• 15.03.2015 00:00
  • (2332)

 AbbéSt. Pierre'nin 'ebedi barış'ını uluslararası vatandaşlık hukukuyla temellendiren Kant, bunu sağlamak için devletler hukukuna dayanmayı yeterli görmüyor. Halkların birleşmesini ve savaşları ortadan kaldıran 'küresel hukuk' gereğini vurguluyor Kant.

Kant'ın bu ideali modern ötesi Batıiçin, her millet ve dolayısıyla her devlet kendi medeniyetinden, kültüründen ve tabi ki değerlerinden vazgeçmesi anlamına geldi. Tarihin Sonu, Medeniyetler Çatışmasıda bu yaklaşıma öncülük etmiştir.

Huntington olsun Fukuyama olsun medeniyetleri ve tarihi katlederek Batı'nın kesin zaferini ilan ediyordu. Öyle ki Fukuyama, Batı tipi demokrasiyi insanlık ailesi için tek seçenek olarak görüyordu.

Huntington'ın Medeniyetleri tekleştirmesi projesi bir ısmarlamaydı.  Sonra Amerikalı sosyal bilimci Francis Fukuyama bu projeyi 1989 yılında verdiği bir konferansta tarihin sonunu ilan ederek destekliyordu. Fukuyama'ya göre, sosyalizmin yıkılması, politikada liberal demokrasinin tek geçerli sistem olarak kabul edilmesi demekti. Dolayısıyla liberal iktisat artık tek geçerli iktisadi sistem kabul ediliyordu. Sosyalizmin yıkılış ıile otoriter sistemlerin bittiğini ilan eden Fukuyama, hiçbir sosyolojik temeli olmayan tezi ile bir konuda Ortadoğu'yu kan Gölü'ne çeviren bugünkü Batıiçin ilham kaynağı lmuştu.

Fukuyama'nın tezi yine Fukuyama'nın ülkesi tarafından tekzip edilerek paçavraya çevrildi. Otoriter rejimleri ayakta tutan, demokratik sitemlerin yeşerdiği ve/ya yeşereceği ülkeleri despot, otoriter rejimlere teslim eden yine ABD ve Batı oldu. Bunların son 3 yılda Mısır, Libya ve Suriye'yi otoriter yöneticilere teslim etmesi Fukuyama'nın tezini çöpe attı.

Ancak,

Batı Huntington ile Fukuyama'yı BM'de haklı çıkardı. Veto hakları, Güvenlik Konseyi kararları beş ülkenin Dünya'dan büyük olduğu anlamına geliyor.

Kendilerini Dünya'dan büyük gören 5'liler dünyayı tahakküm altında tutmak için de her türlü oyuna başvurmaktan çekinmiyorlar. Bakmayın bu beşlinin birbirine ters düşmelerine, aynı mandanın yavrusu bunlar.

Ortadoğu karışsın diyen bunlar,

Suriye diktatöre kalsın diye her çirkinliği meşru gören ve sergileyenler bunlar,

R. Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye gibi haysiyetli duruş sergileyen bir ülkeyi kumpaslarla zor durumda bırakmak isteyen ülkeler de yine bunlar...

Bakın en son üçİngiliz vatandaşıkızın DEAŞ'a katılmasını sağlayanlar da bu çetenin destekçisi ülke çıktı.

Dışişleri BakanıMevlüt Çavuşoğlu:

"Koalisyon içinde olan bir ülkenin istihbaratında çalışan biri çıktı."

Kimmiş?

Koalisyonun içinde bir ülke,

ABD'nin, İngiltere'nin yavrusu Kanada.

Hani dünyanın en hoşgörülü ülkelerden biri diye bize satılan Kanada.

Hani farklılıklar ıen iyi koruyan ülke Kanada.

Peki, paralar nereden geliyor dersiniz?

Elbette İngiltere'den.

Ajan Mohammad Al Rashed ilk sorgusunda herşeyi itiraf etti:Kanada istihbarat servisi için çalışıyorum. Zaman zaman servisin aldığı biletlerle Ürdüne giderek Kanada Başkonsolosluğunda topladığım bilgileri ilgililerle paylaşıyorum. Son olarak Shamina Begüm, Anira Abase ve Kadiza Sultana adlı kızları İstanbuldan alarak Gaziantep otogarı yakınına getirerek, eleman aktarımı yapanşahıslarla irtibata geçtim ve Suriyeye götürmek üzere teslim ettim. 21 Şubat 2015te Kanada istihbarat görevlilerine bu konuda bilgi aktardım. Tüm bunları Kanada vatandaşlığını elde etmek için yaptım.

Neden peki? Terörden şikayetçisiniz, sonra terör örgütlerine katılım için her türlü desteği veriyorsunuz.

Doğru ya,

ABD'lilerin Kobanililere yardım diyerek DEAŞ'a verdiği silahları unutmadık.

Sonra aynısını İngiltere yaptı.

Ebedi barışmış! Dünya düzeniymiş!

Peh!

Satılık insan var, anlıyoruz, kişi benliğini satar.

Ama gördük ki insanlığı satan ülke de, ülkeler koalisyonu da varmış.

Böyle bir süreçte Ahmet Davutoğlu gibi donanımlı, deneyimli, uluslararası ilişkileri en iyi bilen bir şahsiyetin başbakan olmasıda tıpkı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan gibi bu ülke için, bölge için nimettir. Yoksa Batı'nın Bölgemizi dizayn etmek için başlattığıve adına 1914 Süreci dediğimiz bu süreçAllah muhafaza çok acılara yol açabilir, ümmet en az 2-3 asır daha belini doğrultamazdı.

Huntington ile Fukuyama Tarihin sonunu getiremediler, medeniyetlerin üzerinden geçemediler.

Ama Batı insanlığın en dip noktasına ulaştı.

Bundan sonrasımı?

Esfelesafilin'den öte yer literatürümde bulunmuyor.