• 18.03.2015 00:00
  • (4237)

 Barış Trenine selam olsun.

Aslında bizim barış sorunumuz yok, sorun ettiler.

Bizler barış derken zedelenmiş kardeşliği pekiştirme derdindeyiz.

Yani restorasyon sorunumuz var. Bize bu restorasyonu çok gören güçlerle kavgamız bundan. Ama ne yaparlarsa yapsınlar biz bu yoldan dönmeyeceğiz.

Neden mi?

Geçmişte yazdığım yazılarla harmanlayarak sorumuzun cevabını bulalım.

Türkiye Ak Parti ile sunî, üretilmiş korkuları, tabuları bir bir yıktı. Artık hiçbir sorun Türkiye’den, Din-i Mubin'e, ümmete, yeryüzü mazlum ve mağdurlarına hizmet eden Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Arap, Çerkez, Boşnakıyla bu aziz milletten daha büyük, daha değerli değil.

Artık öyle bir asrı inşa ediyoruz ki Arakan da, Doğu Türkistan da Filistin de, Somali de, Saraybosna da sahipsiz kalmayacak. Bu, büyük Türkiye’ye yakışır cesaret, feraset, basiret ve hikmete sahip olan liderlerin ve onlara destek veren kardeşlerinin çabalarından geçer.

Biliyorsunuz, geçmişte 77 milyon insanımızın kardeşlikten yana hiçbir sorunları olmamıştı, ama 80 yılda öylesine kamplaşmalara, ayrış(tır)malara gidildi ki  bin yıllık kardeşliğimizi tehlikeli görenler baskın çıkmışlardı.

Türkiye geçmişte çarpık kentleşmeden, devalüasyonlardan, IMF’e faiz ödemekten korkmalıyken kardeşlerinin Kürtçe isimlerinden korkan bir ülke haline getirilmişti. Bunlar geride kaldı.

Dedim ya;

Artık yeni bin yılların tarihini yazıyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın R.  Tayyip Erdoğan’ın şu ifadelerine bakınca ne demek istediğim daha net anlaşılır:

“23 Nisan 1920 ruhuyla yeni bir Türkiye inşa ediyoruz. Her etnik unsurla, her inanç unsuruyla, her mezheple birlikte inşa ediyoruz. 1920'de TBMM'de Kürt, Türk, Arap, Laz, Gürcü, Çerkes, Boşnak nasıl bir ve beraber olduysa, İstiklal Savaşı'nı nasıl birlikte verdilerse, cumhuriyeti nasıl birlikte kurdularsa yeni Türkiye'yi de o ruh, o öz ve kardeşlik ruhuyla yeniden ayağa kaldırıyoruz… Diyarbakırlı Kürt kardeşim, Türk kardeşim, Zaza, Arap kardeşim bu cumhuriyet senin cumhuriyetindir. Ne kadar İzmirlinin, İstanbullunun, Ankaralının cumhuriyeti ise o kadar da senin cumhuriyetindir. Bu devlet senin devletindir. Bu bayrak senin bayrağındır.”

Evet, bugün tarihe tanıklık eden bizler gelecek nesiller için omuzlarımızda hissettiğimiz bu şahitliği yerine getirmekle mükellefiz. Ortadoğu’nun, Dünya'nın kaderine müdahil olacak bir Türkiye kuruluyor. Lozan’ın kayıplarının telafi edileceği bir Türkiye tarihi inşa ediliyor.

Türkiye halkından, halkının farklılıklarından korkan bir ülke değil, zalime, art niyetli düşmanına korku salan bir ülke olma yolunda emin ellerde ve emin adımlarla yürüyor. Hedef kardeşlik, beraberlik, ebedi barış.

Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan'ın:

“…Allah'ın izni ile gelecek çok daha farklı olacak. Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını, 76 milyonun kucaklaştığını, bir olduğunu, beraber olduğunu, birlikte büyük Türkiye, yeni Türkiye olduklarını göreceğiz. Hiç endişeniz olmasın… Diyarbakır yol gösterici bir şehir, Şehirlerin Mürşididir. Diyarbakır'ın huzurlu olması durumunda Erbil, Kamışlı da refah içinde olur. Yeni süreçte Diyarbakır'ın sorumluluğu büyüktür, ‘Diyarbakır yeni süreçte hakem olmalı ve bu sürece ışık tutmasını istiyorum’…” sözleri ebedi kardeşliği en güzel ifade eden sözlerdir.

Elbette bu Sözlerin gereğini de yapan yine Recep Tayyip Erdoğan ve ekibidir.

İşte Çözüm Süreci. Bu sürece ivme kazandırma öyle kolay olmadı. İhanet ithamları havada uçuşuyordu. Tayyip Erdoğan gibi onurlu bir lider ve onun kararlılığı olmamış olsaydı, Ahmet Davutoğlu gibi bu kararlılığı sonuna kadar destekleyen ve sürdüren bilge, haysiyetli bir başbakan olmasaydı tamamen yerli olan Çözüm Süreci diye  bir şey olamazdı.

Bu güzel günleri yaşamamıza vesile olan başbakan Ahmet Davutoğlu'ndan dinleyelim.

Çözüm süreci, bu milleti bir kardeşlik bağıyla birbirine irtibatlandıran bir süreçtir. Çözüm süreci, demokratik haklar üzerinden vatandaşların eşitlik içinde bir arada yaşama kültürünü ortaya koyacağı bir süreçtir. Çözüm süreci, 2005'te Sayın Cumhurbaşkanımızın Diyarbakır konuşmasından bu yana çok ciddi merhalelerden geçti, büyük engellerle de karşılaştı. Türkiye’nin etrafındaki ateş çemberine Türkiye’yi sokmak isteyenler, Türkiye’de terörün yaygınlaşması ve şiddet ortamının derinleşmesi için çok çaba sarf ettiler. Çözüm süreci artık milletin malıdır, çözüm süreci milli bir süreçtir, yerli bir süreçtir, bu ülkenin bütün vatandaşlarının sahiplendiği bir süreçtir" diyor başbakan Ahmet Davutoğlu.

Evet,

Diyarbekir'in sorumluluğu büyüktür ve Diyarbekir bu sorumluluğun müdrikidir.

Öcalan'ın Silahların susması için "milyonda bir ihtimal varsa bu masadan kalkmam" demesi güzel günlerin yakınlığı anlamına geliyor. Bu yüzden inanıyorum ki;

21 Mart 2015 Günü yeni bir medeniyete yürüyüşümüzün pekiştiği gün olacak.

Şimdi Öcalan ile Kandil gerekli açıklama ve adımlarla bu yürüyüşü sekteye uğratmak isteyen güçlere kapıları kapatmalılar.

Biliyoruz, çözüme en yakın zamanlarda çözümü tıkamak için en acı provokasyonlar devreye sokulur. Müttefik, dost, kardeş, komşu devletler, içerden de başta paralel yapı olmak üzere diğer marjinal grupların desteği ile çirkin provokasyonlara baş vurarak PKK kartını kaybetmek istemeyecek. Bu yüzden dikkatli ve metânetli olmak zorundayız.

Bu kardeşliğin pekişmesinde duası, samimiyeti ve tertemiz kanı olan ÇANAKKALE ZAFERİ KAHRAMANLARINI rahmet ve şükranla anıyorum.

İşte tam da bu bilinçle ebedi kardeşlik için Barış Treni BARIŞA BAK söylemi ile yollarda ve 21 Mart 2015 günü Diyarbakır'da olacak. Hakkaniyeti, kardeşliği, barışı esas alan bu kardeşlerimizi bağrımıza basıyor, takdire şayan yürüyüşlerini selamlıyorum.