• 24.12.2014 00:00
  • (2583)

 Çözüm sürecinde “tarihi adımların arefesinde” olduğumuz her dönemde acımasız eylemlerle sürece kast edildi. Her dönem süreçlerin kesilmesini isteyen karanlık güçler kazançlı çıktı. En son IŞİD’in Kobani’ye saldırması sürecinde acımasız bir provokasyonla 52 vatandaşımız hayatını kaybetti. Ama basiretli liderliğin inisiyatifiyle süreç devam ediyor.

Avrupa’da 19. Yüzyılın mundar akımı olan ulusçuluk bizde 20. Yüzyılın ortalarına doğru nevş-u nema buldu. Hem de ırkçılık boyutuna varacak şekilde. Bu zihniyet yüzünden 1925 Şeyh Said Meselesi ile ayyuka çıkan Kürtlerin vatandaşlık hakları sorunu 1980 ortalarında PKK’nin şiddete başvurmasıyla evirilip daha ciddi ve kanlı bir soruna dönüştü. Kayıplarla birlikte 60 bin cıvarında insanın hayatına mal olan 30 yıllık süreç zaten hasta olan ülkeyi komaya soktu.

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan liderliğinde başlayan 2002 Ak Parti iktidarında defalarca kanın durması için meşru, makul ve cesur adımlar atıldı. Kardeşlik ve çözüm sürecinde nihayet ciddi insanların aldığı riskle çözüme çok yaklaşmış bulunuyoruz.

Çözüm sürecinin en önemli aktörlerinden Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Çözüm Süreci'ne ilişkin"süreç güçlü bir siyasi irade ve kararlılıkla sürüyor. Nihai sonuca ulaşmak için güven ve iyi niyet temelinde görüşmeler hız kazanmış durumda" demesi işlerin yolunda gittiğini gösteriyor.

Çözüm sürecinin başarıya ulaşması hakikaten ülkenin en önemli kazanımıdır. Kim olduğunu hatırlamıyorum, ama bir dostumun “Recep Tayyip Erdoğan’ın asıl çılgın projesi Çözüm Sürecidir”tespiti tam da 12’lik bir tespit.

Başbakan Ahmet Davutoğlu her konuşmasında sürece değinerek işin ehemmiyetini, sürecin devamındaki kararlılığı dile getiriyor. Sayın başbakanın samimiyeti kısa sürede Kürtlerin teveccühüne mazhar oldu.

Bakınız,

Eski Türkiyecilerin tümü birleşip “eski cumhuriyeti muhafaza edelim”in derdine düşmüşler.

Kimler mi bu “cumhuriyet muhafızları”?

Ne kadar despot, tektipçi, fitneci ve siyasi mevta varsa bir arada:

Hüsamettin Cindoruk, Zekeriya Beyaz, Nur Serter, Bedri Baykam, Doğu Perinçek…Türkiye bunlardan çok çekti. Bunların ağababalarının kim olduklarını çok iyi biliyoruz. 28 Şubat’ın ödleği, İlahiyatçı bozuntusu, Gülenci paralellerin ressamı, 28 Şubat’ın iknacısı ve her devrin provokatörü. Bunların tek derdi eski Türkiye olduğu gibi kalsın. Türklerle Kürtler birbirine düşsün. Kan aksın, kimse güvende olmasın ve başta askeri vesayet olmak üzere vesayetler sürsün ki mevzileri elegeçirebilsinler.

Yok artık,

Bakınız, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Hatip Dicle, "Öcalan, 'Hükümetle, devlet heyetleri ile sürdürülen görüşmelerle bugün belki de 200 yıldır bu topraklarda çok acılar yaşatan Kürt sorununun ve diğer bütün sorunların çözümü yönünde tarihi adımlar atabilmenin arefesindeyiz’ dedi” diyor.

Bu şu demek:

Türklerle Kürtler 1000 yıllık beraberliği taçlandıracak, kardeşlik ve eşitlik bu topraklardan çevre ülkelere yayılacak. Sırrı Süreyya Önder’in vurgusu çok önemliydi:

“Coğrafi bir dağılım, belirleme olmayacak.” Ulusolcuların “Ne verdi? Özerklik mi, toprak mı?” tezviratı boş çıktı. Yerel yönetim öyle şekillenecek ki bundan 78 milyon da rahatsız olmayacak. Kürtler ne PKK’nın kucağına bırakılıyor ne de PKK’ye “seni ilgilendirmez” deniyor. Bütün vatandaşları ilgilendiren ve bütün vatandaşları memnun eden bir statü söz konusu olacak. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın geçtiğimiz hafta HÜDAPAR ve HAKPAR yetkilileriyle yaptığı görüşme bu meyanda gerekli adımdı. Bunların sürmesi her hal-u kârda gerekli.

Artık, derin güçlerin sabotajlarına kapalı sürece girdik. Sırrı Süreyya Önder’in “Biz bu meseleyi çözeceğiz. Savaştan nemalananlarla mücadele ediyoruz. Konuşacağımız şeyler ve yöntem konusunda mutabakat oluşturduk” sözleri süreci bozmak isteyenlere bir cevaptı. Bunun üzerine bazı il ve ilçelerde gençlerin sokakları birbirine katmalarının da önüne geçmiş oluyoruz. Maalesef geçen gün Diyarbakır’da 17 yaşında bir genç vurulurken, önceki gün de Nusaybin’de askeri aracın uğradığı saldırıda 7 asker yaralandı. Bu saatten sonra bu tür eylemelerin devam etmesini affetmek mümkün değil.

Kürt çocuklarının eylemlerinden hoşnut olan Aydınlıkçı liberaller her yolu deniyor. En son “Kürtler kandırılıyor” diyeni de çıktı. Ne hikmetse “Kürt gençler kandırılıp dağa çıkarılıyor” diyen ekip şimdi de“Tayyip Erdoğan Kürt gençlerini dağdan indirmek için kandırıyor” diyerek kendilerince şehirlerde çocukların şiddete devam etmelerini sağlayacaklar. Bu “kandırma” tezviratını (bence Allah’tan sakınma sorunu yaşayan) kimi ilahiyatçıların da dile getirdiğini üzüntüyle duyuyoruz. Taraflar memnun, millet memnun; ulusalcılarla, aralarında ilahiyatçıların da bulunduğu siyasi alanda çelme yemiş akademisyenlere ne oluyor onu anlamıyoruz.

Yakında çok güzel şeyler olacak, herkesin memnun kalacağı günlere doğru yürüyoruz. Allah düşmanlara fırsat vermesin.

@ahmetay_