• 13.11.2014 00:00
  • (2591)

 Hatırlayanınız vardır, paralel medya “Amerika, Erdoğan’ın kalemini kırdı, Obama Erdoğan’ın telefonlarına bile çıkmıyor” haberlerini çiftetelli eşliğinde manşetlerine taşımıştı. Kendi hesaplarına uyan da buydu. ABD Türkiye’ye düşman olacak, Erdoğan sıkışacak ve başbakanlıktan çekilecek. Böylece paralelliklerini tamamlayacaklardı.

Evet, doğrudur,  ABD-Türkiye dostluğu, müttefikliği, stratejik ortaklığı 2 yılı aşkın süredir oldukça sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Ama bu süreç Recep Tayyip Erdoğan “Türkiye Batılıların jandarması olmasın dediği için, Türkiye Türkiyeli herkes ve her kesimin olsun dediği için” başladı.

Tabi, uluslararası dil (diplomasi) matematik dilini kullanmadığı için bu konuda söylenenleri herkes ederince anlayabiliyor.

İngiltere merkezli denemeler hariç ABD özelinde konuyu ele alırsak;

Amerika’nın Türkiye ile kavgası ya da ABD’nin Erdoğan’ı devirme planı 2013’te start aldı.

Neden mi?

Yukarıda da değindiğim gibi Sayın Erdoğan Türkiye kendi politikalarını bağımsız her ülke gibi kendisi belirlesin dedi. ABD gibi, Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkesinin yararlarını önceledi Cumhurbaşkanı Erdoğan.

Bunun gereği olarak Türkiye, savunma gücünün modernizasyonu için hava savunma sistemi satın alacaktı. ABD’liler, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu bu sistemi kendilerinden satın alacaklarından o kadar emindiler ki kendileri dışında başka bir alternatif düşünmüyorlardı. Çünkü ABD’ye göre Türkiye NATO üyesi ülke ve bu yüzden savunma sistemini başka yerden alamazdı.

Türkiye hava savunma sistemini beklenenin aksine ABD’den değil Çin’den almayı daha uygun gördü. Çünkü Çin hem malını daha ucuza satıyor hem de Türkiye bu hamlesiyle savunma sisteminde Batı’ya bağımlı olmadığını ispatlıyordu.

Sonrasını hatırlarsınız, ABD 4 kez fiyat düşürdü. Bu da yetmedi Çin’in verdiği fiyatın da altına indiği halde Türkiye hava savunma sistemini ABD’den almak istemediğini her defasında muhataplarına bildiriyordu. Çünkü tekel oluşunca bir kerelik fiyat düşürmenin anlamı olmazdı. Bu yüzden ABD “bu Erdoğan çok oldu, gitmeli” dedi.

Devletlerin dilinde bu;

“Bize yaptıklarınız yeter, size mecbur değilim, bunu bahane ederek ilişkilerimizi bozacaksanız varsın ilişkilerimiz bozulsun”demek oluyordu. ABD’nin Türkiye’nin bu çıkışına cevabı önce diplomatik hamleler oldu, bu hamleler sonuç vermeyince eski dünya alışkanlığı olan konvansiyonel operasyon yani Mayıs 2013 Gezi süreci başladı.

Alışmışlardı,

Savunmada onlara mecburduk, kat kat fazlasıyla verirdik parayı alırdık silahı. Bunun dışına çıkılamazdı, on yıllarca çık/a/madık. İlk kez hükümet “böyle yürümez” dedi ve felaket senaryoları devreye girdi.

Dış politikamız da öyle, hatta dış politikadan yoksunduk. Devlet adına dış politikamız yerine cılız dış işlerimiz ve mahkûm ilişkilerimiz vardı. NATO politikalarımızı belirler Türkiye de buna harfiyen uyardı. Başbakan Ahmet Davutoğlu 2002 öncesi dış politikamızı “Kıbrıs, Ermeni meselesi ve birkaç defansif konu" olarak özetliyordu. Davutoğlu, "Dış politikada temel ilkemiz, politikanın Ankara merkezli olmasıdır"diyerek“monşer” karakterli dış ilişkiler yerine “Ankara merkezli dış politika”yı inşa etmeye başladı.

Hem savunma hem dış politika ve hem de IMF ilişkileri bağlamında ülkesinin bağımsızlığını ilan eden Yeni Türkiye’nin lideri Recep Tayyip Erdoğan’ı bitirmek için düğmeye bastı ABD. Bunun için ülke içinde besleyip büyüttüğü dinamikleri harekete geçirdi. Bu dinamiklerin başında “mobilize edebileceği kuvvetler” geliyordu. Gezi ile bu kuvvetler harekete geçirildi. Bundan netice alamayınca paralel yapının kontrolündeki yargı-emniyet-medya kuvvetlerinin operasyonu başladı. Paralelciler kendilerinden çok emin oldukları için pervasızca saldırdılar. Kobani üzerinden yapılmak istenen de bu oyunun daha büyük planıdır. Yoksa İŞİD rüya görüp yönünü Kobani’ye neden çevirsin?

Kobani bahanesiyle yine paralelciler gazeteleriyle, TV’leriyle toplu saldırıya geçtiler. Bu saldırganlardan bazıları da çok komik olmuyor değil.

Hani, şu Amerika üzerinden Pensilvanya’ya dolaysızca direkt olarak Fetullah Gülen’e “kupa gönderen” sapkın gazeteci vardı ya, işte o “klavyesi sapık ve sapkın” Sayın Erdoğan’ı NYT ve Today’s Zaman A.Ş yazılarını hakikatmiş gibi gösterip vurduğunu zannediyor. Tarihin bunlar hakkında yazacaklarını bırakalım, ama yaptıklarının Amerika’nın çıkarlarını ülkesi ve milletinin çıkarlarından üstün tutma olduğunu söylememiz gerek.

ABD ve diğer bazı Avrupa ülkelerini anlayabiliyoruz, ama bu ülkenin öz evladı olanları anlamakta güçlük çekiyoruz. Aslında güçlük çekiyorduk,

Ne ki biyolojik evlat ile akıl, fikir, değer, kader ve inanç gibi “öz”ü oluşturan unsurları biliyoruz.

Yani,

Öz” olmayınca “anne” Türk/iyeli olsa da “baba” ABD’li ya da Batılı oluyor. Olay budur.

@ahmetay_