• 29.10.2014 00:00
  • (2783)

 Türkiye, iç sorunlarını çözmemek için girdiği kısır tartışmalarda dünya şampiyonluğunu hak eden ülke. Bugüne kadar ana sorunun tali meselesi bile olamayan tartışmalarla zaman ve tabi ki fırsatları kaybettik. Hatta kimi sorunlarda insanımızı kaybettik.

21 yıl boyunca binlerce insanımızın hayatına mal olan 1984 PKK baskınlarından sonra olan bitenin ne olduğunu değil, ne olmadığını tartıştık. Soruna zamanında biri “bu Kürt sorunudur” demiş ya, artık akan kanın nasıl durdurulabileceğini değil, sorunun “terör, eşkıyalık, bölücülük sorunu” olduğunu tartışır olduk 20 yıl boyunca.

Bu verimsiz olduğu kadar irrite edici tartışmayı dönemin başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan sonlandırmıştı. 2005’in Ağustos’unda “Kürt sorunu öncelikle beni sorunumdur” diyerek çeyrek asırlık BOŞ tartışmalara noktayı koydu. Tabi, geçen süre içinde 30 bin insanımız hayatını kaybetmiş, Ortadoğu’da prestiji kalmamış, ekonomisi üç kere dibe vurmuş, uluslar arası arenada hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmamış bir ülke haline gelmiştik. Bir Allah’ın kulu çıkıp “sorun ve adı ne olursa olsun şu anda insanlar öldürülüyor ve bunu durdurmanın binbir yolu vardır” demedi.

O süreçte adına entelektüel, aydın, analist dediğiniz kalburüstü adamlar “bilimsel olarak bu Kürt sorunu değildir” diyerek Latince’den, antropolojik terimleri Tarzanca ifadelerle serdetti. Diğer bir aydın! “aslında bu Kürt sorunudur, ama Kürtler sorun değil çünkü…” derken dünyayı keşfettiğine inanmış bir edayla günlerce televizyon televizyon dolaşarak gündemi meşgul etti. Bunlar ülkemizin aydını, entelektüeli, analistleri, gazeteci ve yazarlarıydı.

Bugün yaşadıklarımız da bir yönüyle benzer bir tartışmayla asıl meseleyi kaçırmamıza sebep oluyor.

Nasıl mı? Bir örnek vereyim:

Kobani Kobani mi yoksa Ayn-el Arap mı?

Bir kere şunu bilelim,

Orası tıpkı Diyarbekir gibi, tıpkı El-Aziz gibi, tıpkı Dersim gibi bir serüven yaşamıştır. Öğrendiğim kadarıyla Kobani Ayne-el Arap “yumurta-tavuk” meselesi. Her ne olursa olsun Kobani bahanesiyle 42 vatandaşımızın katledildiği olaylarla ilgili tartışmamız gereken bu olmamalıydı. Sayın Cumhurbaşkanının söylediklerini bağlamından koparıp böyle bir tartışma başlatmak ultra akil! işi olsa gerek.

Bakınız,

Bölgede 3 gün boyunca devlet OFF durumuna getirildi. Elbette bu toprakların tanık olmadığı bu acıyı, bu zulmü ifadede yetersiziz. Acilen mülkiye müfettişleri görevlendirilmeli ve bölgede olan biteni en ince detayına kadar kayıt altına almalıdırlar. Çünkü bölgede ve Diyarbakır’da bürokraside ciddi ihmaller olduğuna dair yaygın bir kanaat var.

Kimse bunun hesabını sormuyor, kimse çıkıp mesela “Peygamberler şehrinde bu çocuklar ve gençler nasıl böyle şiddete meyyal oldular? Nasıl oluyor da bu çocuklar kendi yaşlarındaki bir çocuğu 3 kattan aşağı atabiliyor? Kim bunları bu hale getirdi” diye sormuyor.

Kimse çıkıp mesela  “her olayda en önde olan TOMALAR böyle bir günde neden Diyarbakır sokaklarında görülmedi” diye bir soru sormuyor.

Kimse çıkıp “neden Silvan Kaymakamı ailesini pompalı tüfekle korumak zorunda bırakıldı diye sormuyor.

Kimse çıkıp manav Hasan Amca, sütçü Ayşe teyze böyle bir olayın olacağını haftalar önce öğrendiğine göre devletin ilgili birimleri de bunu öğrenmiş olmalı, o halde neden gerekli önlemler alınmadı demiyor. Mesela olaylar çıkmadan önce BOZUK TOMALAR neden olay gününe kadar bozuk kaldı? Olaylar kontrolden çıktıktan sonra devreye sokulan şehrin dinamikleri neden olaylar büyümeden önce devreye sokulmadı? Neden A B C D planınız yoktu” diye sormuyor.

Şimdilerde “efendim elimize geçen belgelerde olaylar esnasında vurulanların, saldırı düzenlenecek yerlerin listesi daha önceden belirlenmiş” diyen görevlilere, “iyi de bunu şimdi mi bilmeniz gerekiyordu? Bu istihbarat yeni mi geldi” diye sormuyor.

Bakın asrın fırsatı dediğimiz, bu aziz milletin, bu mazlum ümmetin, bu sömürülen coğrafyanın umudu olacak olan çözüm sürecini hangi riskler bekliyor:

“Çözüm sürecine biz mecbur ve mahkûm değiliz. Çözüm süreci başarısız olursa herkes bunun altında kalır. Adadaki şahıs da dâhil siyasi uzantıları da... Bizim gösterdiğimiz itina kadar ben de bu işte söz sahibiyim diyenlerin de dikkatli olması lazım. Onlar her istediğini söyleyecek biz de Çözüm sürecine sahip çıkacağız; bu iş komediye dönüşür. Evet, Çözüm sürecinde ısrarlı olmaya devam edeceğiz, bitiren taraf biz olmayacağız."Yukarıdaki ifadeler Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’a ait.

Canımız, gözbebeğimiz gibi koruduğumuz çözüm sürecinin bitmesi ne PKK, ne HDP, ne Kürtler, ne Türkler, ne devlet… hiç kimseye hiçbir yarar getirmez.

O halde,

Süreci çapsız siyasetçilerin, yetersiz analistlerin, donanımsız bürokratların ihmal ve kışkırtmalarına feda etmemek gerek.