• 3.01.2015 00:00
  • (2779)

 Yazımızın birinci bölümünde itikadi hususların hangi delillerle belirlenebileceği konusunu tartışmıştık. Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz.

“İmanın Şartları” ve Kur’an:

Öncelikle belirtmemiz gerekir ki Allah’ın cc. Kur’an’da “bunlar imanın şartlarıdır”diye sıraladığı bir buyruğu yoktur. Ancak farklı formatlarda insanların iman etmelerinden dolayı övüldüğü, iman etmemelerinden dolayı yerildiği ayetler vardır.[1] Bu ayetlerin kimisinde sadece Allah’a ve Ahiret Gününe[2], kimisindeelçiye/elçilere indirilen[3], bazen de Nisa suresi 136. Ayette olduğu gibi iman etmemiz gereken hususlar:

“Ey iman edenler, Allah'a, Resulüne, Resulüne indirdiği Kitab'a ve bundan önce indirdiği Kitab'a iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, resullerini ve ahiret gününü inkâr ederse…”şeklinde buyurulur ve bu ayetlerde başkaca (spesifik olarak) iman etmemiz gereken bir husus zikredilmemiştir. Tabi, bu dinde olan diğer buyruklar inkâr edilebilir anlamına gelmiyor.

Geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi “İMANIN 6 ŞARTI” İmamEbu Hanife (RA) tarafından formüle edilmiştir. İlk olarak İmam-ı Azam Fıku’lekber isimli risalesinde AMENTÜ’ye yer vermiştir.[4]Daha sonra gelen ehlisünnet uleması AMENTÜ’yü hiç değiştirmeden kabul edip itikadi ve kelami bütün konuları bu perspektifte ele almıştır.

Peki, “Kur’an-ı Mubin ‘kader’ ile ilgili olabilecek bir ayet içermiyor mu?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu konuya yazımızın sonraki bölümünde yer vereceğiz.

 

“İmanın Şartları” ve Hadisler:

Sünenlerde farklı varyantlarda bulunsa da, iman edilmesi gereken hususlar hadis kitaplarında kendine oldukça fazla yer bulmuştur. Aralarında “mütevatir” rivayetlerin bulunduğu iman edilmesi zorunlu olan hususlar (şartlar) kimi muhaddislerin eserlerinde önemli farklılıklar göstermiştir.

Ebu Said’den nakledilen bir rivayette, bir gün Resulullah SAV Medine’de gezerken Yahudi olan İbn Said ile karşılaşır. Resul-i Ekrem as “benim Allah’ın elçisi olduğumu kabul ediyor musun?” sorusuna İbn Said, “sen benim Allah’ın elçisi olduğumu kabul ediyor musun?” cevabına Resulullah SAV, “ben Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine ve ahiret gününe iman ettim” şeklinde karşılık verir.[5]Görüldüğü üzere Resul-i Ekrem Muhammed Mustafa’nın (SAV) mezkûr rivayette “AMENTÜ”de yer alan hususları bu şekilde zikrettiği söylenir.

İmanın Şartları”nın vücut bulduğu Cibril Hadisi tartışmakta olduğumuz konumuza ışık tutacak niteliktedir. Bu rivayete geçmeden önce bir hususu belirtmemizde fayda mülahaza ediyorum:

Hiçbir şekilde Kâinatın yegâne Maliki olan Allah’a, O’nun pak Resul’üne imanla dolu bir insan –velev ki düşüncesinde hatalı da olsa- genele muhalif düş(ün)üyor diye kâfir, zındık, fasık ilan edilmemelidir. Zira ucu k/açık bir tekfir furyasına sebep olacak bu durumun Allah Tebarek ve Teâlâ’nın razı olacağı bir şey olmasa gerek. Şimdi Cibril Hadisi bahsine geçebiliriz.

Cibril Hadisi[6]olarak bilinen rivayeti Abdullah b. Ömer, babası Hz. Ömer'den:

"Bir gün Rasûlullah’ın SAV yanında bulunduğumuz sırada aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğruca peygamber (s.a.s.)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve…:

‘Bana imandan haber ver’ dedi.Rasûlullah (s.a.s.): ‘Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır’ buyurdu. O zât (Cebrail’in as): ‘Doğru söyledin’ dedi"[7] şeklinde rivayet ediyor. Muhaddislerin ekseriyetinin mütevatir dedikleri Cibril Hadisi budur. Ancak bu rivayetin bu şekliyle Kutub-i Sitte’de yer aldığını, ama Sahih-i Buhari’de farklı formatta zikredildiğini de belirtelim.

İmam Buhari hadisi bu lafızlarla değil, “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanmandır” şeklindesıralayıp aktardıktansonra rivayeti bitiriyor. Kimi âlimlere göre Cibril Hadisi’nin Hadis Külliyatının “değer/güvenirlik sıralamasında” ilk sırasında olan Sahih-i Buhari’de bu farklılıkta yer alması hadisin ”mütevatir” özelliğini zedeliyor. Mütevatir olmayan hadislerin itikada delil olamayacağı genel kabul görse de,  aralarında Ahmed b Hanbel, İbn Teymiyye’nin de bulunduğu bazı âlimler “itikad konusunda haber-i vahid’in kabul edilmesini uygun görmüşlerdir.”[8] (Bu âlimlerin düşüncesine göre mezkûr rivayetlerden hareketle Kader’e İman da diğer “beş şart” gibi iman’ın altıncı şartıdır)

Buraya kadar Kur’an ve hadislerin “İMANIN ŞARTLARI” hakkında ne buyurduğunu kısaca izaha çalıştık. Ayet ve hadisleri zorlayarak konuyu uzatmanın yararlı olmayacağı kanaatindeyim. Zira asıl “sorun” bizi bekliyor;

Kader ve Kader’e İman. Bütün mesele gelip burada düğümleniyor. Can alan, tekfir için gerekçe gösterilen, iktidarlar sunan bir konudur kader. Tarihin her döneminde dini olmaktan ziyade siyasi testere gibi kullanılan mevzuydu kader.

Önce “Kader nedir”den başlamak istiyorum.

Kur’an’ın “kader” dediği ile hadislerde geçen “kader(e İman)” bazı âlimlere göre her yönüyle aynı şeyler olmasa da tarafların arasını bulmak mümkündür.

Nasıl mı?

Yazımızın III. Bölümünde tafsilatlı anlatacağız “kader” ve “kaderin ne”liği konusunu, inşaallah…

 

 



[1] Hüseyin Atay, Kur’an’da İman Esasları, s. 26 (mealen)

[2] Bakara/50.

[3] Muhammed/2

[4] Faruk Beşer, Yeni Şafak, 26. 12. 2014.

[5] Sunen-i Tirmizi, cilt 9, s 101 Mısır 1931.

[6]Cebrail AS, Hz. Peygamber'in de aralarında bulunduğu bir sahabe' topluluğuna insan suretinde gelmiş, iman, İslâm, ihsan ve kıyamet alâmetleri gibi bazı soruları Allah Rasûlüne sorarak cevaplarını almıştır. İşte “Cebrail (a.s.)'in bizzat soru sorarak ve cevaplarını tasdik ederek” telkin ettiği bu hadise "Cibril hadîsi" adı verilmiştir.

[7] (Nesaî, İman 5; Tirmizi, Kader 10, 17; İbn Hanbel, Müsned, 1/97) 

[8]  Prof. Dr. Yener Öztürk, EKEV Akademi Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 14, s. 131.