• 15.10.2014 00:00
  • (2571)

 Kobané’ye destek amacıyla düzenlenen gösteri ve bununla beraber gelen akıl almaz şiddet sadece Kobani’yi düşürmek isteyen İŞİD’e yaradı. Türkiye kendi iç meselesiyle ilgilenmek zorunda kalınca doğal olarak cinayetler, yakıp yıkmalar hem İŞİD’e, hem de Esad’a yarar.

Defaatle, “bütün mücadele enerji yollarını kontrol etmeye yöneliktir” dedik ve yazdık. Bu yüzden “en kısa, en ucuz ve en güvenli şekilde enerjiye ulaşmak isteyen ABD ve ortakları her türlü yola başvuracaklar” dedik.

İşte bu yollardan bir tanesi de yeniden güçsüz bir Türkiye, içe kapanan bir Türkiye yapmaktır ülkeyi. Çünkü Ortadoğu’daki istikrar ve etkinliğini kaybeden bir Türkiye bölgesinde aktör değil, edilgen ve yönetilebilir bir ülke haline gelir ve 100. Yılına girmiş anlaşmaların da yenileneceği masada Batı daha rahat olmakistiyor.

Gelelim Kobané meselesine:

Öncelikle bilmeliyiz ki süreci bitirip yeniden şiddete başvurmak, hiçbir şekilde Kobani’nin durumunu düzeltmeyecek. Çözüm süreciyle yakaladığımız asırlık fırsatı kaybetmek ülkenin ve Türkiye’deki Kürtlerin sorunlarını çözmeyeceği gibi acılarımızı daha da arttıracak, anlaşmazlığı derinleştirecektir.

Bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi hiçbir şekilde akl-ı selimi elden bırakma hak ve lüksüne sahip değiliz. Aslında tarih Türklerle Kürtlerin daima ortak bir devlete sahip olduklarını göstermiştir. Dertleri-kederleri, sevinçleri-mutlulukları, huzur ve emniyetleri birbirine bağlı olmuştur. Aklı ve sorumluluğu olan herkes biliyor ki her iki halk da ayrılma ve küçülmeyle kazançlı çıkmaz. 

Sorun İŞİD ile mücadele ise bu vahşeti durdurmanın elbette aciliyeti vardır. Elbette Kobani’deki kardeşlerimizin kurtarılması için gereken yapılmalıdır, bu tartışma dışıdır. Kobani topraklarının İŞİD tarafından işgal edilmesine izin verilmemelidir. Bunun mümkününü bulmak için bütün yollar tartışılmalıdır. Ama ABD ve ortaklarının söylediği gibi İŞİD’i bitirmek öyle sabah akşam bombardımanla olacak şey de değildir.

İŞİD, beslendiği zihniyetten dolayı kolayca bitirilecek bir örgüt/lenme değil. İŞİD bir anlayış, bir tasavvurdur. Bizim inancımıza göre, beslendiği dinin özellikle itikad ve “CİHAD” konularına ait kodları yanlış okuyan ve bu yanlış okumadan dolayı arızalı ve bir o kadar da korkunç bir zihniyetin ürünüdür İŞİD. Ayrıca İŞİD menbaı itibariyle “derin”dir. İŞİD gibi örgütlerin tarihi, sosyolojik arka planları olduğu için köklüdür. Tarihte Haricilik, kimi Selefi akımlar, Azzamlar ve El Kaide bu zihniyetin örnekleridir.

Sünni aşiretlerin, Irak ve Suriye’deki unsurların destek vermesi de İŞİD’in bugün yarın yok edilemeyeceğinin göstergesidir.

Kobané’deki Kürtler için de alarm çalıyor. Geç kaldığımız her gün Êzidilerin başına gelen Allah muhafaza Kobani Kürtleri’nin de başına gelebilir. Hamdolsun büyük bir kısmıyla Kobaniliyi bağrımıza bastık. Ama yine de korkulan tehlikenin gerçekleşmemesi için aktörler sorunu çözecek planlar üzerinde kafa yormalıdırlar. Kürt coğrafyasında ve şimdi de Kobani de olası katliamları engelleyecek bizleriz, Türkiye’dir. Bundan dolayı bile olsa Türklerle Kürtlerin ittifakından asla vazgeçilmemelidir. Duyarlı olanlar sürecin pedallarını daha kararlı şekilde çevirmeye devam etmelidir.

