşı vesayetçilerden yana olmuş, meşru hükumetin düşürülmesi için askerlerle omuz omuza hareket etmişti.

Kamuoyunda “5’li Çete” olarak ünlenen kuruluş başkanları, 28 Şubat’ın çok kötü bir dönem olarak tarihe geçeceğini ifade ederek, 28 Şubat’çıları desteklemelerinin yanlış olduğunu itiraf ettiler.

Bakınız,

Dönemin DİSK Başkanı Rıdvan Budak, ‘Keşke 28 Şubat hiç olmasaydı, sivil siyasi sürecin önü kesilmeseydi.’ diyor. TİSK Başkanı Refik Baydur da 28 Şubat’ın millete zarar verdiği görüşünde. Ne o günlerde ne de şimdi, rejim tehlikesi olmadığının altını çiziyor. Rıdvan Budak, 28 Şubat’ın 10. yılında yaptığı açıklamalarda, ‘27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat... Sivil siyasi sürecin önü hiç kesilmeseydi Türkiye bugün olgun bir demokrasiye sahip olurdu’ diyor.

Her zaman iktidar ve muhalefet partilerinin çekişmeleri zenginlik sayılır, ülkenin daha iyi yönetilmesi, vatandaşın refahının arttırılması, devletin milletin devletine dönüşmesi ve güçlenmesi muhalefetin alternatif üretmesiyle sağlanabilir. Ama eğer bir ülkede muhalefet partileri sadece 'TAKOZ'a dönüşmüşse durum değişebiliyor. Olsun, bu da bir muhalefet türüdür, ancak, bizim esas alacağımız “muhalifler” meşruiyet sorunu taşıyan açık ve gizli yapılanmalardır.

Türkiye’de 1950'ye kadar süren halka rağmenci iktidar “açık oy, gizli tasnif”çiliği ile meşhurdur. Devlete hâkim güçlerin on yıllarca yaptıkları tek şey “Türkiye’yi hem bölgesinden hem de değerlerinden koparmak” oldu. Bu, Türkiye’yi küçülterek yönetmekti.

İşte bu zihniyete sahip bürokratik oligarşi 21. Yüzyılda da Türkiye yine “küçük” olsun çabasında. Bir asırdır sahte korkularla ürettikleri iç düşman paranoyası üzerinden halkı sindirenler, bugün de ülkemizin Batı’nın emrinde olmasından yanadırlar. Essah değişim ve dönüşüme kapalı olmaları bundandır.

Bu emellerine önceleri sağ-sol, irtica, bölücülük gibi suni olduğu kadar üretilmiş argümanlara başvurarak ulaşabiliyorlardı. Ne de olsa darbe sessiz sinema oyununda olduğu gibi ‘cepte’ydi. Ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Ak Parti iktidarı devrim niteliğinde açılımlarla hem toplumu kaynaştırdı hem de ara rejim dönemini kapattı. Millet de kendisine, yapısına, doğasına yönelik şiddet ve hiddete gerektiği zaman“ülkenin sahibi benim” diyerek vesayetçilere en uygun cevabı vermiştir.

Türkiye değişti, birileri bunun farkında olmasa da 12 yıldır çok büyük değişim gerçekleşti. Millet, yitirdiği öz güvenini yeniden kazandı. YENİ TÜRKİYE’de millet “işe yaramaz güruh” olmadığını oligarşik yapının suratına en ağır şekilde çarptı.

Elbette ki biz yüz yıllık parantezin kapandığını söylemiyoruz. YENİ TÜRKİYE sürecinde değişim dönüşüm sancıları daha da devam edecek. Tek tipçi, jakoben düzeni oluşturan, bu düzeni sevk ve idare eden, siyasi ve iktisadi politikaları dönüştüren aktörler ülkede sorun olmaya devam edecekler. Bunu, Küresel güçlerin emrinde olan NGO’lar üzerinden gerçekleştirmeyi denediler, tutmayınca olmadı. TUSİAD TOBB, TBB, ATO gibi kuruluşlar bu küresel güçlerin kontrolündeki NGO’ların Türkiye distribütörleridir. BunlarlaYENİ TÜRKİYE'ye engel olamayacağını anlayan küresel güçler, kendilerinden bile sakladıkları en sır “elemanları”nı piyasaya sürdüler. Sır gibi saklanan bu yapı “tam içerden” bir yapı.

Küresel güçlerin son kozu olan bu paralel yapı,“dönemin başbakanı” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski Türkiye’yi sona erdirmek üzere gerekli dönüşüm mücadelesini verirken, onlar kendi paralel güçlerini daha bir ezici hale getirmeye çalışıyordu. Ancak, Ak Parti ve tabi ki Tayyip Erdoğan’ın azim ve ciddiyetini fark ettiklerinde, o güne kadar “din-iman-hizmet-devlet-müspet” diyenler maskelerini çıkarıp vesayetçi eski Türkiye’nin son kale bekçileri olarak Pol Harbor’dan esinlenerek hükümete ve devlete kafa üstü dalışa geçtiler.

Paralel yapının neler yaptığını bilmeyen yok, bundan sonra da ellerinden ne gelirse yapacaklar. Küresel güçler gelişen bir Türkiye’nin kendileri için hangi zorluklara yol açacağını gayet iyi biliyor. Bu yüzden boş duracaklarını beklemiyorum.

Türkiye'de -adı konmamış diyenler olsa da- ESKİ TÜRKİYE/cilerle YENİ TÜRKİYE/cilerin savaşı 2019'a kadar sürecek. Sonunda YENİ TÜRKİYE kazanacak. Bu kazanç sadece Türkiye ile sınırlı olmayacak, bölgesindeki ülkeler için de kazanç olacak.

Cumhurbaşkanını halkın seçtiği 10 Ağustos 2014 günü itibariyle YENİ TÜRKİYE bölgesinin hamisi olma imkânı yakaladı. Yani, içine kapanan Türkiye geride kaldı.

Zaten bölge ülkesi, dünya ülkesi olmak için coğrafyasında siyasi hareketliliğe yol açabilecek, bölgesinde ülkeleri yönlendirebilecek politik güce sahip olmalı.

Artık Türkiye ülkelere bağımlı olmayacak, periferisinde 'kardeşlik ve dostluk hukukuyla adı konmuş'ülkeler barındıracak. Bu sebeple Tayyip Erdoğan liderliğinde bu savaşın kazanılması bölge için, ümmet için hayati önem taşıyor.

@ahmetay_