• 29.04.2015 00:00

 Fetullah Gülen’in öğrenci evlerindeki “tedbir” uygulamasının korkutucu boyutlarını kendileriyle tartıştığımızda Müslümanların Mekke döneminden fetva getiriyorlardı.

Nübuvetin ilk yıllarında müslümanlar henüz bir avuç iken Yasir ailesi, mü’minlere işkence eden, öldüren Mekke müşriklerinin “Muhammed’i inkâr edin yoksa sizi öldürürüz” baskılarına maruz kaldıklarında inkâr etmemiş ve baba Hz. Yasir ile anne Hz. Sümeyye şehid edilmişlerdi. Bu baskılara dayanamayan Ammar bin Yasir, kalbi iman dolu olarak sadece ‘dil ile inkâr’ etmiş ve hemen sonrasında da Resul-i Ekrem’in SAV yanına gidip gözyaşları içinde durumu izah etmişti. Âlemlere Rahmet Muhammed Mustafa SAV Ammar’ın bu durumuna şefkat ile yaklaşmış “bir daha böyle bir olayla karşılaşırsan yine aynı şeyi yapabilirsin” diyerek Ammar’ı rahatlatmıştı. Rabbimiz Kur’an’da Nahl Suresi’nin 106. Ayetinde bu duruma cevaz vermiştir.

Özel durum, kısa süre ve icbar şartıyla verilen bu izni ömür boyu, zorlamanın olmadığı ve üstelik devlete sızmak için kullanmak meşru değildir.

İşte bu olayı kendilerine fetva-delil gösteren Fetullahçılar özellikle Hukuk Fakültesi ve Askeri Okullar için düşündükleri öğrencileri lise yıllarından itibaren bu anlayışla yetiştiriyorlardı. İMAM abileri bu öğrencilere liseden itibaren,

Namaz kılmamalarını, oruç tutmamalarını, inanç ve cemaate mensubiyetleri ile ilgili kuşkuya neden olabilecek her şeyden kaçınmalarınıilahi emirmiş gibi dikte ediyorlardı.

Yalnızca bu mu?

Hayır. Bu gençlere “Hocaefendi Peygamberle konuşup ondan izin-onay almış” diyerek öğrencilere içki içmelerini, (cemaat içi evliliği esas almalarına rağmen) flört etmelerini, Ömer Faruk Arslan’ın İslamın haram kıldığı köpüklü-köpüksüz, içkili partilere katılmalarının şart olduğunu EMRediyorlardı. Bu İMAM abiler en tepeden gelen ferman ve fetva ile gençlere “zamanı gelinceye kadar Kemalist olun, solcu olun, ateist olun, kısacası dindar olmayın da ne olursanız olun” diyorlardı. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği “haşhaş”tankastı bu ahlaksız telkinlerdir. İstisnalar hariç çocuk yaştaki öğrenciler de bu “ilahi buyruk!” belledikleri harama gırtlağına kadar bulaşmayı ihmal etmediler. Okullarını bitirdikten sonra da yine istisnalar hariç devlet içinde birilerinin desteğiyle hâkim, savcı, subay oldular. Bu süreçte de görevde yükselmeleri için içki, parti, menhiyat ne varsa hepsine gönüllü bulaştılar. Çünkü “dinsiz ve din düşmanı devlet(in) bürokratları ancak seküler, laik yaşam tarzına sahip olursanız görevde yükselmenize izin verecekler”diye telkinde (haşhaş) bulunuyorlardı. Tabi, gençler de bütün bu çirkefliğe hâşâ “Allah rızası için!” bulaşıyorlardı.

Fetullahçı oldukları bilinmesin diye çoğu öğrenci “tedbiren” liseden itibaren Fetullah Gülen’in okullarından, dershanelerinden uzak tutuluyor kendilerine ait olmayan okullara gönderiliyorlardı.

Şimdi Fetullahçı İMAM abilerinin EMİRLERİ ile yıllarca Fetullahçılıklarını gizleyenler “zamanı gelince”İMAM abilerinin EMİRLERİ ile devlete, millete, ülkeye, hükümete PEARL HARBOR dalışı yaptılar.

En son Paralel hâkimler 25 Nisan günü paralel mahkeme kurarak skandal bir karara imza attılar. Görevi, yetkisi, belgesi olmayan hâkimlerin verdikleri bu karar yukarıda anlattığım koşullarda yetiştirilen hâkimlerin alabileceği bir karardır.

Paralel Mahkemenin bu skandal kararını en iyi ifade eden açıklama Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’dan geldi: "Fikri ve vicdanı hür olmayandan hâkim olmaz. Aklını ve vicdanını başkalarına kiralayan veya iradesine ipotek konmasına izin veren kişiden hâkim olmaz. Hukuk devletinde, uzaktan kumandalı yargı da yargıç da düşünülemez."

Bunlar ne mi yaptılar?

Hidayet Karaca ve çoğu KPSS hırsızlığında görev aldığı zannıyla tutuklu yargılanan polisler için tahliye kararı çıkarttılar. Görevleri değil, 29 ve 32. Asliye’nin Mahkemesinin tutukluların dosyalarını isteme yetkileri yok,inceleme yetkileri yok, ellerinde fotokopi dışında belge yok, yasal dayanakları yok, yok yok yok…

Ama her şeyin üstünde tuttukları bir şey var:

İMAMLARININ EMİR ve TALİMATI.

Ne demişti AYM Başkanı:

"Fikri ve vicdanı hür olmayandan hâkim olmaz. Aklını ve vicdanını başkalarına kiralayan veya iradesine ipotek konmasına izin veren kişiden hâkim olmaz…”

Konuyu değerli dostum Av. Muhammed Şerif Aydın ile konuştum. O yaşananları daha çarpıcı şekilde anlattı:

Bir İş Mahkemesinin boşanma kararı vermesi veya bir Ağır Ceza   Mahkemesinin tapu iptaline karar vermesi ne kadar yanlış ve vahim ise yetkili olmayan bu mahkemelerin vermiş oldukları tahliye kararları da o kadar yanlış ve vahimdir. Mısır’da 28 Nisan 2014’te 9 dakika süren bir yargılama sonucunda 683 İhvan Mensubuna idam cezası veren Minye Ceza Mahkemesi Hâkimleri ne kadar hâkim ise HSYK'nın geç de olsa görevlerinden aldığı bu şahıslar da o kadar hâkimdir.”

1-19 Ocak 2014’te MİT TIRLARIna yönelik operasyonlarındaki amaçları Batı'ya "Türkiye aşırı 'dinci örgüt'lere silah yardımı yapıyor" pasını atmaktı.

Peki, tutukluların serbest kalamayacağını bile bile kurdukları bu paralel mahkeme ile ne yapmak istediler?

“Bakın hâkimler tahliye kararı veriyor, ama AKP hukuku çiğneyip engelliyor" algısı oluşturmak ve seçim öncesi bununla Ak Partiye zarar vermek istediler. Bir de,

ÖLÜMÜ GÖZE ALARAK KAVGAYA VARIZ dediler.

Seçim öncesi emniyette, yargıda ve diğer hassas kurumlarda haşhaşilerin intihar saldırılarına şahit olacağız. Amaçları ülkeyi kaosa sürüklemek.

Devlet devlet gibi davranacak mı göreceğiz. En son HSYK’nın yine geç davrandığını gördük. Adamlar ölümüne varız diyor sayın devlet ölümüne.

ahmetay_

NOT: Yazılarımızdan dolayı hakkımızda 6. Dava da açıldı, hak yerini bulsun inşaallah.