Mesela aşama aşama gidilen bu yolda aktörlerlemüzakereler derinleştirilmeli. Hükümet Öcalan ve HDP ile daha sık görüşmeli. HDP sürece katkı babında yeni bir dil geliştirmeli. HDP ile HÜDAPAR’ın arası kalıcı bir şekilde ve sağlam zeminde bulunmalı. Diyaloglar sorun çözmeye matuf olmalıdır.

Evet, bunlar yapılmalı, ancak, “bölge belli bir kesimin insafına terk edildi” kanaatinin de ciddiye alınması gelecek için hayati bir konudur.

Yapılanların acısı çok çok ağırdı. Özellikle HÜDAPAR’a saldırı ve bunun neticesindeki feci ölümleri vicdanların kaldırması çok zordur. Şehirlerin alt üst edilmesinin kime yaradığına bakılmadan yapılanlar tam olarak anlaşılamaz.

Maalesef HDP’nin “sokaklara çıkın” çağrısı yerinde değildi ve o sokaklar yönetilememiştir. Yakılan-yıkılan bunca banka, dükkân, kurumun yanı sıra HÜDAPAR’a yapılan saldırı ile süreç kötü yönetilmiştir. Zaten sokaklara çağrılarda kimin ne yapacağını önceden kestirmek pek mümkün olmuyor. Hele hele dünya gizli servislerinin pusuda beklediği, planlarını kolayca icra edebilecekleri bir bölgede sokakların ne yapacağı hiç belli olmaz. Nitekim 7-8 Ekim’de çok sayıda yabancının kitlelere “ne duruyorsunuz, öfkenizi gösterin” diye bağırdığı ve kitlenin öfkelenmeleri için her yola başvurduklarını gördük. Kitledeki kimi göstericinin bu yabancılara karşı çıkmaları üzerine bu yabancılar hemen arka sokaktaki kitlelere yöneliyorlardı. Bir süre sonra da kontrol kayboldu.

Saldırıya uğrayan HÜDAPAR karşılık vermeyi düşünmez,yaşanan acı olayı derinine analiz ederse hikmetli sonuca ulaşacaktır. Bir önceki yazımızda 1990’lı yılları hatırlatırken HÜDAPAR Genel Başkanı ile aynı noktada buluşmamız isabetli bir tespittir.

Time Türk yazarı Hamit Yaz’ın belirttiği gibi “olaylarla hiçbir ilgisi ve dahli olmadığı halde, 14 yıldır hiçbir silahlı eyleme karışmayarak metod değiştirdiğini ispat eden, siyasal anlamda legalleşme çabasında olan…” birHÜDAPAR yeniden şiddete –velev ki “nefsi müdafaa” olsa da- başvurmamalıdır.HÜDAPAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu,  "PKK ile sizi karşı karşıya mı getirmek istiyorlar?"sorusuna"Birileri kaşıyor olabilir, kaşımak isteyen birileri de olabilir. Bence bunların kaynağı yurt dışıdır. Ama bunların yurt içinde de uzantıları vardır" cevabı çok isabetlidir. 

Süreç devam etmeli, süreci kışkırtmalara feda etmemek hepimizin yararınadır. Çözüm süreçleri doğrusal bir seyir izlemez. İngiltere-İRA süreci başladıktan birkaç hafta sonra patlama olmuş ve 29 kişi hayatını kaybetmişti. Bizde İngiltere ve diğer ülkelerde olduğu gibi barış yanlısı aydın, yazar, sanatçı kıtlığı var. En büyük dezavantajımız adına aydın denilen entel tayfa sadece Erdoğan düşmanlığı yüzünden sürece karşı.

Ama hamdolsun ki Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu “çözüm süreci ne pahasına olursa olsun devam edecek” diyerek yüreğimize su serpti.

Türklerle Kürtlerin beraberlikleri ile fitneciler yine kaybedecek inşaallah.